Süleyman İrvan
Demokrasiyle
yönetilen ülkelerde medyanın en temel görevi, "dördüncü güç"
sıfatıyla iktidarı denetlemek, toplumun bilgi edinme hakkını korumak ve
yurttaşların sağlıklı kanaat oluşturabilmelerine katkı sunmaktır. Medyaya
dördüncü güç denmesinin nedeni de budur: Yasama, yürütme ve yargı güçlerinin
kararlarını halk adına takip etmek, haberleştirmek ve gerektiğinde halkı
uyarmaktır. Demokratik ülkelerde medya, iktidarın ideolojik bir aygıtı olarak
değil, kamusal denetim mekanizmasının en önemli parçası olarak kabul edilir.
Türkiye’de
medya bu şekilde mi hareket ediyor?
Tarihsel olarak
bakıldığında, çok partili yaşama geçilen 1946 yılından 2000'li yılların
başlarına kadar Türkiye’de medyanın görece bağımsız ve demokratik bir yapıda
olduğu söylenebilir. Askeri darbelere destek verdiği gerekçesiyle çokça
eleştirilmiş olsa da bu süreçte topyekûn bir “iktidar medyası” olgusu
yaşanmamıştır. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti, başlangıçta medyadan
önemli bir destek görmesine karşın, süreç içinde giderek otoriterleşince aynı
medyanın sert eleştirilerine maruz kalmıştır. Takip eden yıllarda da
iktidarları destekleyen gazeteler, hatta parti yayın organları olmuş ancak
bunlar hiçbir zaman medyanın ezici çoğunluğunu oluşturmamıştır.
AK Parti ise
medya konusunda çok daha farklı bir strateji izlemiştir. Yürüttüğü
politikalarla medyanın desteğini almaya çalışmak yerine daha garantili bir yol
seçmiş, ana akım medyanın tedricen (yavaş yavaş) kendisine destek veren iş
insanları tarafından satın alınmasını sağlamış ve böylece kendisine sadık bir
"iktidar medyası" yaratmıştır. Bugün ulusal medya olarak tanımlanan
yapının yaklaşık yüzde 90’ı bu kapsamda değerlendirilmektedir.
İktidar medyası kavramlaştırması öylesine doğrudur ki bu medya içinden konuşan
gazeteci Cem Küçük bile rahatça kullanmaktadır.
Peki, bunun
nesi kötü?
İktidar
medyasının yarattığı temel sorun, haber yapım sürecinde kamu yararını değil,
iktidara sadakati öncelemesidir. Bu durum, klasik haber değerlerini de tamamen
altüst etmiştir. İktidarı zor duruma düşürebilecek herhangi bir gelişmenin bu
mecralarda haber olma şansı yoktur. İktidarın her açıklaması canlı yayınlarla
kitlelere ulaştırılırken, muhalefet neredeyse tümüyle yok sayılmaktadır. Böyle
bir medya düzeninde haber, kamuyu bilgilendiren bir içerik olmaktan çıkıp,
siyasal meşruiyet üretme aracına dönüşmektedir.
Gazetecilik,
iktidarı elinde bulunduranların söylediklerini papağan gibi tekrarlamak
değildir. Tam tersine, iktidarın eylem ve söylemlerini araştırmak, sorgulamak
ve toplum adına hesap sormaktır. Medya bunu yapmıyorsa ya da yapamıyorsa, orada
demokrasi iyi işlemiyor demektir. Medyanın görevini yerine getirememesi ise en
başta topluma zarar verir.
Gazeteciliğin
10 temel ilkesi
Gazeteciliğin
temel ilkeleri iktidarlara veya döneme göre değişmez. . Bir yazımda da
belirttiğim gibi, gazeteciliğin evrensel düzeyde kabul görmüş ilkeleri
söz konusudur:
- Doğruluk: Gazeteciliğin kuşkusuz en önemli
ilkesidir Yapılan haberler doğrulukla ilişkisi bağlamında değer kazanır
veya değersizleşir.
- Dürüstlük: Özü sözü bir olmak, güvenilir
olmak, verdiği sözleri tutmak anlamlarına gelir.
- Editöryal Bağımsızlık: Gazetecinin herhangi bir etki
altında kalmadan neyi haber yapacağı, neyi yapmayacağı kararını özgürce
verebilmesini anlatır.
- Nesnellik: En basit anlatımla bir gazetecinin
gerçeği olduğu gibi aktarmasıdır. Gazeteci, taraf olduğu konularda haber
yaparken bile gerçeği çarpıtamaz, olanı farklı gösteremez.
- Hakkaniyet: Tartışmalı konuları haber yaparken
gazetecinin tüm taraflara hakkaniyetli biçimde yer vermesini, taraflardan
birine haksızlık etmemesini anlatır. Partizan gazeteciliğin panzehiri
hakkaniyetli gazeteciliktir.
- İnsanilik: Gazetecilerin haber yaparken
insani duygularla hareket etmeleri, özellikle mağdur konumundaki bireylere
zarar vermemeleri anlamına gelir.
- Cesaret: Gazeteciler güç odaklarının
karşısında korkmadan durabilmeli, gizlenen gerçekleri gün yüzüne çıkarmak
için çaba göstermelidirler.
- Çözüm Odaklı Gazetecilik: Gazeteci, sadece olayları ve
sorunları haber yapan değil, sorunların çözümü için çaba
gösterendir.
- Teyit: Gazetecinin görevi, doğru gibi
görünse bile, aldığı her bilgiyi teyit etmektir.
- Hesap Verebilirlik: Gazeteci, yaptığı haberlerin
sorumluluğunu alan, haber yanlış çıkmışsa hatasını kabul ederek özür
dileyen kişidir.
Bu ilkelere
göre hareket eden bir medya, asla bir iktidarın borazanı olamaz. Türkiye'nin
ihtiyacı "iktidar medyası" ya da "muhalefet medyası"
yaratmak değildir. Türkiye'nin asıl ihtiyacı, iktidardan da muhalefetten de
sermayeden de bağımsız durabilen, yalnızca kamu yararını esas alan güçlü ve
özgür bir medyadır, bağımsız gazeteciliktir.
Bir ülkede
gazeteciler iktidardan korkmaya başladıklarında otosansür başlar ve basın
özgürlüğü zayıflar. Bir ülkede gazeteciler iktidarı sorgulamaktan
vazgeçtiklerinde ise gazetecilik tamamen biter.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder