26 Haziran 2026 Cuma

İYİ HABER: MEDYAYA ETİK SANSÜR GİRİŞİMİNDEN VAZGEÇİLDİ

 Süleyman İrvan

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 22 Mayıs 2026 tarihinde sunulan 113 sayılı Torba Yasa’da, 195 Sayılı Basın İlan Kurumu Kanunu’nun 49. maddesi yeniden düzenleniyordu. Bu yeni düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğüne aykırı bulduğu Basın Ahlak Esasları, ‘Basın Yayın İlkeleri’ adıyla yasalaştırılmak istenmişti.

Daha önce bu girişimle ilgili olarak kendi blogumda yayımladığım yazıda da vurguladığım gibi, Akit başta olmak üzere İslamcı-muhafazakâr medya, basın yayın ilkeleri içinde sayılan “Atatürk ilke ve inkılâpları aleyhine yayın yapmak” maddesi nedeniyle girişime itiraz etmişti. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de yaptığı bir açıklamada bu itirazları dikkate alacaklarını ifade etmişti. Açıkçası dediği gibi de oldu ve "basın yayın ilkeleri" tümüyle yasa teklifinden çıkarıldı.

Ben o yazıda açıkça vurguladığım gibi, bu girişimden tümüyle vazgeçilmesi gerektiğini savunmuştum. “Eleştirel gazeteciliği cezalandırmaya yarayacak bir girişime olumlu bakabilmem mümkün değil” diye de vurgulamıştım.

BİK yönetimine sınırsız bir yorum alanı bırakılmış

24 Haziran 2026 tarihinde TBMM’de oylanarak kabul edilen 7587 sayılı Torba Kanun ile 195 Sayılı Basın İlan Kurumu Kanunu’nun iki maddesinde değişiklik yapılıyor.

İlk olarak, 35’inci maddeden sonra gelmek üzere “İnternet haber sitelerinin vasıf ve ödevleri” başlığıyla 35/A maddesi ekleniyor. Bu maddede; Resmî ilan ve reklam verilen veya bekleme süresi içindeki internet haber sitelerinin vasıfları: a) Haber sayısı, b) İçerik, c) Kadro, ç) Okur sayısı, d) En az yayın hayatı süresi bakımlarından ve uygun görülecek diğer yönlerden Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca tespit olunur. Bu Kanunun 35’inci maddesi hükmü internet haber sitelerinin ödevleri bakımından da uygulanır” deniliyor.

Resmi ilan alacak haber sitelerinde aranan vasıflar zaten 2023 yılında Basın İlan Kurumu tarafından yayımlanmış olan Resmi İlan ve Reklam Yönetmeliği’nde yer alıyordu.

Bu yeni düzenlemede kritik olan ifade, kriterlerin en sonunda yer alan “uygun görülecek diğer yönlerden” ifadesi. Bu ifade, Basın İlan Kurumu yönetimine sınırsız bir yorum alanı bırakıyor ve keyfiliğe kapı aralıyor. Bu ifade olmasa, kriterlerin objektif kriterler olduğunu söyleyebilirdik.

Torba Yasa’da ikinci olarak, 195 sayılı Kanun’un 49. Maddesi yeniden yazılmış. Bu madde ile BİK Yönetim Kurulu’na yaptırım uygulama yetkisi veriliyor: “Kurum Yönetim Kurulunca gazete, dergi ve internet haber sitelerine, bu Kanunda öngörülen vasıfları taşımamaları veya ödevleri yerine getirmemeleri halinde ihlalin niteliği, ağırlığı ve süresi gözetilerek bir günden on güne kadar resmî ilan ve/veya reklam kesme müeyyidesi uygulanmasına karar verilir. Ayrıca ilgili gazete, dergi ve internet haber sitesi bu Kanunla temin edilen diğer menfaatlerden de aynı sürelerle faydalandırılmaz.”

