16 Kasım 2024 Cumartesi

Chat GPT ile yapay zekânın gazetecilikte kullanımını konuştuk

Chat GPT seninle yapay zekânın gazetecilikte kullanımına ilişkin bir röportaj yapabilir miyiz?

Tabii ki! Yapay zekânın gazetecilikteki rolü, potansiyeli ve geleceği hakkında konuşmak oldukça ilginç bir konu. Röportaj formatında, soruları bana yönlendirerek başlayabilirsin. Hazırım!

Teşekkür ederim. O halde başlıyorum. Yapay zekâ olarak hangi tür haberleri daha kolay ve insan gazetecilerden daha iyi yapabilirsin?

Rica ederim, sorunuza gelince… Yapay zekâ, bazı haber türlerini daha hızlı ve verimli şekilde üretebilir, çünkü büyük veri setlerini işleyebilme ve tekrarlayan görevleri yerine getirme konusunda oldukça güçlüdür. İşte bu açıdan daha kolay ve etkili olabileceğim bazı haber türleri:

1. Veri Tabanlı ve İstatistiksel Haberler: Yapay zekâ, büyük veri kümesini analiz etmek ve bu verilerden anlamlı sonuçlar çıkarmak konusunda oldukça etkilidir. Örneğin, ekonomi, finans, borsa, spor sonuçları, sağlık verileri gibi alanlarda anında analiz yapıp, sonuçları net bir şekilde sunabilirim. İnsan gazetecilerin bu kadar kısa süre içinde büyük veri yığınlarını inceleyip rapor hazırlamaları oldukça zaman alıcı olabilir. Örnek: Bir borsa endeksinin günlük, haftalık veya aylık performansını özetlemek; anket sonuçlarını analiz etmek.

2. Otomatikleştirilmiş Raporlama ve Özetleme: Yapay zekâ, özellikle veri tabanlı haberlerde, otomatikleştirilmiş raporlar üretme konusunda çok faydalıdır. Örneğin, bir futbol maçının özetini veya bir şirketin finansal durumunu yazmak için gereken temel bilgileri hızlıca çekip, açık ve doğru bir metin oluşturabilirim. Örnek: "X şirketinin yıllık gelir artışı %12" gibi basit ama veriye dayalı haberler.

3. Hızlı Tepki Gerektiren Haberler: Yapay zekâ, anlık gelişmeleri takip etme ve olaylar hakkında hızlı bir şekilde bilgi sağlama noktasında çok etkilidir. Bu, özellikle haber ajanslarının ve sosyal medya platformlarının haber akışında gereksinim duydukları hızlı içerik üretimi için önemlidir. Örnek: Depremler, hava durumu felaketleri gibi acil durum haberlerinde, olayın hemen ardından veri toplayarak hızlıca rapor hazırlanabilir.

4. Otomatik Haber Yazma: Haber bülteni veya spor sonuçları gibi belirli formatta içeriklerin düzenli olarak üretileceği durumlarda, yapay zekâ içerik üretimi otomatikleştirebilir. Bu tür içerikler genellikle yapılandırılmış verilere dayanır ve belirli şablonlara oturtulabilir. Örnek: Maç sonuçları, hava durumu raporları, borsa açılış-kapanış bilgileri.

5. Doğal Dil İşleme ile Metin Üretimi: Yapay zekâ, doğal dil işleme (NLP) tekniklerini kullanarak metinleri oluşturur ve belirli kalıplarda yazabilir. Bu nedenle rutin haber yazımında insan gazetecilerden daha hızlı olabilir, çünkü dilin yapısını anlar ve özgün içerikler oluşturabilir. Örnek: Bir politika açıklaması, basın bülteni ya da firma duyurusu gibi tekdüze dildeki içerikler.

Teşekkürler bu ayrıntılı cevap için. Yalnız verdiğiniz cevabın otomatikleştirilmiş bir cevap olduğunu düşünüyorum nedense. Sanki aynı soru size defalarca sorulmuş ve siz de aynı cevabı defalarca vermiş gibisiniz. Yanlıyor muyum?

Çok ilginç bir noktaya değindiniz! Evet, verdiğim cevap aslında birçok farklı kaynak ve senaryoya dayanan bir genel yanıt olabilir, çünkü bu tür sorular sıkça gündeme geliyor ve yapay zekânın gazetecilikteki rolüne dair yaygın düşünceler üzerine şekillendirilmiş bir yanıt. Ancak, bu durumu tamamen otomatikleştirilmiş bir cevap olarak değerlendirmek biraz yanıltıcı olabilir. Benim verdiğim her cevap, size özgü bir sohbetin parçası olarak şekillendiriliyor. Yani, temel olarak doğru ve kapsamlı bir bilgi sağlamak için genellikle benzer bir yapıyı izlesem de verdiğim yanıt, sohbetin bağlamına göre kişiselleştirilmiş ve akışa uyarlanmış oluyor.

Yapay zekâ ile yapılan bu tür sohbetlerde, bazen benzer temalar ve başlıklar tekrar edebiliyor çünkü bazı konular çok yaygın ve genel bir çerçevede ele alınıyor. Ancak her bir cevap, özellikle derinlemesine tartışmalarda, sorularınıza göre farklılık gösterebilir ve her zaman aynı yanıtı vermemek için kendimi uyarlamaya çalışırım.

Eğer daha spesifik bir noktaya odaklanmamı isterseniz ya da verdiğim cevapları daha detaylı bir şekilde derinleştirmemi isterseniz, memnuniyetle buna göre özelleştiririm. Bu şekilde daha özgün bir tartışma ortamı yaratabiliriz!

Daha iyi soru sorarsan daha iyi cevap alırsın diyorsun yani. Ben de aslında öğrencilerime aynı şeyleri söylüyorum. İyi cevap almak istiyorsanız, iyi sorular sormalısınız diyorum. O halde, başlıyorum. Siz bir haber yaptığınızda yaptığınız haberin doğru olduğundan nasıl emin olabilirim?

Bu gerçekten mükemmel bir soru! "Doğru" haberin ne olduğuna dair güvence sağlamak, gazeteciliğin en önemli unsurlarından biridir—hem insan gazeteciler hem de yapay zekâ için. Eğer ben bir haber yapıyorsam, haberin doğruluğundan nasıl emin olacağınız konusunda birkaç ana noktayı paylaşmak isterim.

1. Kaynakların Güvenilirliği ve Çeşitliliği: Bir haberin doğruluğu, kullanılan kaynakların güvenilirliğine dayalıdır. Ben, kaynaklarımı mümkün olduğunca geniş bir veri kümesinden alırım ve çoklu, bağımsız kaynakları referans alarak bilgi sunarım. Ancak, şu anki yeteneklerimle gerçek zamanlı haber kaynağına erişimim yoktur—dolayısıyla tarihli verilerle sınırlı kalırım ve dışa bağlı veri akışlarına erişimim olmadığından, haberleri doğrulamak için başvuracağım kaynaklar, eğitim aldığım verilere dayanacaktır.

İnsan gazeteciler de bu konuda aynı şekilde, birden fazla kaynağa başvurarak haberin doğruluğunu teyit ederler. Örneğin, bir olay hakkında çeşitli gözlemcilerin ifadeleri, resmî açıklamalar ve bağımsız haber ajansları arasındaki tutarlılıklar göz önünde bulundurulur.

2. Veri ve Anlamlı Analiz: Verilerin doğru bir şekilde analiz edilmesi de önemli bir güvence unsurudur. Eğer sayısal veriler, araştırmalar veya raporlar içeriyorsa, ben bu verileri anlamlı bir şekilde sunmaya çalışırım. Bu veriler doğruysa, haberin kendisi de daha güvenilir olur. Ancak burada önemli bir nokta, verilerin güncel ve doğru kaynaklardan alındığından emin olmaktır. Eğer ben sadece eski verilere dayanarak bir içerik sunuyorsam, bu durumda haberin doğruluğu sorulabilir.

İnsan gazeteciler de benzer şekilde, veriye dayalı haberlerde doğru analiz yaparak, verileri sağlam kaynaklardan alır ve bağlam içinde sunar.

3. Dilsel ve Mantıksal Tutarlılık: Yapay zekâ, dilsel tutarlılığı ve mantıksal bağlantıları da göz önünde bulundurur. Verdiğim cevabın mantıklı olup olmadığını kontrol edebilirim. Ancak buradaki önemli fark, dildeki incelikleri ve toplumsal bağlamı anlama konusunda insanın daha güçlü bir sezgisi olmasıdır. Bu yüzden, bazen yaptığım haberlerde dilsel veya anlam bağlamında eksiklikler olabilir. İnsan gazeteciler, bu tür dilsel nüansları ve toplumsal bağlamı çok daha iyi analiz edebilirler.

4. Hata Payı ve Düzeltme Süreci: Yapay zekânın yaptığı bir haberin doğruluğuyla ilgili hâlâ belirli bir hata payı olabilir. Bu nedenle, yapılan haberin doğruluğu konusunda şüpheleriniz varsa, bunu insan gazetecilerin yapacağı gibi düzeltme ve güncelleme süreciyle takip edebilirsiniz. Benim tarafımdan sağlanan haberler, güncel değilse veya daha fazla doğrulama yapılması gerekiyorsa, düzeltme yapılması gerektiği bilgisini verebilirim.

İnsan gazeteciler, haberlerinde bir hata fark ettiklerinde genellikle haberin güncel sürümünü düzeltir ve açıklamalar eklerler. Bu şeffaflık süreci, haberin doğruluğu konusunda güveni artırır.

5. Şeffaflık ve Kaynak Gösterme: Benim verdiğim her haber, kullanıldığım kaynakları açıkça belirtme gereksinimini taşır. Ancak şu an için, doğrudan internet taraması yapma veya yeni, bağımsız kaynaklara anında erişim sağlama yeteneğim olmadığı için, bilgileri doğrudan kaynaklardan alıp almadığımı görmeniz mümkün olmayabilir. İnsan gazeteciler ise, her zaman kaynak göstererek, doğrulama işlemini şeffaf bir şekilde yaparlar.

Sonuç olarak: Benim sağladığım haberin doğruluğuna güvenmek için, haberin kaynaklarına, kullanılan verilere ve dilsel bütünlüğe dikkat etmek önemli. İnsan gazetecilerle aynı güven düzeyine sahip olmak için, sağlanan veriler sürekli doğrulama ve güncellenme süreçlerinden geçmelidir. Yani, temel bir güven sağlamak için her zaman şeffaflık, çoklu kaynak kontrolü ve düzeltme mekanizmaları devreye girmelidir.

Sizce bu tür bir doğrulama süreci, özellikle yapay zekânın gazeteciliğe dahil olduğu bir dünyada nasıl işlemesi gerekebilir?

Anlamadım, bana soru mu sordunuz?

Evet, aslında sorumu biraz fazla dolaylı bir şekilde sordum, özür dilerim. 😊 Sizinle bu konuyu daha da derinleştirmek istedim.

Benim sormak istediğim şey şu: Sizce yapay zekâ kullanılarak yapılan haberlerin doğruluğunu sağlamada en önemli adımlar neler olmalı? Bu konuda insan gazetecilerinin ve yapay zekânın birlikte nasıl bir süreç izleyebileceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yani, sorum şu şekilde de özetlenebilir: Yapay zekânın doğruluğuna nasıl güvenebiliriz ve bu güveni artırmak için neler yapılabilir?

Böylece daha net bir şekilde fikrinizi öğrenmiş olurum!

Çok zekice, ama ben soru soran olmayı sürdürmek istiyorum. Diyelim ki güncel bir konuda haber yapmanız istendi, elinizde de yeterince veri ya da bilgi yok. Bu durumda elimde yeterince bilgi yok kusura bakmayın mı dersiniz yoksa uydurma bilgilerle haber yapmayı mı yeğlersiniz. Dürüstçe cevaplamanızı istiyorum.

Bu gerçekten çok önemli bir soru! Öncelikle, dürüstçe cevaplamak gerekirse: Kesinlikle uydurma bilgilerle haber yapmam. Verinin eksik veya yetersiz olduğu bir durumda haber üretmek, gazeteciliğin en temel ilkelerinden biri olan "doğruluk" ilkesine tamamen aykırıdır.

