Süleyman İrvan
Etik tartışmasını başlatan olay, Halk TV muhabiri Barış
Pehlivan’ın, bilirkişi Satılmış Büyükcanayakın ile yaptığı telefon
konuşmasının haber kaynağından izin alınmadan kaydedilmesi ve ardından bu ses
kaydının Halk TV ekranlarında yayımlanması oldu.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu 27 Ocak’ta yaptığı basın
toplantısında, yargının siyasallaşmasına yönelik eleştirilerde bulunmuş, bilirkişi
Satılmış Canayakın’ı da örnek göstererek, kendisine ve CHP'li belediyelere
yönelik soruşturmalarda hep bu bilirkişinin görevlendirildiğini ifade
etmişti. Böylesi bir suçlama karşısında bir gazetecinin suçlanan
kişiyle konuşmak istemesinden daha doğal bir şey olamaz. Esasında gazetecilik
etiği de bunu gerektirir. Gazeteci Barış Pehlihan da bunu yapmış, suçlanan
kişiyi aramış. Hatta aynı gün (27 Ocak 2025), Yeni Şafak muhabiri Erdal Kılınç
da bilirkişiye ulaşmış ve cevap hakkını kullandırmış.
Gazeteci neden kayıt alır?
Bir gazeteci haber kaynağıyla yüz yüze, telefonda ya da
çevrim içi ortamlarda yaptığı konuşmaları iki nedenle kaydetme gereği duyar.
Birincisi, kaynağın söylediklerini doğru aktarmak için kaydeder. Gazetecinin
birinci yükümlülüğü doğruluktur; bir konuşmayı veya sorulara verilen cevapları aslına
uygun biçimde aktarmak, bu yükümlülüğün bir parçasıdır. Hatta, “gazetecilik
doğruyu söyleme mesleği” olarak bilinir. İkinci neden, kaynağın söylediklerini inkâr
etme durumunda kendisini korumak için kanıt olarak kaydı kullanma ihtiyacıdır.
Eğer elinde ses kaydı varsa ve söylenenleri doğru aktarmışsa, kaynak yalanlasa
bile bunu kanıtlayabilecek durumda olur gazeteci. Kıbrıslı Türk gazeteci Ali
Baturay, gazetecilerin neden ses kaydı almak durumunda kaldıklarını çok güzel
anlatıyor bir yazısında.
Posta gazetesinden Alev Gürsoy Cimin sanatçı Coşkun Sabah
ile bir röportaj yapıyor.
Bu röportaj gazetede yayımlandıktan sonra Coşkun Sabah’ın bazı sözleri tartışma
konusu oluyor.
Ancak röportajın ses kaydı olduğu için gazeteci yazdıklarının doğru olduğunu kanıtlayabiliyor.
Bu konuda onlarca örnek bulmak mümkün. Ses kayıt cihazları
gazeteciler için adeta bir koruma kalkanı işlevi görebiliyor. Çünkü insanlar
gazetecilerle konuştuktan sonra yayımlanan habere ya da röportaja ilişkin
kamuoyundan ve muhataplarından tepki gelirse özeleştiri yapmak ya da özür
dilemek yerine gazeteciyi suçlama yoluna gidebiliyorlar. Yavuz Bingöl de öyle
yapmış. Ahmet Hakan’ın yaptığı röportaja tepki gelince gazeteciyi suçlamış, “Ahmet
Hakan sözlerimi olduğu gibi yayınlayıp beni sizlere doğru taşısaydı, bir daha
asla bu sütunlarda olmayacaktım!” demiş
meselâ. Bu açıklamaya Ahmet Hakan da ses kaydını yayımlayarak cevap vermiş.
Zımni rıza nedir?
Zımni rıza, açıkça belirtilmeden verilen onay anlamına
geliyor. Örneğin bir konferansa katılıyorsanız bu konferansın haber
yapılacağını, konferansta fotoğraflar çekileceğini kabul ediyorsunuz demektir. Herkese
açık bir konferansa katılan konuşmacı ve dinleyicilerden haber yapmak için izin
almaya gerek yoktur. Aynı şekilde, bir televizyon gazetecisi haber için
röportaj yaparken bu görüşmeyi kamera ile kaydetmek zorundadır. Röportaja evet
diyen kişi kamera kaydına da evet demiş sayılır. “Kamera ile çekim yapacağız”
denmesine gerek yoktur. Telefonla arayan kişi kendisini gazeteci olarak
tanıtmışsa ve haber amaçlı sorular soracağını söylemişse, bu konuşmanın
kaydedileceğini varsaymak gerekir. Hatta zaman zaman görüş almak için beni
arayan muhabiri, “Kayıt alıyorsun değil mi” diye uyarırım. Bunun nedeni,
sözlerimin doğru aktarılmasını sağlama almak istememdir.
