2 Haziran 2026 Salı

“İKTİDAR MEDYASI” KAVRAMI ÜZERİNE

 Süleyman İrvan

Demokrasiyle yönetilen ülkelerde medyanın en temel görevi, "dördüncü güç" sıfatıyla iktidarı denetlemek, toplumun bilgi edinme hakkını korumak ve yurttaşların sağlıklı kanaat oluşturabilmelerine katkı sunmaktır. Medyaya dördüncü güç denmesinin nedeni de budur: Yasama, yürütme ve yargı güçlerinin kararlarını halk adına takip etmek, haberleştirmek ve gerektiğinde halkı uyarmaktır. Demokratik ülkelerde medya, iktidarın ideolojik bir aygıtı olarak değil, kamusal denetim mekanizmasının en önemli parçası olarak kabul edilir.

Türkiye’de medya bu şekilde mi hareket ediyor?

Tarihsel olarak bakıldığında, çok partili yaşama geçilen 1946 yılından 2000'li yılların başlarına kadar Türkiye’de medyanın görece bağımsız ve demokratik bir yapıda olduğu söylenebilir. Askeri darbelere destek verdiği gerekçesiyle çokça eleştirilmiş olsa da bu süreçte topyekûn bir “iktidar medyası” olgusu yaşanmamıştır. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti, başlangıçta medyadan önemli bir destek görmesine karşın, süreç içinde giderek otoriterleşince aynı medyanın sert eleştirilerine maruz kalmıştır. Takip eden yıllarda da iktidarları destekleyen gazeteler, hatta parti yayın organları olmuş ancak bunlar hiçbir zaman medyanın ezici çoğunluğunu oluşturmamıştır.

AK Parti ise medya konusunda çok daha farklı bir strateji izlemiştir. Yürüttüğü politikalarla medyanın desteğini almaya çalışmak yerine daha garantili bir yol seçmiş, ana akım medyanın tedricen (yavaş yavaş) kendisine destek veren iş insanları tarafından satın alınmasını sağlamış ve böylece kendisine sadık bir "iktidar medyası" yaratmıştır. Bugün ulusal medya olarak tanımlanan yapının yaklaşık yüzde 90’ı bu kapsamda değerlendirilmektedir. İktidar medyası kavramlaştırması öylesine doğrudur ki bu medya içinden konuşan gazeteci Cem Küçük bile rahatça kullanmaktadır.

Peki, bunun nesi kötü?

İktidar medyasının yarattığı temel sorun, haber yapım sürecinde kamu yararını değil, iktidara sadakati öncelemesidir. Bu durum, klasik haber değerlerini de tamamen altüst etmiştir. İktidarı zor duruma düşürebilecek herhangi bir gelişmenin bu mecralarda haber olma şansı yoktur. İktidarın her açıklaması canlı yayınlarla kitlelere ulaştırılırken, muhalefet neredeyse tümüyle yok sayılmaktadır. Böyle bir medya düzeninde haber, kamuyu bilgilendiren bir içerik olmaktan çıkıp, siyasal meşruiyet üretme aracına dönüşmektedir.

Gazetecilik, iktidarı elinde bulunduranların söylediklerini papağan gibi tekrarlamak değildir. Tam tersine, iktidarın eylem ve söylemlerini araştırmak, sorgulamak ve toplum adına hesap sormaktır. Medya bunu yapmıyorsa ya da yapamıyorsa, orada demokrasi iyi işlemiyor demektir. Medyanın görevini yerine getirememesi ise en başta topluma zarar verir.

Gazeteciliğin 10 temel ilkesi

Gazeteciliğin temel ilkeleri iktidarlara veya döneme göre değişmez. . Bir yazımda da belirttiğim gibi, gazeteciliğin evrensel düzeyde kabul görmüş ilkeleri söz konusudur:

  • Doğruluk: Gazeteciliğin kuşkusuz en önemli ilkesidir Yapılan haberler doğrulukla ilişkisi bağlamında değer kazanır veya değersizleşir.
  • Dürüstlük: Özü sözü bir olmak, güvenilir olmak, verdiği sözleri tutmak anlamlarına gelir.
  • Editöryal Bağımsızlık: Gazetecinin herhangi bir etki altında kalmadan neyi haber yapacağı, neyi yapmayacağı kararını özgürce verebilmesini anlatır.
  • Nesnellik: En basit anlatımla bir gazetecinin gerçeği olduğu gibi aktarmasıdır. Gazeteci, taraf olduğu konularda haber yaparken bile gerçeği çarpıtamaz, olanı farklı gösteremez.
  • Hakkaniyet: Tartışmalı konuları haber yaparken gazetecinin tüm taraflara hakkaniyetli biçimde yer vermesini, taraflardan birine haksızlık etmemesini anlatır. Partizan gazeteciliğin panzehiri hakkaniyetli gazeteciliktir.
  • İnsanilik: Gazetecilerin haber yaparken insani duygularla hareket etmeleri, özellikle mağdur konumundaki bireylere zarar vermemeleri anlamına gelir.
  • Cesaret: Gazeteciler güç odaklarının karşısında korkmadan durabilmeli, gizlenen gerçekleri gün yüzüne çıkarmak için çaba göstermelidirler.
  • Çözüm Odaklı Gazetecilik: Gazeteci, sadece olayları ve sorunları haber yapan değil, sorunların çözümü için çaba gösterendir. 
  • Teyit: Gazetecinin görevi, doğru gibi görünse bile, aldığı her bilgiyi teyit etmektir. 
  • Hesap Verebilirlik: Gazeteci, yaptığı haberlerin sorumluluğunu alan, haber yanlış çıkmışsa hatasını kabul ederek özür dileyen kişidir.

Bu ilkelere göre hareket eden bir medya, asla bir iktidarın borazanı olamaz. Türkiye'nin ihtiyacı "iktidar medyası" ya da "muhalefet medyası" yaratmak değildir. Türkiye'nin asıl ihtiyacı, iktidardan da muhalefetten de sermayeden de bağımsız durabilen, yalnızca kamu yararını esas alan güçlü ve özgür bir medyadır, bağımsız gazeteciliktir.

Bir ülkede gazeteciler iktidardan korkmaya başladıklarında otosansür başlar ve basın özgürlüğü zayıflar. Bir ülkede gazeteciler iktidarı sorgulamaktan vazgeçtiklerinde ise gazetecilik tamamen biter.

“İKTİDAR MEDYASI” KAVRAMI ÜZERİNE

  Süleyman İrvan Demokrasiyle yönetilen ülkelerde medyanın en temel görevi, "dördüncü güç" sıfatıyla iktidarı denetlemek, toplum...