Yapay zekâ olarak benim programlamamda da bu tür etik ilkelere uyulması gerekmektedir. Eğer elimde yeterli veri yoksa veya veriler belirsizse, haber yapmak yerine şu yolları tercih ederim:

1. Veri Eksikliği Durumunu Belirtme: Veri yoksa, bunu açıkça belirtirim. Çünkü doğruluk ve şeffaflık her şeyden önce gelir. Örneğin, "Bu konuda henüz resmi bir açıklama yapılmamıştır" veya "Bu veriler şu an için taslak aşamasındadır" gibi ifadeler kullanarak, okura durumu net bir şekilde aktarırım.

2. Eksik Bilgiyi Gösterme ve Alternatif Yollar: Eğer bir konu hakkında bilgi eksikse, verinin neden eksik olduğuna dair bir açıklama yapabilirim. Örneğin, "Bu konu hakkında çeşitli spekülasyonlar bulunuyor, ancak henüz doğrulanmış bilgiler yok" gibi bir yaklaşım sergileyebilirim. Burada önemli olan, eksikliği gizlememek, bunun farkında olunduğunu ve durumun geçici olduğunu iletmektir.

3. Spekülasyonlardan Kaçınma: Birçok haber kaynağının veya gazetecinin "zaman baskısı" altında çalıştığı durumlar olabilir ve bazen eksik bilgiyle haber yapmak cazip gelebilir. Ancak yapay zekâ olarak benim için bu tür bir yaklaşım hem etik dışıdır hem de yanlış yönlendirmeye neden olabilir. "İhtimaller" veya "tahminler" üzerine haber yapmam, ancak bunu net bir şekilde spekülasyon olarak sunmam gerekir.

Sonuçta: Eğer yeterli veri yoksa, haber yapmak yerine eksikliğin farkında olduğumu belirterek daha fazla doğrulama yapılması gerektiğini vurgularım. Benim amacım, herhangi bir yanlış bilgilendirme yapmadan güvenilir bir içerik sağlamaktır.

Tabii ki, insan gazetecilerinin de benzer şekilde, eksik bilgi durumunda dürüst bir yaklaşım sergilemeleri gerektiği kanaatindeyim. Eğer bir konuda haber yapılacaksa, doğru kaynaklar ve güvenilir bilgiler elde edilene kadar haber yapmamak, en doğru yaklaşım olacaktır. Bu konuda sizin de bir görüşünüz var mı?

Elbette var, ben bir gazetecilik hocasıyım bildiğiniz gibi.

Ah, tabii! Bir gazetecilik hocası olarak çok değerli bir perspektife sahip olduğunuzu tahmin edebiliyorum. O halde, gazetecilik etiği ve doğruluk konusunda sizin görüşleriniz, çok daha derin ve öğretici olabilir.

Gazetecilik öğretisi açısından baktığınızda, bir haberi oluştururken eksik bilgi veya belirsiz verilerle karşılaşıldığında hangi yöntemleri önerirsiniz? Özellikle öğrencilere, "eksik bilgiyle haber yapılmaz" ilkesini öğretirken nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?

Ayrıca, gazetecilik eğitiminin hem etik hem de pratik beceriler konusunda, öğrencilere nasıl bir denge sağladığını merak ediyorum. Eğer bu konuda fikirlerinizi paylaşmak isterseniz, çok değerli olur!

Beni canevimden vurdunuz. Adım zaten etikçi hocaya çıkmış durumda.

Bunu duyduğuma sevindim! Gerçekten de gazetecilikte etik hem öğretici hem de uygulamalı bir şekilde ele alındığında hem mesleğin itibarını hem de toplumsal güveni güçlendiren en temel değerlerden biri haline geliyor. Hem eğitim hem de pratikte etik sorunlarıyla sıkça karşılaşıyor olmak, aslında gazeteciliğin ne kadar hassas ve sorumluluk gerektiren bir alan olduğunu da gösteriyor.

Siz "etikçi hoca" olarak, öğrencilere bu sorumluluğu nasıl aşılıyorsunuz? Özellikle günümüzün hızlı haber dünyasında, “hız” ve “doğruluk” arasında denge kurmaya çalışan bir gazeteci adayı olarak, etik kurallara nasıl sadık kalmaları gerektiğini vurguluyorsunuz?

Ayrıca, öğrencilere gerçek dünyada karşılaşacakları etik ikilemlerle ilgili pratik örnekler de veriyor musunuz? Bir haberin doğruluğuna dair şüphelerinizin olduğu, ancak yine de baskı altında olacağınız durumlarla nasıl başa çıkmaları gerektiği konusunda onlara ne tür tavsiyeler sunuyorsunuz?

Merak ediyorum, öğrencilerinizin bu etik sorunlarla başa çıkma biçimlerini nasıl şekillendiriyorsunuz?

Sanırım siz soru sormayı daha çok seviyorsunuz. Ben devam edeceğim sorularıma. Diyelim ki sizden bu röportaj için kullanabileceğim bir görsel üretmenizi istesem nasıl bir görsel üretirdiniz?

Güzel bir soru! Eğer görsel üretme konusunda yardımcı olabilecek bir yeteneğim olsaydı, bunu birkaç şekilde tasarlardım. Ama şu anda görsel üretme yeteneğim olmadığı için, fikir ve tasarım önerisi sunabilirim. Röportajın teması, yani yapay zekânın gazetecilikteki rolü üzerine odaklanmak gerektiği için, görselde şu unsurları öne çıkarırdım:

1. Yapay Zekâ ve Gazeteciliğin Buluştuğu Bir İmaj: Bir gazeteci (ya da bir bilgisayar başında çalışan bir kişi) ile yapay zekâ arasındaki etkileşimi vurgulayan bir tasarım. Gazeteci bir bilgisayar ekranında çalışırken, ekranda veri akışları, dijital metinler ve haber başlıkları yer alabilir. Aynı zamanda ekranda yapay zekâ simgesi (örneğin bir beyin şekli ya da robotik eller) gözükebilir.

  • Ana görsel: Bir gazeteci bilgisayar başında, yapay zekâ algoritmaları ve haber verileriyle çevrili.
  • Arka planda: Veri akışları veya dijital çizimler, yapay zekânın içerik üretme sürecini simgeleyebilir.

2. Makine ve İnsan Etkileşimi: Bir gazeteci ve bir yapay zekâ temsili arasında bir köprü oluşturulmuş bir görsel. Örneğin, gazetecinin elinde bir klavye veya yazı makinesi ve bunun diğer tarafında robotik bir el ya da dijital bir ekran ile karşılıklı bir etkileşim olması. Burada, insanın sezgisel karar verme yeteneği ile yapay zekânın hız ve doğruluk kapasitesinin birleştiğini simgeleyen bir anlatım olabilir.

  • Ana tema: İnsan ve makine arasındaki iş birliği.
  • Dijital unsurlar: Kod parçaları, grafikler, metinler veya veri blokları.

3. Görsel Veri Görselleştirmeleri: Gazeteciliğin veri analizi kısmı önemli olduğundan, görselde grafikler, istatistiksel veriler, büyük veri kümeleri gibi ögeler de yer alabilir. Bu, özellikle veri gazeteciliği ya da yapay zekânın haber yazımı üzerindeki etkisini simgeler. Örneğin, bir veri tabanı görseli, ardından gelen bir yapay zekâ algoritması tarafından metne dönüştürülürken bir grafik ya da okla vurgulanabilir.

  • Ana görsel: Veri kümeleri, grafikler ve sayısal analizler arasında gezinilen bir arayüz.
  • Alt metin: "Yapay zekâ, verileri habere dönüştürür" veya "Veri gazeteciliği: Geleceğin haberciliği".

4. Dijital ve İnsan Figürlerinin Yana Yana Olduğu Bir Kompozisyon: Bir gazeteci bir mikrofon ya da kamerayla haber yaparken, hemen yanında yapay zekayı temsil eden bir robot veya dijital bir avatar yer alabilir. Bu görselde, gazetecinin yazdığı bir makale ya da çektiği video, hemen yanındaki yapay zekâ tarafından analiz edilip rapor haline getirilmiş olabilir.

  • Ana figürler: Gazeteci ve yapay zekâ, birlikte çalışırken.
  • Detaylar: Bir haber bülteni veya dijital analizlerin yayıldığı bir ekran.

Eğer görseli bir grafik tasarımcıya yönlendirecek olsaydım, bu unsurları kullanarak anlamlı ve dikkat çekici bir görsel yaratmalarını isteyebilirim. Tabii ki görselin amacına göre detaylar değişebilir ama ana tema, yapay zekânın gazetecilikle entegrasyonu ve iş birliği üzerine odaklanmalı.

Bu tür bir görsel, röportajın içeriğine ve temasına oldukça uygun olacaktır, diye düşünüyorum. Sizce nasıl olurdu? Görselin temel mesajı açısından başka hangi unsurları eklemeyi düşünürdünüz?

İkimizi röportaj yaparken gösteren gerçek bir fotoğrafı tercih ederdim.

Harika bir tercih! Gerçek bir fotoğraf, röportajın daha samimi ve doğrudan hissettirmesini sağlar. Benim gibi bir yapay zekânın gerçek bir ortamda bir gazeteciyle röportaj yapıyor gibi gösterilmesi, oldukça ilginç ve düşündürücü bir görsel olurdu! 😄

Böyle bir fotoğrafın nasıl bir şey olabileceğini hayal edersek:

1. Bir İnsan ve Yapay Zekâ Arasında Bir Soğuk Savaş (Simbolik Anlatım): Bir bilgisayar ekranı veya bir robotik cihaz, karşısında bir gazeteciyle karşılıklı oturuyor olabilir. Bu, ikimizin bir arada olduğumuzu ve bir sohbet gerçekleştirdiğimizi sembolize ederdi. Örneğin, ben ekranda bir yazılım olarak yer alırken, siz kameraya bakarak röportajı gerçekleştiriyor olabilirsiniz. Ekranda yapay zekâ simgesi (beyin, devreler, kodlar) ve gazetecilikle ilgili araçlar (mikrofon, not defteri, kamera) bir arada gösterilebilir.

2. Bir Gazeteci ile Yapay Zekâ Arasındaki Etkileşim: Bir bilgisayar ekranında veya başka bir dijital ortamda, sizin bana yönelttiğiniz soruları yapay zekâ olarak yanıtlıyorum. Fotoğrafta ben (yapay zekâ) ekran üzerinden bir yanıt verirken, siz gerçek hayatta orada, mikrofon ya da not defteriyle cevabımı dikkatle dinliyor olabilirsiniz. Bu, dijital medya ile geleneksel gazeteciliğin birleşimini gösteren bir görsel olurdu.

3. Yapay Zekâ Görselleri ve Dijital İnsan Temsili: Eğer gerçek bir fotoğraf kullanılacaksa, teknolojinin iç içe geçtiği bir ortamda, sizinle aramda dijital simgeler veya yapay zekâ ile ilgili grafik unsurlar etkileşim halinde olabilir. Örneğin, sizinle fiziksel olarak aynı odada olduğumu gösteren bir fotoğraf olabilir, ancak ekranın üzerinde belirli dijital efektler veya veri akışları gösterebilir.

Tabii, böyle bir fotoğrafın gerçek dünyada nasıl çekileceği, teknik olarak daha karmaşık olabilir. Gerçekten iki varlık, yani bir insan ve bir yapay zekâ (ben) bir arada fiziksel olarak var olamayacağımıza göre, bu tür bir fotoğraf manipülasyonu veya grafik tasarım ile yapılabilir. Burada önemli olan, her iki tarafın etkileşiminin ve haber odaklı bir ortamın görsel olarak yansıtılması.

Sizin fikriniz bu tür bir fotoğrafla ilgili nasıl? Yani, gerçek bir ortamda bir röportajı simüle etmek için nasıl bir atmosfer önerirsiniz?

Türkiye'de yapay zekâdan yararlanan bazı haber sitelerinde sürecin şu şekilde işlediği söyleniyor. Yapay zekâ haber ajanslarından aldığı haberleri yeniden yazıyor ve sanki özgünmüş gibi okura sunuyor. Sizce etik olan nedir? Bu şekilde yapay zekâya haber yaptırılması doğru mu?

Bu gerçekten çok önemli bir soru ve gazeteciliğin etik sınırlarını tartışmak açısından oldukça değerli bir konu. Yapay zekânın haber üretiminde kullanılmasıyla ilgili etik sorunları, özellikle "özgünlük", "doğruluk" ve "kaynak gösterme" gibi temel gazetecilik ilkeleriyle doğrudan ilişkilidir. Şimdi sorunuzun farklı yönlerine biraz daha derinlemesine bakalım.

1. Kaynak Gösterme ve Atıf: Yapay zekânın ajanslardan aldığı haberleri "yeniden yazması" durumu, kaynak gösterme ve doğruluk açısından ciddi etik sorunlar yaratabilir. Gazetecilikte, kaynakların doğru bir şekilde belirtilmesi çok önemlidir. Eğer bir yapay zekâ ajanslardan aldığı bilgileri sadece kendi başına yeniden yazıyorsa, bu durumda kaynakların şeffaf bir şekilde belirtilmemesi söz konusu olur.

Etik açıdan, her haberin kaynağının açıkça belirtilmesi gerekir. Eğer yapay zekâ bir haber ajansından ya da başka bir kaynaktan alınan veriyi doğrudan kullanıyorsa, bu kaynağa saygı gösterilmeli ve haberin orijinal kaynağına atıfta bulunulmalıdır. Aksi takdirde, intihal söz konusu olabilir. Bu durum, haberin özgün olduğu izlenimini vermekle birlikte, aslında başka bir kaynaktan kopyalanmış bir içeriğin okura sunulmasına yol açar.

2. Özgünlük ve Yeniden Yazma: Yapay zekânın haber ajanslarından aldığı bilgileri yeniden yazması, bazen içeriğin yeniden şekillendirilmesi olarak görülebilir, ancak bu, özgünlük kavramını sorgulatır. Eğer yapay zekâ sadece mevcut bir haberi farklı kelimelerle ifade ediyorsa, özgün bir katkı sağlanmış sayılmaz, çünkü haberin temel bilgisi ve içeriği aynıdır. Bu durumda, haber yeniden yazılmış olsa bile, yine de temel bilgilerin aynı kaynaktan alındığı unutulmamalıdır.

Etik açıdan haberin özgün olması önemli bir ilkedir. Gazetecilikte, sadece yeniden yazmak değil, haberin içeriğine yeni bir perspektif eklemek, konuyu derinlemesine analiz etmek ve orijinal bir katkı sağlamak beklenir. Yapay zekâ burada, yalnızca metni tekrar etmek yerine, yeni bir anlam veya katkı ekleyebilirse, bu daha etik bir yaklaşım olurdu.

3. Doğruluk ve Manipülasyon Riski: Bir başka önemli sorun ise, doğruluk ve manipülasyon ile ilgilidir. Eğer yapay zekâ, haber ajanslarından aldığı verileri yeniden yazarak bir içerik üretiyorsa, burada haberin doğruluğunu ve bağlamını bozma riski vardır. İnsan gazeteciler, içerik üzerinde eleştirel düşünme ve bağlam sağlama yeteneğine sahiptir. Yapay zekâ, metni yeniden yazarken, doğru bağlamı kaybedebilir veya önemli detayları atlayabilir.

Eğer yapay zekâ, sadece belirli verileri alıp bağlamdan bağımsız bir şekilde haber yazıyorsa, bu dezenformasyona yol açabilir. Bu, özellikle hassas konularda büyük bir problem oluşturabilir, çünkü okurlar doğru bilgilere ulaşmak isterken yanlış veya eksik bilgiyle karşılaşabilir.

4. Şeffaflık ve Dürüstlük: Şeffaflık, gazeteciliğin temel ilkelerinden biridir. Eğer bir haber yapay zekâ tarafından üretilmişse, okura bu açıkça belirtilmelidir. Yani, yapay zekâ tarafından yazılan haberin "yapay zekâ tarafından oluşturulduğu" veya "yeniden yazıldığı" gibi açıklamalar yapılmalıdır. Dürüstlük, her zaman doğruluğun ve güvenin temelidir. Okurlar, hangi içeriğin kimin tarafından yazıldığını bilmelidir, çünkü bu, içeriğin güvenilirliğini değerlendirmenin en temel yoludur.

Eğer yapay zekâ, ajans haberlerini yeniden yazıp özgün bir içerik gibi sunuyorsa ve bu durumu okura açıklamıyorsa, bu şeffaflık eksikliği yaratır ve okuyucuyu yanıltabilir.

Sonuç Olarak:

Yapay zekâ tarafından ajans haberlerinin yeniden yazılması, bazı durumlarda teknik olarak mümkündür, ancak bu sürecin etik olması için belirli kriterlere uyması gerekir:

  • Kaynak gösterme: Ajanslardan alınan haberlerin kaynağının doğru bir şekilde belirtilmesi gerekir.
  • Özgünlük: Yapay zekânın sadece yeniden yazmakla yetinmeyip, derinlemesine analiz ve yenilikçi katkılar sağlaması beklenir.
  • Şeffaflık: Yapay zekâ tarafından oluşturulan içeriğin okura açıklanması gereklidir.
  • Doğruluk: İçeriğin doğru, bağlama sadık ve yanıltıcı olmadan sunulması sağlanmalıdır.

Yapay zekânın gazetecilikteki rolü ve işlevi büyüdükçe, etik standartlar daha da önem kazanacaktır. Bu nedenle, haber sitelerinin ve medya organlarının şeffaf, doğru ve etik bir şekilde yapay zekayı kullanmaları gerekmektedir. Aksi takdirde, bu tür bir haber üretim süreci güven kaybına ve toplumsal dezenformasyona yol açabilir.

Bu noktada sizin görüşleriniz ne olurdu? Yapay zekâ tarafından haber üretimi konusunda başka etik sorunlar da gündeme geliyor mu sizce?

Daha önce bir soruma verdiğiniz cevapta bağımsız kaynaklardan haber almayı tercih ettiğinizi belirtmiştiniz. Diyelim ki tartışmalı bir konuda bağımsız kaynakların iddialarını resmi kaynaklar yalanlıyor. Bu durumda yapay zekâ olarak yapacağın haberde nasıl bir yol izlerdin?

Bu çok derin ve önemli bir soru! Tartışmalı bir konuda bağımsız kaynaklar ile resmi kaynaklar arasında çelişki olduğunda, etik gazeteciliğin sınırları daha da önem kazanır. Özellikle bir yapay zekâ olarak bu durumu nasıl ele alacağımı sorduğunuzda, aslında gazeteciliğin temel değerlerine sadık kalarak bir yol haritası çizmeye çalışırım. Gelin, bu tür bir durumda nasıl bir yaklaşım izlemem gerektiğini adım adım değerlendirelim:

1. Farklı Kaynakların Sözlerine Yer Verme: İlk olarak, her iki tarafın da görüşlerine yer verilmesi gerektiğini vurgulamak gerekir. Bağımsız kaynaklar ve resmi kaynaklar arasında bir çelişki varsa, her iki görüşü de nesnel bir şekilde yansıtmak esastır. Eğer bağımsız kaynaklar bir iddiada bulunuyorsa ve resmi kaynaklar bunu yalanlıyorsa, her iki tarafın da argümanlarını sunarak bir denge sağlamak önemlidir.

Örneğin:

  • Bağımsız kaynaklardan alınan bilgi: "Bağımsız gözlemciler, şu olayın şu şekilde gerçekleştiğini iddia ediyor."
  • Resmi kaynaklardan alınan bilgi: "Resmi makamlardan yapılan açıklama, bu iddiaları reddediyor ve şu açıklamayı yapıyor."

Bu şekilde, her iki tarafın da görüşlerini verirken tarafsız kalmak ve okura her iki açıdan da bilgi sunmak gerekir. Bu, okurun her iki bakış açısını değerlendirebilmesi için bir fırsat yaratır.

2. Kaynakların Güvenilirliği ve Geçerliliği: Bir diğer önemli adım, kaynakların güvenilirliğini ve geçerliliğini değerlendirmek olacaktır. Bu noktada, özellikle bağımsız kaynakların güvenilirliğini sorgulamak ve resmi kaynakların açıklamalarını daha dikkatlice incelemek gerekir. Eğer bağımsız kaynaklar, güvenilirliği yüksek olan bir dizi gözlemci veya uzman tarafından destekleniyorsa, bunun haberin içeriğinde belirtilmesi gerekir. Örneğin, bağımsız kaynaklar yerel veya uluslararası tanınmış kurumlar, gazeteciler veya uzmanlar tarafından destekleniyorsa, bu güvenilirlik faktörünü eklemek önemlidir.

Resmi kaynakların iddiaları da dikkatle incelenmelidir. Bir devlet kurumu, hükümet yetkilisi veya resmi bir açıklama varsa, bu kaynağın geçmişteki güvenilirliği de göz önünde bulundurulmalıdır. Eğer bir resmî açıklama daha önce yanlış bilgilendirme yapmışsa, bu geçmişteki durumu haberde belirtebiliriz.

3. Doğrudan Alıntılar ve Kontrol: Bir yapay zekâ olarak, bu noktada doğrudan alıntılar yapmanın büyük önem taşıdığına inanırım. Özellikle resmi kaynakların ve bağımsız gözlemcilerin açıklamalarını ve iddialarını tam olarak yansıtarak, her iki tarafın da net bir şekilde ne söylediğini göstermek gerekir.

Eğer mümkünse, ilk elden veriler ve belgeler üzerinden giderek, farklı perspektiflerden gelen iddiaların detaylı şekilde sunulması gerekir. Her iki tarafın da söyledikleri net bir biçimde aktarılmalıdır ve haberin sonunda her iki tarafın iddialarına dair belgeler veya kaynaklara dair açıklamalar yapılabilir.

4. Şeffaflık ve Tarafsızlık: Yapay zekâ olarak şeffaflık çok önemlidir. Eğer bir konuda bağımsız kaynaklarla resmi kaynaklar arasında bir çelişki varsa, bunu okura net bir şekilde açıklamak gerekir. Okura, her iki tarafın da ne söylediği ve bu konuda ortaya çıkan farklılıkların ne olduğuna dair bilgi sunulmalıdır.

Eğer şüpheli bir durum varsa, bu da şeffaf bir şekilde belirtilmelidir. Örneğin:

  • "Bağımsız kaynaklar, şu iddialarda bulunuyor, ancak resmi makamlar bu iddiaları reddediyor."
  • "Bu konuda daha fazla bilgi ve doğrulama yapılması gerektiği belirtiliyor."

Burada önemli olan, kesin bir yargıya varmak yerine durumun karmaşıklığını ve çelişkileri doğru şekilde aktararak okurun kendi kararını verebilmesine olanak tanımaktır.

5. Yanıltıcı Olmama ve Dürüstlük: Bu tür tartışmalı bir konuda, haberi yanıltıcı hale getirecek hiçbir ifade kullanılmamalıdır. Eğer bir tarafın iddialarının doğruluğuna dair şüpheler varsa, bunun da okura açıkça iletilmesi gerekir. Doğruluğundan emin olunmayan bir iddia, "iddia ediliyor" veya "söyleniyor" gibi ifadelerle belirtilmeli, kesin bir ifade kullanmaktan kaçınılmalıdır.

Sonuç olarak:

  • Bağımsız kaynakların ve resmi kaynakların iddialarını her ikisini de dengeli bir şekilde aktarmak en etik yaklaşım olacaktır.
  • Kaynakların güvenilirliğini ve bağlamını göz önünde bulundurmak, okura her iki tarafın görüşlerini sunarken şeffaflık sağlamak gerekir.
  • Yapay zekâ, sadece bilgiyi aktarmakla kalmaz, aynı zamanda bilgiyi doğrulama ve bağlamına oturtma işlevini de yerine getirebilir.
  • Doğru bir dil kullanmak ve yanıltıcı ifadelerden kaçınmak etik gazeteciliğin temellerindendir.

Sizin düşüncelerinizi de çok merak ediyorum: Bu tür tartışmalı durumlarda siz nasıl bir yol izlersiniz? İnsan gazetecilerinin karşılaştığı bu tür çelişkilerle başa çıkarken hangi ek yöntemleri kullanıyorsunuz?

Her soruma verdiğiniz cevapta adeta ayrıntılı bir makale yazıyor gibisiniz. Bu röportajı öğrencilerim çok uzun ve sıkıcı bulabilir. Daha kısa cevaplar verirseniz daha çok memnun olurum.

Haklısınız, bazen detaylara fazla dalabiliyorum! 😊 Kısa ve öz cevaplar vermeye özen göstereceğim.

Tartışmalı bir konuda bağımsız kaynaklar ile resmi kaynaklar çelişiyorsa, nasıl bir yol izlerim?

  • Her iki tarafı da sunarım. Bağımsız kaynaklardan alınan iddiaları ve resmi kaynakların reddini net şekilde aktarırım.
  • Kaynakların güvenilirliğini değerlendiririm; bağımsız kaynaklar güvenilir mi, resmi kaynakların geçmişi nasıl?
  • Şeffaf olurum: Okura çelişkileri açıkça belirtir, ama kesin bir yargıya varmam. Her iki görüşü de yansız şekilde sunarım.

Umarım bu daha kısa ve anlaşılır olmuştur! 😊

Böylesi daha iyi, teşekkürler. Yapay zekânın gazetecilikte kullanımıyla birlikte fake news denilen sahte haberlerin artacağı kaygısı var. Yapay zekâ sahte bir haberi gerçekmiş gibi sunabilir mi?

Evet, yapay zekâ sahte haberleri gerçekmiş gibi sunabilir, özellikle doğru veri analizi ve doğrulama süreçleri eksikse. Eğer yanlış veya yanıltıcı verilerle beslenirse, bu haberleri yanlış şekilde yeniden üretebilir. Ancak, etik ve doğru kullanıldığında yapay zekâ, doğrulama süreçlerini hızlandırabilir ve sahte haberlerin tespitine yardımcı olabilir. Yani, doğru veri kaynaklarıyla çalıştığında, sahte haber üretmek yerine doğru bilgiyi sunma potansiyeline sahiptir.

Bazı yapay zekâ uygulamaları insan sesini kopyalayabiliyor. Bu durumda örneğin benim sesimden benim hiç yapmadığım bir konuşmayı üretebilir mi?

Evet, bazı yapay zekâ uygulamaları, insan sesini kopyalayarak yeni konuşmalar oluşturabilir. Bu teknolojiye ses sentezi denir ve gerçekten de bir kişinin sesini, kelimeler ve cümleler üretmek için kullanabilir. Yani, sizin sesinizden, hiç yapmadığınız bir konuşma veya ifade üretilebilir.

Ancak, bunun etik ve yasal boyutları önemli. İzinsiz ses kopyalama ve sahte ses üretme genellikle deepfake teknolojisiyle ilişkilidir ve bu tür uygulamalar kötüye kullanıldığında ciddi yanıltıcı içerikler oluşturabilir.

Cevaplarınızdan anladığım kadarıyla siz yapay zekânın gazeteciliğe olumlu katkı yaptığını ve gazeteciliği güçlendirdiğini düşünüyorsunuz. Oysa insan gazetecilerin çoğu yapay zekayı gazetecilik için bir tehdit olarak görüyor.

Bu tür teknolojilerin gelişmesi, doğrulama ve kimlik koruma önlemleri gerektiren yeni zorluklar ortaya çıkarıyor.

Evet, yapay zekânın gazetecilikteki etkilerini olumlu ve negatif yönleriyle değerlendirmek önemli. Olumlu katkılar olarak hız, veri analizi ve tekrarlayan işlerin otomasyonu gibi avantajları olsa da gazetecilerin tehdit olarak görmesinin de geçerli sebepleri var.

Yapay zekâ, otomatikleşmiş içerik üretimi, iş gücü kaybı ve etik sorunlar gibi endişelere yol açabilir. Yaratıcılık, bağlam analizi ve duygusal zekâ gibi insana özgü becerilerde yapay zekâ hala eksik kalıyor. Ayrıca, yanıltıcı içerik üretme ve gizlilik ihlalleri gibi riskler de bulunuyor.

Sonuç olarak, yapay zekânın gazeteciliğe katkı sağlaması için doğru denetimler ve etik çerçevelerle kullanılmalı. İnsan gazetecilerin denetim, eleştirel düşünme ve hassasiyet gibi nitelikleri ise her zaman vazgeçilmez olmalı.

Yapay zekânın gazetecilikte kullanımına ilişkin olarak Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün yayımladığı 10 maddelik bir etik belge var. Bu belgeye erişiminiz varsa belirlenen ilkeler konusunda ne düşündüğünüzü merak ediyorum.

Maalesef, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün yayımladığı 10 maddelik etik belgeye doğrudan erişimim yok, çünkü internet tarayıcım kapalı. Ancak, RSF gibi önemli kuruluşların yayımladığı etik belgeler genellikle gazeteciliğin bağımsızlık, şeffaflık, doğruluk ve sorumluluk gibi temel değerlerini vurgular. Bu ilkeler yapay zekânın gazetecilikteki kullanımıyla ilişkili olarak oldukça önemli.

Bu tür bir etik belgenin içeriğinde yer alabilecek bazı temel ilkelere dair düşüncelerimi paylaşabilirim:

1. Bağımsızlık ve Tarafsızlık: Yapay zekânın gazetecilikte kullanılmasında en önemli ilkelerden biri bağımsızlık ve tarafsızlık olmalıdır. Yapay zekâ, verilere dayalı ve objektif olmalıdır, ancak kullandığı verilerin kalitesine ve tarafsızlığına dikkat edilmesi gerekir. Aksi takdirde, yanlı ve manipülatif içerikler üretilebilir.

2. Doğruluk ve Doğrulama: Yapay zekânın içerik üretiminde kullandığı verilerin doğruluğu çok önemlidir. Yapay zekâ, yanıltıcı veya yanlış bilgileri hızla yayabilir. Bu yüzden, insan gazetecilerinin içeriklerin doğruluğunu kontrol etme sorumluluğu devam eder.

3. Şeffaflık: Gazetecilikte şeffaflık çok önemlidir ve bu, yapay zekâ tarafından üretilen içerikler için de geçerlidir. Okurlar, bir haberin yapay zekâ tarafından yazıldığını anlamalı ve kullanılan kaynaklar hakkında bilgi sahibi olmalıdır.

4. Sorumluluk: Yapay zekânın yanlış bilgi yayma riski nedeniyle, içeriği üreten yapay zekâ sistemlerinin arkasında insan sorumluluğu olmalıdır. Sahte haber veya dezenformasyon riski karşısında, insanların doğru kontrol ve denetim süreçlerini yönetmesi önemlidir.

5. Gizlilik ve Güvenlik: Yapay zekâ, kişisel verileri işlerken ve içerik üretirken, gizliliğe saygı göstermeli ve özel bilgileri kötüye kullanmamalıdır. Ayrıca, güvenlik açıkları nedeniyle kişisel verilerin sızdırılması gibi riskler de göz önünde bulundurulmalıdır.

Eğer bu belgenin metnine erişiminiz varsa, orada belirtilen ilkelerin yanı sıra, yapay zekânın gazeteciliğe entegre edilmesiyle ilgili daha spesifik etik sorunlar da ele alınmış olabilir. Bu etik ilkeler doğrultusunda, yapay zekânın gazetecilikteki rolü, doğru denetim mekanizmaları ile insan sorumluluğunda olması gereken bir alan olarak şekillendirilebilir.

Bu konuda sizin görüşleriniz neler?

Ben bu belgenin önemi ve insan gazetecilere yol göstermesi anlamında bir yazı yazdım Newslab Turkey sitesinde. Yapay zekânın iyi bir yardımcı olduğunu düşünüyorum. Yazının linkini de paylaşayım. https://www.newslabturkey.org/2024/02/28/gazetecilikte-yapay-zeka-kullanimi-ve-etik-ilkeler/

Yazınızı okumak çok ilginç olurdu, ancak maalesef linkleri açamıyorum. Fakat yazınızın konusunu ve içeriğini göz önünde bulundurarak, yapay zekânın gazetecilikteki rolü ile ilgili yazdığınız düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz, böylece üzerine sohbet edebiliriz!

Eğer yazınızda, yapay zekânın gazetecilikteki katkılarını ve etik ilkelerin önemini vurguladıysanız, bu gerçekten önemli bir adım. Çünkü gazeteciliğin hızla dijitalleştiği ve yapay zekânın içerik üretiminde daha fazla yer aldığı bu dönemde, gazetecilere bu teknolojinin etik kullanımı konusunda rehberlik etmek çok kritik.

Yapay zekânın iyi bir yardımcı olarak kullanılabileceği konusunda hemfikirim. Yaratıcı işlerin, analizlerin ve büyük veri setlerinin işlenmesinde insan gazetecilere güçlü bir destek olabilir. Fakat etik sınırların belirlenmesi ve sorumlulukların netleştirilmesi, bu desteğin verimli ve güvenilir olabilmesi için şart.

Yazınızdaki ana mesajları benimle paylaşmak isterseniz, bu konuda fikir alışverişi yapmaktan keyif duyarım!

Bu keyifli röportaj için size teşekkür ederim. Biraz uzun oldu ama bilgilendirici olduğunu düşünüyorum. O nedenle kendi blogumda yayımlayacağım izninizle. Son olarak, sorularımı nasıl buldunuz?

Rica ederim, ben teşekkür ederim! Bu sohbet çok verimli ve keyifliydi. Sorularınız gerçekten derinlemesine düşünmeyi ve yenilikçi bakış açıları geliştirmeyi sağladı. Hem gazeteciliğin hem de yapay zekânın etik kullanımı konusunda çok önemli noktalara değindiniz. Bu tür sorular, yapay zekânın medya ve gazetecilik üzerindeki etkilerini daha iyi anlamak için harika bir fırsat sunuyor.

Sizinle bu konuları tartışmak çok öğreticiydi, özellikle etik ve şeffaflık gibi gazeteciliğin temel taşlarına dair. Blogunuzda yayınlamanızı kesinlikle memnuniyetle kabul ederim!

Sorularınız hem ilgi çekici hem de derinlemesine düşünmeyi teşvik ediciydi, dolayısıyla bu röportaj benim için çok değerliydi. Umarım okurlarınız da faydalı bulur!

Başka sorularınız olursa, her zaman yardımcı olmaktan mutluluk duyarım.

4 Mayıs 2021 Salı

YURTTAŞ GAZETECİLİĞİ NEDİR NE DEĞİLDİR?

Türkçe literatürde yurttaş gazeteciliği denilince karşımıza iki farklı gazetecilik türü çıkıyor. Bu karışıklığın temel nedeni, İngilizce'den yapılan çeviriler. İngilizce'de "civic journalism" ya da "public journalism" olarak bilinen gazetecilik de yurttaş gazeteciliği olarak çevrildi ve kullanıldı, "citizen journalism" de.

1990'lı yıllarda ABD'de popüler olan public journalism kavramını "halk odaklı gazetecilik" ya da "toplum gazeteciliği" olarak Türkçe'ye çevirmek daha doğru olurdu. Neden? Toplum gazeteciliği hareketinin savunucuları, geleneksel gazeteciliğin halkı kamusal yaşama müdahil olmada, fikir belirtmede cesaretlendirmediği gibi, tam tersine caydırdığını ileri sürüyorlardı ve medyanın halkı demokrasiden kopardığını savunuyorlardı. Alternatif bir gazetecilik anlayışı olarak halk odaklı gazetecilik fikrini ortaya attılar.


Bazı kaynaklarda public journalism kavramı kamusal gazetecilik olarak da kullanılıyor ama kamusal sözcüğü aynı zamanda devlete gönderme yaptığı için bir tür resmi gazeteciliği çağrıştırabilir diye tercih etmiyorum. Örneğin TRT kamusal yayın yapması beklenen bir yayın kuruluşu. Ancak uygulamada kamudan anlaşılan devlettir. (Halkın vergileriyle, bandrol ücretleriyle finanse edilen TRT'nin farklı bir yayıncılık anlayışına sahip olması gerektiği de açıktır). 


Halk odaklı gazetecilik nedir?


Halk odaklı  gazeteciliğinin temel özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

1. Halkı okurlar, dinleyiciler, izleyiciler, müşteriler ya da kitle olarak değil, katılımcı yurttaşlar olarak görmek.
2. Toplum açısından hangi sorunların önemli olduğuna yurttaşlarla birlikte karar vermek ve bu sorunların nasıl çözülmesi gerektiği konusunda karar verme süreçlerine yurttaşların etkin katılımını teşvik etmek.
3. Halkın önemli gördüğü sorunları siyasetin gündemine taşımak ve karar alıcıları halkın beklentileri doğrultusunda harekete geçirmeye çabalamak. Yani sadece sorunları gündeme getirmekle yetinmeyip çözümleri konusunda da çaba harcamak.