Etik ilkeler ne diyor?
Meslek örgütleri ve medya kuruluşları tarafından kabul
edilen gazetecilik etik ilkeleri içinde izinsiz ses kaydı alma konusunda bir
netlik yoktur. BBC gibi bazı medya kuruluşları kayıt için izin istemeyi zorunlu
görmektedirler.
New York Times etik
ilkesi şu şekildedir: “Gazete muhabirleri, görüşmenin tüm taraflarının
rızası olmadan görüşmeleri kaydedemez. Yasanın sadece bir tarafın bilgisi
dahilinde kayda izin verdiği durumlarda bile, bu aldatıcı bir uygulamadır. Editörler,
gizlice yapılan kayıtların yasal olduğu yerlerde bu yasağa nadir istisnalar
getirebilir.”
Akademisyen Kenna Griffin’in bu konuda yaptığı değerlendirme
benim bakış açımla uyuşuyor: “Gazeteciler röportaj için kaynaklara
yaklaştıklarında kendilerini tanıtmak üzere eğitilirler. Öğrenci gazetecilere,
bir kaynakla röportaj yapmaya çalışırken kendilerini tam adlarıyla
tanıtmalarını öğretiyorum. Kendinizi muhabir olarak tanıtmak, kaynağın sizinle
konuşmayı kabul edip etmeyeceğine karar vermesini sağlar. Kendinizi tanıtarak,
kaynağa, söylediği her şeyin yayımlanma potansiyeline sahip olduğunu belirtmiş
olursunuz.” Gayet açık ve anlaşılır değil mi?
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun (IFJ) hazırladığı
Gazeteciler İçin Küresel Etik Sözleşmesi’nde yer alan ilke şu şekilde:
“Gazeteci, bilgi, görüntü, belge ve veri elde etmek için yalnızca adil
yöntemler kullanacak ve gazeteci olduğunu her zaman bildirecektir. Kamu
yararına olan bilgileri adil yöntemlerle toplamanın imkânsız olduğu durumlar
dışında gizli görüntü ve ses kayıtlarını kullanmaktan kaçınacaktır.”
TGC tarafından Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk
Bildirgesi’ndeki ilke de şu şekilde: “Sahibinin izni dışında belge, fotoğraf,
ses veya görüntü, ancak doğrudan kamu yararı bulunması ve başka hiçbir şekilde
elde edilmeyeceğine kesin kanaat getirilmesi halinde alınabilir.”
Kuruluş aşamasında başkanlığını yaptığım KKTC Medya Etik
Kurulu’nun etik ilkesini de vereyim: “Üstün kamu yararı olmadıkça, gizli
kamera, izinsiz ses kaydı, kimlik gizleme ve benzeri yöntemlerle haber
araştırmaktan kaçınılmalıdır.”
Görüleceği gibi, etik ilkelerde kastedilen gazetecinin bir görüntü
ya da konuşmayı gizlice kaydetmesidir. Ki bu bile araştırmacı gazetecilikte
zaman zaman başvurulan bir uygulamadır. Örneğin, yolsuzluk gibi, rüşvet gibi kamu
yararı içeren konularda kaynaklar konuştukları kişinin gazeteci olduğunu
bilirlerse açıkça konuşmaktan çekineceklerdir. Bu tür durumlarda, ses kaydı
yapıldığının bilinmesi, kaynağın konuşmaktan vazgeçmesine neden olabilir.
Dolayısıyla, gazetecinin gizlice kayıt yapabilmesi, kamu yararına olan
bilgilerin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.
Yasalara göre izinsiz ses kaydı suç mudur?
Anayasa’nın 28. maddesi basın özgürlüğünü güvence altına almaktadır.
Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. maddesi de ifade ve
basın özgürlüğünü koruma altına almaktadır. AİHS’ye göre, gazetecilerin kamu
yararına olan bilgileri toplarken ses kaydı almaları, basın özgürlüğünün doğal
bir uzantısı olarak değerlendirilmelidir.
5187 sayılı Basın Kanunu’nda ses kaydıyla ilgili doğrudan
bir hüküm yoktur ancak 3. maddede basın özgürlüğünün nasıl sınırlanabileceği
belirtilmiştir: “Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun
gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının
ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak
bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin
önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla
sınırlanabilir.”