Bu maddede yer alan “ihlâlin niteliği, ağırlığı ve süresi” ifadesi de belirsizlik taşıyor. Yasa maddesinde bu kavramların nasıl değerlendirileceğine ilişkin nesnel kriterler bulunmuyor. Bu durumun, benzer ihlallerde farklı uygulamaların ortaya çıkmasına ve hukuki öngörülebilirlik ilkesinin zedelenmesine yol açabileceğini düşünüyorum. Yakın geçmişte Basın İlan Kurumu tarafından verilen ihlâl kararları incelenirse, ne dediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Etik ilkeler özdenetim kurumları eliyle denetlenmeli

Gazetecilik etiği hakkında dersler veren ve etik ilkeler üzerine çalışan bir akademisyen olarak, bu ilkelerin hayata geçirilmesini son derece önemsiyorum. Etik ilkelere aykırı yayınları eleştiriyor, doğru gazetecilik uygulamalarını savunmaya ve anlatmaya çalışıyorum. Ancak etik ilkelerin niteliği ile hukuki yaptırımların niteliği birbirinden farklıdır.

Etik ilkeler, özünde neyin daha doğru ve daha iyi olduğuna ilişkin yol gösterici ilkelerdir. Bu nedenle yaptırımları da esas olarak vicdani ve meslekidir; uyarma, kınama, eleştirme ve kamuoyu önünde hesap vermeye çağırma gibi mekanizmalar üzerinden işler. Etik ilkelerin meslek örgütleri ve özdenetim kurumları aracılığıyla uygulanması, gazetecilik mesleğinin evrensel kabul görmüş yaklaşımıdır.

Nitekim bugüne kadar gazetecilik etik ilkelerinin uygulanmasını gözetmek amacıyla farklı özdenetim modelleri geliştirilmiştir. Medya ombudsmanlığı, basın konseyleri ve medya etik kurulları gibi mekanizmalar hem gazetecilerin hesap verebilirliğini güçlendirmekte hem de basın özgürlüğünü koruyarak etik standartların gelişmesine katkı sağlamaktadır. Bu nedenle yapılması gereken, etik ilkelerin uygulanmasını cezai yaptırımlarla sağlamaya çalışmak değil, bağımsız, tarafsız ve etkili özdenetim kurumlarını güçlendirecek düzenlemeleri hayata geçirmektir.

2 Haziran 2026 Salı

“İKTİDAR MEDYASI” KAVRAMI ÜZERİNE

 Süleyman İrvan

Demokrasiyle yönetilen ülkelerde medyanın en temel görevi, "dördüncü güç" sıfatıyla iktidarı denetlemek, toplumun bilgi edinme hakkını korumak ve yurttaşların sağlıklı kanaat oluşturabilmelerine katkı sunmaktır. Medyaya dördüncü güç denmesinin nedeni de budur: Yasama, yürütme ve yargı güçlerinin kararlarını halk adına takip etmek, haberleştirmek ve gerektiğinde halkı uyarmaktır. Demokratik ülkelerde medya, iktidarın ideolojik bir aygıtı olarak değil, kamusal denetim mekanizmasının en önemli parçası olarak kabul edilir.

Türkiye’de medya bu şekilde mi hareket ediyor?

Tarihsel olarak bakıldığında, çok partili yaşama geçilen 1946 yılından 2000'li yılların başlarına kadar Türkiye’de medyanın görece bağımsız ve demokratik bir yapıda olduğu söylenebilir. Askeri darbelere destek verdiği gerekçesiyle çokça eleştirilmiş olsa da bu süreçte topyekûn bir “iktidar medyası” olgusu yaşanmamıştır. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti, başlangıçta medyadan önemli bir destek görmesine karşın, süreç içinde giderek otoriterleşince aynı medyanın sert eleştirilerine maruz kalmıştır. Takip eden yıllarda da iktidarları destekleyen gazeteler, hatta parti yayın organları olmuş ancak bunlar hiçbir zaman medyanın ezici çoğunluğunu oluşturmamıştır.

AK Parti ise medya konusunda çok daha farklı bir strateji izlemiştir. Yürüttüğü politikalarla medyanın desteğini almaya çalışmak yerine daha garantili bir yol seçmiş, ana akım medyanın tedricen (yavaş yavaş) kendisine destek veren iş insanları tarafından satın alınmasını sağlamış ve böylece kendisine sadık bir "iktidar medyası" yaratmıştır. Bugün ulusal medya olarak tanımlanan yapının yaklaşık yüzde 90’ı bu kapsamda değerlendirilmektedir. İktidar medyası kavramlaştırması öylesine doğrudur ki bu medya içinden konuşan gazeteci Cem Küçük bile rahatça kullanmaktadır.

Peki, bunun nesi kötü?

İktidar medyasının yarattığı temel sorun, haber yapım sürecinde kamu yararını değil, iktidara sadakati öncelemesidir. Bu durum, klasik haber değerlerini de tamamen altüst etmiştir. İktidarı zor duruma düşürebilecek herhangi bir gelişmenin bu mecralarda haber olma şansı yoktur. İktidarın her açıklaması canlı yayınlarla kitlelere ulaştırılırken, muhalefet neredeyse tümüyle yok sayılmaktadır. Böyle bir medya düzeninde haber, kamuyu bilgilendiren bir içerik olmaktan çıkıp, siyasal meşruiyet üretme aracına dönüşmektedir.

Gazetecilik, iktidarı elinde bulunduranların söylediklerini papağan gibi tekrarlamak değildir. Tam tersine, iktidarın eylem ve söylemlerini araştırmak, sorgulamak ve toplum adına hesap sormaktır. Medya bunu yapmıyorsa ya da yapamıyorsa, orada demokrasi iyi işlemiyor demektir. Medyanın görevini yerine getirememesi ise en başta topluma zarar verir.

Gazeteciliğin 10 temel ilkesi

Gazeteciliğin temel ilkeleri iktidarlara veya döneme göre değişmez. . Bir yazımda da belirttiğim gibi, gazeteciliğin evrensel düzeyde kabul görmüş ilkeleri söz konusudur:

  • Doğruluk: Gazeteciliğin kuşkusuz en önemli ilkesidir Yapılan haberler doğrulukla ilişkisi bağlamında değer kazanır veya değersizleşir.
  • Dürüstlük: Özü sözü bir olmak, güvenilir olmak, verdiği sözleri tutmak anlamlarına gelir.
  • Editöryal Bağımsızlık: Gazetecinin herhangi bir etki altında kalmadan neyi haber yapacağı, neyi yapmayacağı kararını özgürce verebilmesini anlatır.
  • Nesnellik: En basit anlatımla bir gazetecinin gerçeği olduğu gibi aktarmasıdır. Gazeteci, taraf olduğu konularda haber yaparken bile gerçeği çarpıtamaz, olanı farklı gösteremez.
  • Hakkaniyet: Tartışmalı konuları haber yaparken gazetecinin tüm taraflara hakkaniyetli biçimde yer vermesini, taraflardan birine haksızlık etmemesini anlatır. Partizan gazeteciliğin panzehiri hakkaniyetli gazeteciliktir.
  • İnsanilik: Gazetecilerin haber yaparken insani duygularla hareket etmeleri, özellikle mağdur konumundaki bireylere zarar vermemeleri anlamına gelir.
  • Cesaret: Gazeteciler güç odaklarının karşısında korkmadan durabilmeli, gizlenen gerçekleri gün yüzüne çıkarmak için çaba göstermelidirler.
  • Çözüm Odaklı Gazetecilik: Gazeteci, sadece olayları ve sorunları haber yapan değil, sorunların çözümü için çaba gösterendir. 
  • Teyit: Gazetecinin görevi, doğru gibi görünse bile, aldığı her bilgiyi teyit etmektir. 
  • Hesap Verebilirlik: Gazeteci, yaptığı haberlerin sorumluluğunu alan, haber yanlış çıkmışsa hatasını kabul ederek özür dileyen kişidir.

Bu ilkelere göre hareket eden bir medya, asla bir iktidarın borazanı olamaz. Türkiye'nin ihtiyacı "iktidar medyası" ya da "muhalefet medyası" yaratmak değildir. Türkiye'nin asıl ihtiyacı, iktidardan da muhalefetten de sermayeden de bağımsız durabilen, yalnızca kamu yararını esas alan güçlü ve özgür bir medyadır, bağımsız gazeteciliktir.

Bir ülkede gazeteciler iktidardan korkmaya başladıklarında otosansür başlar ve basın özgürlüğü zayıflar. Bir ülkede gazeteciler iktidarı sorgulamaktan vazgeçtiklerinde ise gazetecilik tamamen biter.

SANSÜR YASASI OLARAK ADLANDIRILAN TCK 217/A'DAN ETKİLENEN GAZETECİ SAYISI GİDEREK ARTIYOR

Süleyman İrvan 13 Ekim 2022 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan “ Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ” isim...