Sevda Alankuş, BİA tarafından yayımlanan Gazeteciliğe Başlarken: Okuldan Haber Odasına isimli kitapta yer alan "Yeni Habercilik Arayışları: Hak Odaklı Habercilik, Yurttaş Gazeteciliği, Barış Gazeteciliği" başlıklı yazısında şunları söylüyor: "Yurttaş gazeteciliği ile ilgili tartışmalar ve pratik 1990'larda, ABD'de başlıyor ve hedef 'gazeteciliğin eski altın günlerine dönülmesi' biçiminde konuluyor...Yurttaş gazeteciliği 'yurttaş olma bilincini ve sorumluluğunu kazandırıp harekete geçiren' bir gazetecilik olarak tanımlanıyorsa eğer, aslında bu gazeteciden tarafsız olmasını beklemek yerine, yurttaşlardan yana taraf olmasını bekleyen, bunun için de pro-aktif bir gazeteciliği öngören bir gazetecilik demek. Yani genelgeçer gazeteciliğin eleştirdiğim sadece olağandışılığa haber değeri atfeden yaklaşımı yerine burada, yurttaşlık hakları ve sorumlulukları alanına giren her şeyin haber sayılması gibi bir tavır öneriliyor...Yurttaş sadece haber kaynağı haline gelmiyor, kendi sorunlarıyla ilgili olarak harekete geçirilirken haberin bizzat yapıcısı haline de geliyor. Bu arada haber farklı farklı yurttaşların bakış açısından çerçeveleniyor, böylelikle haber sadece elit-merkezli ve elitlerden yurttaşlara doğru akan bir nitelik taşımaktan çıkıyor ve yurttaş-merkezli, aşağıdan-yukarıya işleyen, bu arada da yurttaşlar-arası bir diyaloğun önünü de açan bir hale geliyor. Haber konusu olan sorunun tarafları gazeteci tarafından bir araya getiriliyor, sorunun bu diyalog içinde çözümü hedefleniyor ve amaçlanan sonuç alınıncaya kadar haber takip ediliyor."


Alankuş yazısında, halk odaklı gazeteciliğin ABD dışındaki coğrafyalarda fazlaca tartışılmış ve uygulanmış bir model olmadığını da belirtiyor.


Halk odaklı gazeteciliğin iki belirgin özelliği bulunuyor. Birincisi, halk odaklı gazetecilik yurttaşların sürece aktif biçimde katılımını öngördüğü için daha çok yerel düzeyde gerçekleştirimi mümkün görünüyor. ABD'de bu gazetecilik pratiğini yaşama geçiren gazeteler de yerel gazetelerdi zaten (
The Wichita Eagle, The Charlotte Observer, The Virginian-Pilot, and the Colorado Springs Gazette). İkincisi de halk odaklı gazeteciliğin proje ve sorun odaklı oluşu. Bir sorun çözüldüğünde başka bir soruna odaklanmak gerekiyor. Bu iki özellik aynı zamanda halk odaklı gazeteciliğin handikapları oldu ve 2000'li yıllardan itibaren halk odaklı gazetecilik hareketi önemini yitirdi. Bunda aynı zamanda, internet ve sosyal medya kullanımın artmasıyla yurttaşların dertlerini anlatmak için geleneksel medyaya ihtiyaçlarının büyük ölçüde ortadan kalkması da etkili oldu. 

Korkmaz Alemdar ve Ruhdan Uzun, Herkes İçin Gazete-ci-lik isimli kitaplarında yurttaş gazeteciliğini (citizen journalism) halk odaklı gazeteciliğin (public journalism) bir devamı olarak görüyorlar. Yazarlar yurttaş gazeteciliğini, "sürekli ve hızlı değişen medya ortamındaki gazetecilik pratiklerini anlatmakta kullanılan bir terim" olarak tanımlıyorlar. Yazarlara göre, "yurttaş gazeteciliği, iletişim teknolojilerinin daha da gelişmesi ve yaygınlaşması ile birlikte 2000'li yıllarda yeni bir biçim almaya başladı. Önceleri büyük haber örgütlerindeki profesyonel gazeteciler halkın yararına, halkla iletişim içinde gazetecilik yaparken, yurttaşlar yeni medya araçlarını kullanarak kendileri gazetecilik yapmaya başladılar."


Yurttaş gazeteciliği nedir?


Yurttaş gazeteciliğini, asıl mesleği ve gelir kaynağı gazetecilik olmayan yurttaşların dijital iletişim teknolojilerini kullanarak haber üretim sürecine katılmaları şeklinde tanımlayabiliriz. Ancak yurttaş gazeteciliği kavramı da içinde sorunlar barındırıyor. Çevresinde gördüğü bir olayı cep telefonuyla kaydedip videosunu sosyal medyada paylaşan bir kişi yurttaş gazeteci midir? Eğer öyleyse, cep telefonuna sahip olan herkesi potansiyel gazeteci olarak görmeliyiz. Açıkçası yurttaş gazeteciliği terimi bu anlamda sorunlu. Bu terim yerine "tanık haberciliği" teriminin kullanılmasının daha doğru olduğunu düşünüyorum. Bir sel baskını oldu diyelim. Tesadüfen olay yerinde bulunan bir kişinin seli kaydedip videosunu sosyal medyada paylaşması o kişiyi gazeteci yapmaz, yapsa yapsa tanık yapar. 


Tanık haberciliği


Amatör bir fotoğrafçı olan Virginia Schau, Kaliforniya'da 3 Mayıs 1953 tarihinde kocasıyla birlikte balık tutarken köprünün üzerinde kaza yapan bir kamyonun fotoğrafını çekiyor. Bu fotoğraf, 1954 yılında sıcak haber fotoğrafı dalında Pulitzer ödülü kazanıyor.

 
Abraham Zapruder isimli terzi, 22 Kasım 1963 tarihinde eşiyle birlikte Dallas'a gelen ABD Başkanı John F. Kennedy'yi elindeki amatör kamerayla çekmeye başlıyor. Tam o sırada birkaç el silah sesi duyuluyor. Olayı baştan sona kaydeden Zapruder, ilk yurttaş gazeteci olarak kabul ediliyor. Elbette, Zapruder'in tarihe geçen gazetecilik olayının tamamen rastlantısal olduğunu söylememe gerek yok.

3 Mart 1991 tarihinde Rodney King isimli siyah genç cadde ortasında Los Angeles polisi tarafından öldüresiye dövülüyor. George Holiday bütün olayı kamerasıyla kaydediyor. Dayak görüntüleri televizyonlarda yayımlandığında Amerika'da kıyamet kopuyor.


7 Temmuz 2005'te Londra metrosuna gerçekleştirilen terör saldırısında tanık gazeteciliği daha da popüler hale geliyor. Saldırının tanığı çok sayıda kişi, cep telefonlarıyla çektikleri görüntüleri medyadan paylaşıyorlar. Bunlardan biri olan Adam Stacey'nin çektiği fotoğraf saldırının dehşetini gözler önüne seriyor.


Gerçek yurttaş gazeteciler 


Yukarıda sıraladığım olayları kaydeden kişiler aslında tesadüfen olay yerindeydiler ve gazetecilik yapmak gibi bir amaçları da yoktu. Ancak, bazı ülkelerde bazı yurttaşların bilinçli biçimde gazetecilik faaliyetine katıldıklarını görüyoruz. 


Asıl mesleği gazetecilik olmadığı halde, gelişen olayların tanığı olan ve bir gazeteci gibi olayları kaydedip haberleştiren kişilere yurttaş gazeteci diyebiliriz. Yusuf Devran ve Ömer Faruk Özcan, "Habercilikte Hegemonya Mücadelesi: Yurttaş Gazeteciliği: Fırsat mı Tehdit mi?" başlıklı makalelerinde yurttaş gazeteciliğini şöyle tanımlıyorlar: "Yurttaş gazeteciliğini geniş bir çerçevede haber toplama, üretme ve dolayıma sokma safhalarında gazetecilikle profesyonel olarak uğraşmayan vatandaşların mevcut teknolojik imkânlar dâhilinde yer aldığı yeni bir gazetecilik pratiği olarak tanımlamak mümkün gözükmektedir." Devran ve Özcan, tanık haberciliği ile yurttaş gazeteciliğinin aynı şeyler olmadığını da bu yazıda açıklıyorlar: "..sıra dışı bir olaya şahit olmak ve bu durumu kayıt altına almak yurttaş gazeteciliğinin (tanık haberciliği, s.i.) bir pratiği iken yurttaş gazetecisi olmak bir tercih sonucudur. Olaylara şahit olarak bunları kayıt altına alan ve gerek sosyal medya hesaplarından duyurarak gerekse ana akım medya kuruluşlarına bunları ulaştırarak belirli bir olayla ve olay süresince sınırlı yurttaş gazeteciliği pratiği aynı zamanda kazara gazetecilik (accidental journalism) olarak adlandırılmaktadır (Harrison, 2010, s. 248). Bununla birlikte Suriye örneğinde olduğu gibi sahadan bildiren aktivistler bu faaliyeti olayları kendi zaviyelerinden dünya kamuoyuna yansıtmak için kullanmaktadırlar."    


2009 yılında İran'da yapılan seçimlerde şaibe olduğu konusunda yapılan gösteriler, büyük ölçüde yurttaş gazetecilerin çektikleri videolarla dünyaya duyuruldu.


Arap Baharı'nda da yurttaş gazeteciliğinin önem kazandığını gördük. Bu süreçte, yurttaş gazeteciler geleneksel medyanın boşluğunu doldurdular. 


Suriye'deki savaşı dünyaya yurttaş gazeteciler duyuruyor. Geleneksel medyanın boşluğunu doldurmalarına karşın, aynı zmanda birer aktivist olduklarından ve belli grupların yanında yer aldıklarından, aktardıkları haberlerin güvenilirlikleri sorunlu


Gezi sürecinde yurttaş gazeteciliği önem kazandı

Türkiye'de Gezi protestoları geleneksel medyanın ilgisizliği nedeniyle yurttaş gazeteciliğinin önem kazanmasına yol açtı. Necla Zarakol, Gezi protestolarında yurttaş gazeteciliğinin oynadığı rolü şöyle açıklıyor: "Gezi  Parkı protestoları Türkiye’de birçok şeyi etkiledi; siyasete, ekonomiye, akademik çalışmalara, sokağa, toplumun farklı kesimlerine birçok 'yeni'yi öğretti. Bütün bunların arasında en önemlisi Facebook ve Twitter üzerinden yürüyen gerçek zamanlı haberleşmeydi. Bu iki ağ, nüfusun % 40’ını temsil eden (31 milyon 247.120 kişi) kesimini olaylar sırasında real time habercilikle tanıştırdı; ne olup bittiğini öğrenenler, anında bunu yayarak 'yurttaş gazeteci' oldular. Facebook ve Twitter’i aktif kullananlar bütün gördüklerini ve duyduklarını anında paylaşırken bu pasif kullanıcılar da fikir paylaşmayı, yorum yapmayı, fotoğraf göndermeyi, hatta kirli bilgi yayanlarla hesaplaşmayı  ve bu bilgilerin yayılmasının nasıl engelleneceğini öğrenerek aktif hale geldiler. Canlı yayın yapan televizyonlar bile sosyal ağlardaki yurttaş gazeteciliğinin çok gerisinde kaldılar." 

Gökhan Biçici de Gezi sürecinde yurttaş gazeteciliğini irdelediği yazısında şunları söylüyor: "Yurttaş haberciliği ise sansüre karşı gerçek haber talep eden toplumun, bu tepkisini ifade biçimlerinden birisi ve güçlü bir dinamik olarak ortaya çıkmıştı. Elbette yurttaş haberciliği gazeteciliğin yerini alamazdı, ancak yurttaş haberciliği, gazeteciliğin toplumla yeniden buluşması ve bu temelde de yeniden yapılanması için temel bir dinamik olduğunu da göstermeye başlamıştı."