Gelelim, Halk TV olayında başvurulan Türk Ceza Kanunu
maddesine. TCK madde 133 şöyle diyor: “(1) Kişiler arasındaki aleni olmayan
konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen
veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır… (3) Kişiler arasındaki aleni olmayan
konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak
ifşa eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dörtbin güne kadar adlî para
cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla
yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.”
Benim bu maddeden anladığım şudur. Birinci fıkraya göre, gazeteci
olsun ya da olmasın taraflardan biri izin almadan ses kaydı yapıyorsa bu suç
değildir. Çünkü “taraflardan herhangi birinin rızası” kayıt almak için yeterli
görülmektedir. Yasa maddesi iki tarafın da rızasını gerekli görmemektedir.
Nitekim ABD’nin birçok eyaletinde telefon konuşmalarının kaydı için tek taraflı
rıza yeterli görülmektedir.
Üçüncü fıkraya göre ise, tek taraflı rıza ile konuşma kaydedilse bile bu
konuşmayı iki tarafın da onayı alınmadan ifşa etmek suçtur. İfşa edilen bu
konuşmayı yayımlamak da suçtur. Yasa, kamu yararı içeren konularda yapılan
gazetecilik faaliyetleri için bir istisna getirmemiştir. Oysa AİHM tarafından
bu konuda gazeteciler lehine verilen bir karar söz konusudur.
AİHM’in Radyo Twist kararı
Slovakya’da yayın yapan Radyo Twist, 1996 yılında Slovakya
Başbakan Yardımcı ve Maliye Bakanı olan kişi ile Adalet Bakanı Yardımcısı’nın
telefon konuşmasını yayımladı. Telefon konuşması yasadışı biçimde dinlenmiş ve
radyoya ulaştırılmıştı. Ses kayıtlarını yayımlamadan önce programcı bir anons
yaptı ve mahkeme kararı olmadan yapılan yasadışı dinlemeleri onaylamadıklarını,
ancak ellerinde bulunan ses kaydını “kamu yararı” söz konusu olduğu için
yayımlamaktan kaçınamayacaklarını ve toplumu bilgilendirme görevlerini yerine
getireceklerini ifade etti. Slovak mahkemesi radyoyu suçlu buldu ve konu AİHM’e
taşındı.
AİHM, 2006 yılında verdiği kararla Radyo Twist’i haklı buldu
ve kararında şu noktalar üzerinde durdu: “1.İfade özgürlüğü, demokratik
toplumun en önemli temellerinden birisini oluşturur. Bu özgürlük sadece olumlu
bilgi ve fikirler için değil; kızdıran, şok edici ve rahatsızlık veren bilgi ve
fikirler için de geçerlidir; 2. Basının her ne kadar kişilerin şöhretine ve
haklarına zarar veren yayın yapmaktan kaçınması gerekse de, asli işlevi kamu
yararına giren her konuda bilgi ve fikirleri aktarmaktır; 3. Kamusal figürler
olan siyasetçiler için kabul edilebilir eleştiri sınırları sıradan insanlara
göre daha geniştir; 4. Basına verilen cezanın yaratacağı ‘caydırma etkisi’nin,
gelecekteki gözetim işlevine ilişkin performansını olumsuz etkileyeceği dikkate
alınmalıdır; 5. Telefon konuşmasının içeriği aşikâr biçimde politiktir ve özel
yaşama ilişkin bir konuşma olarak değerlendirilemez; 6. Konuşmalarda, devlet
işletmelerinin yönetimi ve özelleştirilmesinden söz edilmektedir ve bu
konuşmaların kamuyu ilgilendirdiği gayet açıktır; 7. Konuşmaların
yasadışı yöntemlerle kaydedildiği doğru olsa bile kayıtları gazetecilerin
yaptığına ilişkin bir suçlama yoktur; 8. Radyo, üçüncü bir kişi tarafından
yasadışı biçimde kaydedilen konuşmayı yayımladığı için cezalandırılmıştır. Bu
durum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde düzenlenen ifade ve
basın özgürlüğüne aykırıdır.”
Rıza Türmen de 2014 yılında Milliyet gazetesinde yayımlanan yazısında
AİHM'in kamu yararını dikkate aldığını söylüyor: "AİHM bir denge
gözetiyor. Bir yanda bireylerin özel yaşamları, kişilik hakları, öbür yanda
halkın bilgi alma hakkını ve medyanın bilgi verme yükümlülüğünü içeren basın
özgürlüğü. Hukuka aykırı elde edilmiş kayıtlar söz konusu olsa bile, kamuoyunu
ilgilendiren bir konu olduğu takdirde AİHM dengeyi basın özgürlüğü lehinde
kuruyor."