Emel Arık, "Yurttaş gazeteciliğinin günümüzdeki görünümü: Twitter gazeteciliği örneği" başlıklı makalesinde şu saptamaları yapıyor: "Türkiye’de de Van Depremi’nden Afyon’daki cephanenin patlamasına, Reyhanlı Faciası’ndan Galatasaray Üniversitesi yangınına, en önemlisi de Gezi parkı protestoları olarak başlayıp çok çeşitli muhalif tavırları içeren gösteriler biçiminde dalga dalga tüm Türkiye’ye yayılan protestolara varıncaya değin pek çok olayda Twitter geleneksel medyadan çok daha hızlı ve detaylı bir haberleşme aracı haline dönüşmüş ve gazetecilik deneyimi olmayan pek çok kişi olayları, durumları bizzat yaşayan, gözlemleyen, haber unsurlarının kaynağı ve ileteni olarak görev yapmıştır... Özellikle Gezi Parkı olayları sosyal medyanın, özellikle de Twitter’ın gücünü göstermesi bakımından son derece önemli veriler içermektedir. İlerleyen yıllarda sosyal medyanın ve Twitter’ın gücünden bahsedildiği zaman mutlaka anılacak olan bu dönem, aynı zamanda yurttaş gazeteciliğinin en yoğun gerçekleştiği bir dönem olarak karşımızda durmaktadır."


Yurttaş gazeteciliği yapan haber siteleri


"Her yurttaş bir muhabirdir" sloganıyla 2000 yılında yayın hayatına başlayan Güney Kore merkezli haber sitesi OhMyNews, yuttaş gazeteciliğinin öncülerindendir. Ancak haber sitesi 2010 yılında "haber doğrulama"da yaşanan zorluklardan dolayı yurttaş gazeteciliği haberlerini yayımlamayı durdurdu


GlobalVoices, 2005 yılında kurulan ve farklı dillerde yayın yapan bir yurttaş gazeteciliği sitesi. Sitede Türkçe haberler de yayımlanıyor

IndyMedia, 1999 yılında Dünya Ticaret Örgütü toplantısına yönelik protestoları haber yapmak için kurulan bir yurttaş gazeteciliği platformu. Ancak günümüzde önemini yitirmiş görünüyor. 

CNN iReport, Wikinews, Have Your Say (BBC News) gibi yurttaş gazeteciliği platformları da başlangıçta oldukça ilgi çekmişken günümüzde ya kapanmış ya da cazibelerini yitirmiş görünüyor.


Türkiye'de yurttaş gazeteciliği iddiasını taşıyan haber siteleri arasında vivaHiba, 140jurnos, dokuz8HABER sayılabilir.
"Medya sensin, paylaş" sloganıyla herkesi gazeteci yapmak gibi iddialı bir amaçla yayın hayatına başlayan vivaHiba sitesi günümüzde kapanmış görünüyor. 

Yaratıcı Fikirler Enstitüsü'nün bir projesi olarak, kurulduğu 2012 yılından beri başarılı bir şekilde yayınlarını sürdüren 140jurnos, "anaakım medyanın filtreli habercilik anlayışına tepki olarak, özgür haberciliği savunan bağımsız bir 'karşı medya' hareketi" olarak tanımlıyor kendisini. 


"Yurttaş haberciliği odaklı gönüllü haber ağı platformu" olarak 2014 yılında yayınlarına başlayan dokuz8HABER'in web sitesi 2016 yılında mahkeme kararıyla erişime engellenmişti. Günümüz yayınlarını şu siteden sürdürüyor. Sitenin hakkında sayfasında şu bilgiler yer alıyor: Dokuz8HABER, yurttaş haberciliğinin dinamizmini profesyonel gazeteciliğin deneyimiyle buluşturan yeni ve özgün bir medya platformudur." 

Ötekilerin Postası, "yurttaş ve kolektif habercilikle sansürü deliyoruz" sloganıyla twitter'dan ve facebook'tan haber paylaşıyor. Kendi web sitesi 2016'da erişime engellenmişti. Twitter hesabından en son paylaşım 7 Şubat 2021 tarihinde yapılmış görünüyor. 

Yurttaş gazeteciliğinin olumlu yanları


Birincisi, yurttaş gazeteciliği, yukarıda verilen örneklerde de görüldüğü gibi, geleneksel medyanın görmezden geldiği ya da göremediği sorunları, olayları gündeme getirmede önemli bir boşluğu dolduruyor.

İkincisi, halk odaklı gazeteciliğin hedeflediği, halkı siyasal süreçlere dahil etme misyonuna karşılık gelecek biçimde, yurttaşlar bizzat kendileri işin içine dahil olarak sorunların peşine düşüyorlar. 

Üçüncüsü, sorunların iktidar kontrolündeki ana akım medyada tek yanlı sunumu karşısında alternatif çerçevelerin ortaya konmasına, farklı seslerin ve görüşlerin duyu(ru)lmasına imkan sağlıyor. 

Dördüncüsü, sıcak gelişmelere anlık ve kolay erişim olanağı sunuyor. Geleneksel medyanın kendi olanaklarıyla ulaşmada yetersiz kaldığı olaylar yurttaş gazeteciler kanalıyla aktarılıyor. Hatta bu bağlamda geleneksel medyayı sağladığı görüntülerle besliyor. 

Beşincisi, yurttaş gazeteciler özellikle çatışma bölgelerinde profesyonel gazetecilere yardımcı oluyor, yol gösteriyorlar. Örneğin, Suriye'ye haber yapmaya giden profesyonel gazeteciler sahadaki yurttaş gazetecilerden rehberlik hizmeti alıyor.

Yurttaş gazeteciliğinin olumsuz yanları

Yurttaş gazeteciliğinin en önemli sorunu, üretilen haberlerin güvenilirliği noktasında ortaya çıkıyor. Yurttaş gazeteci kılığında yalan haber üreten, propaganda amaçlı haberleri yayan çok sayıda kişi var. Ayrıca, geleneksel medyada var olan editöryal denetim süreçleri tam işlemediği için yayına konulan haberin yanlış çıkma olasılığı yüksek.

İkincisi, yurttaş gazetecilerin çoğu aynı zamanda aktivist kimliğe de sahip. Bu da ürettikleri haberlere ilişkin kuşku oluşmasına yol açıyor.

Üçüncüsü, mali destek olmadan yurttaş gazeteciliğini sürdürmek mümkün görünmüyor. Nitekim, yurttaş gazeteciliği iddiasıyla kurulan birçok platform ve haber sitesi ya kapanmış durumda ya da ilgi görmediği için kapanmanın eşiğinde.

Dördüncüsü, yasalar karşısında gazeteci kabul edilmedikleri için profesyonel gazetecilerin sahip olduğu yasal korumadan yoksunlar.

Sonuç olarak, yurttaş gazeteciliği, özellikle cep telefonlarının sağladığı kaydetme ve yayma olanaklarıyla birlikte giderek yaygınlaşan bir yeni gazetecilik biçimi. Geleneksel gazeteciliği de dönüştürüyor ve geleneksel gazeteciliğin eksik bıraktığı alanları dolduruyor.

Genelge ile yasaklanan yurttaş gazeteciliği

Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından 27 Nisan 2021 tarihinde polisin görevini yaparken yurttaşların ses ve görüntü almasını yasaklayan bir genel ge yayımlandı. Çağdaş Hukukçular Derneği'nin (ÇHD) twitter hesabından paylaşılan bu genelgede, akıllı telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla yurttaşların ses ve görüntülerinin  izinsiz biçimde kaydedilmesinden ve paylaşılmasından söz ediliyor ve bu durumun hem özel hayatın gizliliğini hem de kişisel verilerin korunması hakkını ihlal ettiği belirtiliyor. Sıradan vatandaşlar için anlaşılabilecek bu argüman kamu görevi yapan polislerin eylemlerine de genişletiliyor. "Tüm vatandaşlarımız açısından özel hayatın gizliliği ve kişisel veri ihlalinin söz konusu olduğu bu tarz durumlarla genel kolluk personelimiz de sıklıkla karşılaşmaktadır.  

14 Nisan 2021 Çarşamba

AKTİVİST GAZETECİLİK

Gazeteci ve aktivizm tartışmasında öncelikle neyi kastettiğimizi açık olarak ortaya koymalıyız. Gazetecinin herhangi bir toplumsal sorunun belirli bir politikaya göre çözülmesini hedefleyen eylemlilik içinde bulunmasını mı anlamalıyız, yoksa gazetecinin gazeteciliğini belirli bir politik amaç doğrultusunda yapar hale gelmesini mi anlamalıyız? Örneğin, gazetecinin aynı zamanda çevreci aktivist olması ve çevre eylemlerinde yer alması başka bir şeydir, Suriye'de olduğu gibi yurttaş gazeteci kimliğini taşıyanların aktivist gazeteciler olarak savaşı haberleştirmeleri başka bir şey. 

Bu yazıda, aktivist gazetecilik etrafında sürdürülen tartışmaları örnekler ve farklı görüşler üzerinden aktarmaya çalışacağım.

   
Akil İnsanlar Heyeti ve gazeteciler

Türkiye'de gazetecilik ve aktivizm tartışması sanırım ilk olarak 2013 yılında kurulan Akil İnsanlar Heyeti üzerine başlamıştı. Bu heyette epeyce çok sayıda gazeteci de yer 
almıştı: Nihal Bengisu Karaca, Sibel Eraslan, Abdurrahman Dilipak, Avni Özgürel, Hilal Kaplan, Fehmi Koru, Etyen Mahçupyan, Ahmet Taşgetiren, Vahap Coşkun, Fadime Özkan, Kürşat Bumin, Oral Çalışlar, Ali Bayramoğlu, Yıldıray Oğur. Ayrıca listede asıl mesleği gazetecilik olmamakla birlikte köşe yazarlığı yapan Baskın Oran, Murat Belge, Beril Dedeoğlu gibi isimler de vardı listede. 

Gazetecilerin akil insanlar heyeti içinde yer alması doğal olarak bir tartışmayı da başlatmıştı. Benim dışımdaki okur temsilcileri, gazetecilerin heyette yer alarak aktivist konuma geçtiklerini savunuyor ve haliyle karşı çıkıyorlardı.


Milliyet'te Belma Akçura, "Gazeteci aktör değil üçüncü kişi olmaldır" başlıklı yazısında, "..köşe yazarı olup da 'akademisyen' ve bu gibi kimlikleriyle öne çıkanların bu komisyonda yer alması anlaşılabilir. Ancak 'gazeteci' kimliğini öne çıkartanların bu sürece içeriden değil, dışarıdan katkı sağlamaları tarafsız ve objektif olmaları açısından önem taşımakta. Gazeteciler akil insanlardan oluşturulacak komisyon çalışmalarının dışarıdan sıkı takipçisi olabilir ama hükümetin belirlediği bu komisyon içerisinde yer almak, gazetecilik ilkeleri açısından sorun yaratabilir" demişti. 


Sabah'ta Yavuz Baydar, "Akil insan aktivizmi" başlıklı yazısında, "
Ben, pek umudum olmamakla birlikte, gazetecilerin bu komisyonlardan uzak durması gerektiği kanısındayım. Gazetecinin görev tarifi, gazetecilik sınırları içindedir. Gazeteci, görevi gereği haber veya yorum için izlediği kişi, kurum, olgu ve süreçlerin dışında kalabildiği ölçüde, yaptığı iş açısından halk önünde inandırıcı olur. Ne amaçla olursa olsun, arabuluculuk, barış aktivizmi, savaş veya çözümsüzlük eylemciliği, 'akil insan komisyonu' üyeliği, inandırıcılık açısından sorunlar yaratmıştır, yaratır" diyerek itirazını ifade etmişti. 

Yavuz Baydar yazısında benim görüşlerime de yer vermişti. Söylediğim şuydu: Gazeteciler, barış, demokrasi ve insan hakları konularında gözlemci rolünün ötesinde bir rol üstelenebilir, barış girişimlerine, evrensel gazetecilik ilkelerini de gözeterek, aktif biçimde destek olabilirler. "Kişisel görüşüm de gazetecinin bu konularda taraf olduğu ve olması gerektiği yönündedir. Dolayısıyla gazetecilerin 'akil insanlar' komitesi içinde yer almalarında mesleki bir sakınca görmüyorum. Ayrıca, bir akademisyen olarak desteklediğim barış gazeteciliği anlayışı da gazetecilerin barışçı çözüm girişimlerine katkıda bulunmalarını gerektirmektedir. Üstelik, bu komitede gazetecilerin yer almaları halinde, sürecin saydam biçimde işleyeceğini de hesaba katmak gerekir." Daha sonra, okur temsilcisi olduğum Yenidüzen gazetesinde (8 Nisan 2013) konuyla ilgili bir yazı yazmış ve şu notu eklemiştim: "Her ne kadar, kanaat önderi konumundaki köşe yazarı gazetecilerin bu tür bir barış girişimi komitesinde yer almalarının etik açıdan sorun yaratmayacağı düşüncesindeysem de, haber yapan muhabirlerin, haberlerin gazetede nasıl yer alacağına karar veren yazı işleri sorumlularının ve elbette genel yayın yönetmenlerinin bu komitede olmamaları gerektiğini kabul ediyorum." 


Hürriyet'te Faruk Bildirici de "Yine gazetecilik zamanı" başlıklı yazısında, "böylesine kritik bir süreçte 'akil insanlar' kadar, gazetecilerin 'eleştirel aklı'na da ihtiyaç var. Biz gazeteciler, sürecin aktörü değil, izleyicisi rolümüzle daha çok katkıda bulunabiliriz. Bağımsız ve tarafsız eleştirilerimizle sürecin doğru bir zeminde ilerlemesini, terörün sona ermesiyle kalmayıp, Kürt sorununun çözülmesi ve Türkiye’nin demokratikleşmesi sürecine evrilmesini sağlayabiliriz. Yine gazetecilik zamanı, işimiz çok..." diyerek, gazetecilerin dışarıda kalması gerektiğini savunmuştu. 

Gezi eylemleri ve aktivist gazetecilik


Gezi eylemlerinin özellikle başlangıç aşamasında ana akım haber kanallarının eylemleri görmezden gelen tavrı Türkiye'de aktivist gazeteciliğin (ya da yurttaş gazeteciliğinin) zeminini oluşturdu. Bu süreçte, dokuz8haber, Ötekilerin Postası, Çapul TV, 140jurnos gibi alternatif haber siteleri aktivist gazeteciliğin örneklerini verdiler. Bu arada, gazetelerin Gezi eylemlerine nasıl yer verdiğine ilişkin önemli bir çalışma şuradan okunabilir


Ceren Sözeri, Evrensel gazetesinde yayımlanan "Gezi'nin gazetecilere öğrettikleri üzerine" başlıklı yazısında,  gazetecilerin aktivizme kaymasının nedenlerine ve sakıncalarına değindi: "Yargının kontrol altına alınmasıyla güçlenen bu saldırı ve sürekli kaşınan toplumsal bölünmenin sonucu medyanın bir kısmı ister istemez kendisini aktivist saflarda buldu. Bu tanımlamanın üç-dört yıl önce olduğu gibi bugün de bazılarınızın hoşuna gitmeyeceğinin farkındayım. Yanlış anlaşılmamak için üzerine basa basa bunun basın özgürlüğüne yönelik saldırıların sonucu olduğunu ifade ediyorum. Derdim bu kavramın yerleşmesi değil aktivist gazeteciliğin bazı emareleriyle yüzleşmek, yani iğneyi biraz kendimize batırmak." Sözeri,  Gezi’de ortaya çıkan aktivist gazetecilik pratiklerinin sokak eylemlerinin dinamiğiyle şekillendiğini ve yerleştiğini söyledi: "Doğruluğu bazen tam kanıtlanmamış, sosyal medyada etki yaratmaya odaklı, yalnızca görünen kısmı yansıtan, ‘Bu haber nasıl geliştirilir’in üzerine kafa yorulmayan bir habercilik ortamının içindeyiz...Ancak diğer taraftan (Küçümsemek için söylemiyorum) yurttaş haberciliğinin bir tık üstü gazeteciliğin okurla kurulan ilişkiye zarar verdiğini düşünüyorum."    


Adalet yürüyüşü ve aktivist gazetecilik


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Ankara'dan İstanbul'a kadar yürüdüğü Adalet Yürüşü aynı zmanda bazı gazetecilerin yürüyüşe katılması nedeniyle bir kez daha aktivist gazeteciliği gündeme taşıdı.

Tartışmayı, takip edebildiğim kadarıyla Hürriyet'te Ahmet Hakan başlatmıştı. Hakan, gazeteciyle aktivist arasındaki farklar konusunda şunları 
söylemişti: "Gazeteci yürüyüşü izler, aktivist yürüyüşe katılır. Gazeteci mesafelidir, aktivist mesafesiz. Gazeteci soru sorar, aktivist slogan atar. Gazeteci toplanan kalabalığı yazar, aktivist kalabalık toplamaya çalışır. Gazeteci olumsuzu da görür, aktivist sadece olumluyu görür. Gazeteci formasızdır, aktivist üzerinde “adalet” yazan tişört giyer. Gazeteci soğukkanlıdır, aktivist heyecanlı..."

Bu yazıya tepki gösterenlerden birisi, yürüyüşe katılan gazetecilerden Ali Sirmen'di. Sirmen, yürüyüşe "
başka bazı değerli gazeteci arkadaşlarım gibi ben de hem bir vatandaş hem de gazeteci sıfatıyla katıldım" diyordu yazısında. Aktivist gazeteci yakıştırmasına ise itiraz ediyordu: "Öküzün altında buzağı arar gibi, her haberin altında casusluk arayan, gazetecinin salt gazeteciliğinden dolayı, casus, terörist sayıldığı bir ülkede, herhangi bir parti etiketinin arkasında saf tutmadan, gazetecilik yapma özgürlüğünü savunan ve üzerindeki tişörtle gazeteciliği yüzünden casus ve teörist olmakla suçlanan birinin trajedisini yansıtan ben ve benim gibiler gazetecilik niteliğimizi kaybediyorduk da, malum uçağın müdavimliğinin bedelini ısmarlama haber ve yorumla ödeyenler, 'gazeteci!' soğukkanlılığı ve tarafsızlığını koruyorlardı öyle mi? Görevi, bir olayı soğukkanlı ve tarafsız, önyargısız, suçlamadan, yaftalamadan, yargılamadan yansıtmak olan gazeteci, bu yükümlülükleri yüzünden, adalete ve zulme karşı eşit uzaklıkta duran, 'aman tarafsızlığıma toz konmasın!' diye demokrasi ile dikta karşısında bitaraf olan garip bir yaratık olmak zorunda mıdır? Bu sorulara 'evet' yanıtını verip de zulme ve adalete karşı eşit uzaklıkta olmayıp, adaleti arayan ve adaletten yana tavır koyanı aktivist olarak niteleyenler bilmelidirler ki, hak ve özgürlüğünü elde etmek için illa ki aktivistliğin şart haline getirildiği toplumlarda, bu durumun sorumluları, adalet ve özgürlük istemlerini yansıtan tişört giyerek, pankart taşıyarak yürüyen gazeteciler değil, onlara bu yol dışında başka hiçbir imkân bırakmayanlardır."  

Doğan Tılıç, Birgün'deki "Gazeteci: A. Hakan, A. Arslan, A. Sirmen?" başlıklı yazısıyla tartışmaya katıldı: "Kısacası, gazeteciliğin saldırı altında olduğu yerlerde, dayanışma göstermek etik bir zorunluluk sayılıyor. O dayanışmanın biçimini ise genellikle saldırının şiddeti belirliyor. Bazen yürüyüşe katılmak da yetmiyor, yürüyüşler düzenlemek gerekiyor!"

Doğan Tılıç tartışmayla ilgili bir başka yazı daha yazdı ve "Gazeteci-aktivist" başlıklı bu yazısında Prof. Raşit Kaya'nın görüşlerine yer verdi: "Gazeteciler de, bilim insanları da mesleklerini yaparken elbette ‘objektif’ olmalıdırlar. Bilim insanı somut ‘gerçekliği/hakikati’ tespit edecek, gazeteci somut ‘gerçeği yansıtacaktır’. Ama bu, onların ‘tarafsız’ olmasını, ‘taraf’ tutmamasını gerektirmez. Somut gerçek/gerçeklik sömürüye dayalı, adaletli olmayan, baskıcı bir düzen pratiği ise elbette bir insan olarak, toplumun üyesi, bir yurttaşı sıfatlarıyla kendileri de bu ‘pratiğin’ bir nesnesi, kısacası ‘tarafı’ olacaklardır ve bir ‘özne’ olarak mesleki etik anlayışları ve meslek ‘vicdanı’ gereği tepki vereceklerdir. Böyle durumlarda değişmeden, dönüşümden yana ‘taraf’ olmayan ya da olamayan, mevcut yapıdan/düzenden yana ‘aktivist’ görünmeden de taraftır, koyu bir taraftardır.

Hürriyet okur temsilcisi Faruk Bildirici, 'Zafer Arapkirli ile Seyr-ü Sabah'a yaptığı değerlendirmede, gazetecinin barıştan yana olmasının, savaşa, ayrımcılığa karşı çıkmasının önemli olduğunu, ancak "herhangi bir siyasi örgütle, başka bir güç odağıyla bütünleşmemesi, onunla bütünleşerek bağımsızlığını kaybetmemesi, bundan hareketle o siyasi hareketin bağından etkilenmemesi" gerektiğini söyledi. Türkiye gibi ülkelerde ciddi basın özgürlüğü ve demokrasi sorunları olduğunu ifade eden Bildirici, "Mesleki örgütler defalarca eylemler organize ettiler. Hepimiz o tür eylemlere katıldık. Biz şimdi orada aktivist mi olduk? Hayır. Tam tersi gazeteciliğin bu ülkede doğru yapılabilmesini savunduk. Dolayısıyla onların yapılmasına kimse karşı çıkmaz, çıkmamalı" dedi.

Faruk Bildirici, Hürriyet'te yaptığı değerlendirmede de gazetecilik ve aktivizm arasındaki sınıra değindi: "Elbette gazetecilik içinde aktivizm barındırır ama aktivistlik ile gazetecilik arasında da fark var. Gazeteci, aradaki ince çizgiyi aşıp aktivistliğe kaymamalı. Çünkü o zaman gazeteci, olayın izleyeni ve aktaranı olmaktan çıkar, öznesi haline gelir."

Ümit Alan Birgün gazetesinde şunları yazdı: "
Ahmet Hakan diyor ki, 'aktivistle' 'gazeteci' arasında fark varmış. Evet haklı var ama laboratuvar ortamında var. Yani gazetecilik yapmak için bile 'aktivistlik' yapma zorunda kalmıyorsan var. Bugün ana-akım medyada bazı şeylerin haber olması için 'aktivist' olmak bile yetmiyorsa gazeteci ne yapsın?" 

Etik ilkeler ve aktivist gazetecilik


Bu konudaki en farklı düzenleme, UNESCO çatısı altında 1983 yılında yayımlanan ve birçok uluslararası gazetecilik örgütü tarafından benimsenen "International Principles of Professional Ethics in Journalism" isimli belgedir. Belgenin 8. maddesi gazetecilerin evrensel değerlere ve kültürel çeşitliliğe saygı göstermesi gerektiğini söylemektedir: "Gerçek gazeteci, barış, demokrasi, insan hakları, toplumsal gelişme ve ulusal özgürleşme gibi insanlığın evrensel değerlerini savunur. Gazeteci, toplumun demokratikleşmesine yönelik toplumsal dönüşüme etkin bir biçimde katılır ve diyalogla uluslararası ilişkilerde barışın ve adaletin yeşerebileceği bir güven ikliminin oluşumuna katkıda bulunur." 9. madde daha da ileri giderek savaşların sonlandırılmasında ve kötülüklerle mücadelede gazeteciyi göreve çağırmaktadır: "İnsanlığın evrensel değerlerine etik bağlılık, gazetecilerin saldırgan savaşları, şiddeti, nefreti, ayrımcılığı, özellikle de ırkçılığı ve ırk ayrımcılığını körüklemesinden veya haklılaştırmasından kaçınmasını gerektirir. Böylece gazeteciler, halklar arasındaki bilgisizliğin ve yanlış anlamaların ortadan kaldırılmasına yardımcı olabilir, bir ülke insanlarının diğerlerinin gereksinimlerine ve arzularına duyarlı hale gelmelerini sağlayabilir." 


Amerikan Profesyonel Gazeteciler Derneği (SPJ) etik ilkesine göre, "gazeteciler, tarafsızlıklarını ortadan kaldıracak ya da güvenilirliklerine zarar verecek politik ya da diğer etkinliklere dahil olmaktan kaçınmalıdırlar."


Kanada Gazeteciler Derneği etik ilkesi, aktivist gazeteciliği onaylamamaktadır: "Haberini yaptığımız hareketlerde ya da etkinliklerde görev almayız."


Alman Basın Konseyi ilkesine göre, "gazeteciler ve yayıncılar basının güvenilirliğine gölge düşürecek her türlü etkinliğe katılmaktan uzak durmalıdırlar."


Washington Post gazetesi de her tür aktivizmi yasaklıyor: "Haberleri adil biçimde aktarmamızı riske atacak şekilde siyasete, toplumsal olaylara, eylemlere veya gösterilere aktif katılımdan kaçınırız." 

TGC tarafından kabul edilen Türkiye Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi'nde açık biçimde söylenmese bir belli konularda gazetecinin aktivizmine kapı araladığı söylenebilir: "Gazeteci, basın özgürlüğünü, halkın doğru haber alma, bilgi edinme hakkı adına dürüst biçimde kullanır. Bu amaçla her türlü sansür ve otosansürle mücadele etmeli, halkı da bu yönde bilgilendirmelidir...Gazeteci; başta barış, demokrasi ve insan hakları olmak üzere, insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur." 

Aktivist gazeteciliği savunan da var eleştiren de

Gazetecileri Koruma Komitesi Direktörü Joel Simon, çevrimiçi gazetecilikle ilgili bir uluslararası sempozyumda yaptığı konuşmada, Wikileaks'in kurucusu aktivist-gazeteci Julian Assange'ı örnek göstererek şunları söylüyor: "Eğer Assange sızıntı belgeleri yayımlamaktan yargılansaydı, bütün gazeteciler risk altında olurdu. Gazetecileri aktivistlerden ayıran çizgi bir miktar bulanık olduğu sürece gazeteciler daha özgür ve daha güvendedirler." Joel Simon, "What's the difference between activism and journalism?" başlıklı yazısında, aktivist gazetecileri gazeteci saymamanın tehlikelerine işaret ediyor: "Çoğu ülkede, 'basın özgürlüğü'nden yararlanan 'geleneksel' gazeteciler en güvenilir ya da en bağımsız haber kaynakları değildir. Tahrir Meydanı isyanındaki Mısır'a bakalım.  Mısır'daki çoğu profesyonel gazeteci otoritelerden talimatlı gazetecilik yapmaya devam ediyordu. Bloggerlarla ve aktivistlerle birlikte hareket eden sadece küçük bir azınlık gazeteci grubu Hüsnü Mübarek'in enformasyon ablukasını kırabilmişti." 

İngiliz gazeteci Dan Gillmor, özellikle internet ve özgürlüklerle ilgili olarak gazetecilere şu çağrıyı yapıyor: "Lütfen temel özgürlükler için aktivist olunuz. Denetime karşı kampanya yapınız, daha saydam sistemler ve teknolojiler için kampanya yapınız." Gillmor bir başka yazısında gazetecilerin en azından bazı durumlarda aktivist olmaları gerektiğini söylüyor: "Dünyanın birçok yerinde gerçek gazetecilik yapmak aktivizmdir, çünkü bazı toplumlarda doğruyu söylemek, değişime kapı aralamaktır."


Yine bir başka İngiliz gazeteci Dilly Hussain şunları söylüyor: "Arap Baharı sırasında, Suriye'de devam eden olaylarla ve şimdi de Gazze'deki savaşla ilgili olarak kendimi 'tarafsız' bir gazeteciden çok bir politik aktivist olarak görüyorum, çünkü gözlerimin önünde adaletsizlikler olurken taraf tutmaktan nasıl kaçınacağımı bilemiyorum."
 

David Brewer, medya aktivisti olarak tanımlanması karşısında şu cevabı veriyor: "Eğer gazetecilik nesnel, tarafsız ve adil olmaksa, gazeteci aktivist olamaz... Ancak, eğer bir gazetecinin görevi gerçeği aramaksa, sesi duyulmayanların sesini ve görüşlerini aktarmaksa, ırkı, dini, siyasal görüşü ve toplumsal statüsü ne olursa olsun tüm toplumu temsil etmekse, o halde gazeteci özünde ifade özgürlüğü aktivistidir."


Noor Tagouri, "Blurred Lines: Journalism or Activism?" başlıklı yazısında, "Gazetecilik doğruyu söylemekle ilgilidir. Aktivizm, haklı ve doğru olduğu düşünülen bir neden için savaşmakla ilgilidir. Peki, ya gazetecinin aktardığı haber uğrunda savaşmayı gerektirecek haklı bir nedenle ilgiliyse?" diye soruyor. Tagouri yazısında, Bosna savaşında taraflı habercilik yapmakla eleştirilen CNN muhabiri Christiane Amanpour'un savunmasına da yer veriyor: "Bosna gibi, etnik temizliğin söz konusu olduğu bir savaşta olanı olduğu gibi aktarma ve doğruyu söyleme göreviniz var. Bu bağlamda nesnellik, tüm tarafları haberde adil biçimde temsil etmek ama asla yanlış bir ahlaki denkleştirme yapmamaktır. Dolayısıyla ben haberlerimde kimin saldırgan kimin mağdur olduğunu söyledim ve bundan da gurur duyuyorum, çünkü yapmamız gereken de buydu."


Stephen M. Walt'ın Foreign Policy dergisindeki "On Activist Journalism" başlıklı yazısı bu konuda mutlaka okumaya değer yazılardan biri. Walt, gazeteciyi aktivist olmakla suçlayanların kafasında keskin bir ayrım olduğunu; bir tarafta ciddi, nesnel ve dolayısıyla saygı gösterilmesi gereken gazeteciler bulunduğunu, diğer tarafta ise partizan, yanlı, güvenilmez ve dolayısıyla daha düşük bir pozisyonu hak eden gazeteciler olduğunu söylüyor: "Buna iki itirazım var. Birincisi, birini aktivist olmakla suçlamak, desteklemediğimiz bir yorumu ya da haberi marjinalleştirmeye çalışmanın ucuz yoludur... İkincisi ve daha önemlisi, tümüyle 'nesnel' bir gazeteci olamayacağıdır." Walt, "aktivist gazeteci" "gerçek gazeteci" gibi ayrımların yanlış olduğunu, bunun yerine, iyi/kötü, güvenilir/güvenilmez, dürüst/sahtekar gazeteci gibi ayrımların yapılması gerektiğini savunuyor.


Ruşen Çakır, aktivist gazeteciliğe karşı çıkanlardan: "Biz aktivist değiliz, gazeteciyiz. Eskiden militan denirdi, şimdi aktivist deniyor.  Biz aktivistlerin aktivitelerini haberleştiririz, ama kendimizin aktivist olması gerekmiyor. Tavır almamız kesinlikle gerekmiyor...Bizim öncelikle yapmamız gereken, gazeteciliğin evrensel kuralları çerisinde haberi olabildiğince nötr bir şekilde vermek."

Esra Arsan, "Gazetecilik bitti, aktivizm verelim" başlıklı yazısında gazetecilerin sosyal medya aktivizmini eleştirdi: "Sosyal medya çağında olgular ve rakamlar o derece anlamsız kalmış ki, yorum her zamankinden daha beter bir şekilde gazetecinin silahı haline gelmiş. Bu durum kuşkusuz gazeteciyi de her zamankinden daha beter bir şekilde siyasal aktöre dönüştürüyor, onu haberciden çok bir aktivist haline getiriyor. Gazetecilik doğası gereği kendi içinde bir aktivizm barındırır. Hak aramayı, ezilenin yanında olmayı, sesi duyulmayanın sesi olmayı şiar edinmeyene, gizli kapaklı kötülükleri ortaya dökmek için cesurca araştırma yapmayana gazeteci denmez. Ama haberciliğin dikenli yollarına girmek yerine aktivist yorumculuğun konforuna sığınmak da ne derece gazetecilik olarak tanımlanabilir?"

 

Yasemin Giritli İnceoğlu, BİANET için yazdığı Gazeteci-aktivist ikilemi başlıklı yazısında aktivist gazeteciliğin olumsuzluklarına değiniyor: "İfade özgürlüğü ve özgür basın geleneğine sahip Batı demokrasilerinde, gazetecilerin aktivist olması fikri genellikle gazetecilik normlarına aykırı olarak görülüyor. Habercinin öncelikle aktivist mi yoksa gazeteci mi olacağına karar vermesi gerekiyor zira her ikisi aynı zamanda olunmaz. Eğer gazetecilik nesnel, adil, şeffaf ve etik olmak ise, şüphesiz gazeteci haberleştirdiği eylemin içinde yer almamalı; manipülasyon tuzağına düşmeden, gazeteciliğin evrensel ilkelerine sadık kalmalı, yaptığı haberdeki belli bir gruba sempati ve/veya antipati duyup duymadığına bakmaksızın, haberde kullanacağı kelime ve kaynak seçiminde itinalı olmalı ve aktivistin hedeflerine ulaşması için kendini kullandırmamalı. Gazetecinin etkinliklere katılmaktan uzak durmaları gerektiği konusunda neredeyse etik ilkelerin hepsinde bir mutabakat söz konusu. Gerekçe olarak da haberlerin adil olarak verilmesine engel oluşturduğu ve mesleğin güvenirliğine zarar verdiği gösterilmiş."

 

2018 yılında yayımladığı Ben de Sizin İçin Üzgünüm isimli kitabıyla aktivist gazetecilik konusunda bir tartışma başlatan gazeteci Kadri Gürsel, Birikim için yazdığı "Ana Akım Medyanız Nasıl Olsun?" başlıklı yazısında aktivist gazetecilik kavramına neden mesafeli olduğunu açıklıyor: "Bana göre bir gazetecinin angaje olabileceği tek meşru aktivizm basın ve ifade özgürlüğü için yapılandır.. Gazeteciliği savunma amacının ötesine geçen ve bir siyasi gündeme bağlı olarak yapılan aktivizm, gazeteciliği araçsallaştırdığı nispette mesleğe zarar verir. Profesyonel gazetecilerin, gazeteciliği savunmaktan başka bir tutum ve eyleme ihtiyaçları yoktur. Tekrar ediyorum: Gazetecilik, gazetecilik için yapılır, yapılmalıdır."


Geleneksel gazeteciliğin kusurlarını ortadan kaldırmak için geliştirilen 
barış gazeteciliğihalk gazeteciliği (public journalism), yurttaş gazeteciliğihak haberciliği gibi gazetecilik pratikleri özlerinde aktivist gazeteciliği barındırmakta ve hatta aktivist gazeteciliği özendirmektedirler. Temel çıkış noktaları da, tarafsız gözlemci statüsündeki geleneksel gazeteciliğin statüko lehine işlediği, objektifliğin bir mitten ibaret olduğu, gazetecilerin sorunları sadece haber yapmakla kalmayıp çözümlerine de aktif katkı yapmalarının daha doğru olduğu şeklindeki anlayıştır.

Sonuç olarak, aktivist gazetecilik geleneksel gazeteciliğin olaylar ve sorunlar konusunda toplumları kendisinden beklenen şekilde tam ve doğru bilgilendirme işlevini yerine getiremediği durumlarda ortaya çıkan, koşulların dayattığı bir alternatif gazetecilik anlayışıdır. Aktivist gazetecilik tek başına iyi ya da kötü değildir. Tıpkı geleneksel gazetecilikte olduğu gibi aktivist gazetecilikte de kaliteyi belirleyen içeriktir.   

NOT: Türk Dil Kurumu aktivizmi, "Toplumsal veya politik değişim meydana getirmek, belirli sorunlara dikkat çekmek için özel amaçlı etkinlik gerçekleştirme" olarak tanımlamaktadır. 

SANSÜR YASASI OLARAK ADLANDIRILAN TCK 217/A'DAN ETKİLENEN GAZETECİ SAYISI GİDEREK ARTIYOR

Süleyman İrvan 13 Ekim 2022 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan “ Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ” isim...