Birkaç önemli ses kaydı haberi
Ertuğrul Özkök ve Güneş Taner arasındaki telefon
konuşması: 1998 yılında gerçekleşen bu telefon konuşması, dönemin Hürriyet
Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ile yine dönemin Ekonomi Bakanı Güneş
Taner arasında geçmektedir. Ekli haberdeki
iddiaya göre telefon kaydını Hürriyet çalışanları yapmış, Erol Simavi de
medyaya sızdırmıştı. Telefon konuşmalarına göre Ertuğrul Özkök patronu olan
Aydın Doğan adına iş takipçiliği yapıyordu. Peki bir gazeteci böylesine skandal
bir bir olaya ilişkin ses kaydını haber yapamasın mı?
Sedat Peker ve Hadi Özışık arasındaki telefon konuşması: Organize
suç örgütü lideri olarak tanımlanan Sedat Peker, 2021 yılında,
gazeteci Hadi Özışık ile yaptığı görüntülü telefon görüşmesini kendisi ifşa etti. Bu
telefon konuşması da çok sayıda habere
konu oldu haliyle. Hatta benim bu konuda yaptığım bir paylaşım bile haber
olmuştu.
Sezgin Baran Korkmaz ile Veyis Ateş arasındaki telefon
konuşması: Sezgin Baran Korkmaz tarafından kaydedilip daha sonra ifşa
edilen telefon konuşmasına göre, gazeteci Veyis Ateş, Sezgin Baran Korkmaz’ın
sorunlarının çözümüne yardımcı olmak için 10 milyon avro talep etmişti.
Yenidoğan çetesinin ses kayıtları: Özel hastanelerde
bebek ölümleriyle gündeme gelen Yenidoğan çetesinin kendi aralarındaki ses
kayıtları da ifşa
olmuştu. Bu ses kayıtlarını haberleştirmek suç mudur?
Bunlar gibi başka örnekler de bulup ekleyebilirim. Ancak bu
örnekler, gazeteciliğin sınırlarını göstermesi açısından yeterlidir sanırım.
Sadece biçimsel yaklaşıp izinsiz ses kaydı almak suçtur, ses kaydını haber
yapmak da suçtur dersek, kamu yararı içeren birçok suçun ifşasını ve kamuoyunun
bilgilenmesini de engellemiş oluruz. Gazetecilik basılması istenmeyen
haberlerin yayımlanması için çaba göstermektir.
Gazetecilik suç değildir!
Sonuç olarak, gazetecinin kendisini açıkça tanıttığı ve
arama amacını açıkladığı takdirde ses kaydı almak için ayrıca izin almasına
gerek yoktur. Böyle düşünmemin nedeni şudur: Ses kayıt cihazlarının
gazetecilikte kullanımı oldukça yenidir. Ağırlıklı olarak 1980’li yıllardan sonra
yaygın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Daha öncesinde, örneğin benim
öğrencilik yıllarımda konuşmaları hızla, aslına uygun biçimde yazabilmek için
Stenografi dersi vardı. Teknik olarak ses kayıt cihazı ile steno arasında bir
fark yoktur bence.
Gazeteci, ses kayıt cihazı ile kaydettiği ya da stenografi
tekniğiyle yazdığı konuşmayı haberleştirebilir ancak ses kaydını olduğu gibi
yayımlamak istiyorsa izin alması hem etik açıdan daha doğru olur hem de yasaya
uygun hareket etmiş olur. Nitekim medya ombudsmanı Faruk Bildirici de bu olayla
ilgili olarak şunları yazmıştı:
“Belli ki, birkaç dakika içinde verilen hızlı bir yayın
kararı söz konusu. Yayımlanan ses kaydında Barış Pehlivan, bilirkişiye
kendisini tanıtıyor ama sesini kaydettiğini söylemiyor, kayıt için izin
almıyor. İzinsiz olduğu için de ses kaydının yayımlanması gazetecilik meslek
etiği açısından sorunlu…
Kuşkusuz bilirkişinin sözlerinde kamu yararı, dolayısıyla
haber değeri vardı. Metin olarak yayımlanmasında engel de yoktu, öyle
yayımlanabilirdi. Zaten bilirkişi Satılmış Büyükcanayakın, ses kaydını bilmese
de gazeteciyle konuştuğunun farkında, soruları ona göre yanıtlıyor.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder