12 Şubat 2025 Çarşamba

GAZETECİLİK ETİĞİ: SES KAYDI İÇİN İZİN ALMAK GEREKLİ Mİ?

 Süleyman İrvan

Etik tartışmasını başlatan olay, Halk TV muhabiri Barış Pehlivan’ın, bilirkişi Satılmış Büyükcanayakın ile yaptığı  telefon konuşmasının haber kaynağından izin alınmadan kaydedilmesi ve ardından bu ses kaydının Halk TV ekranlarında yayımlanması oldu.  

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu 27 Ocak’ta yaptığı basın toplantısında, yargının siyasallaşmasına yönelik eleştirilerde bulunmuş, bilirkişi Satılmış Canayakın’ı da örnek göstererek, kendisine ve CHP'li belediyelere yönelik soruşturmalarda hep bu bilirkişinin görevlendirildiğini ifade etmişti. Böylesi bir suçlama karşısında bir gazetecinin suçlanan kişiyle konuşmak istemesinden daha doğal bir şey olamaz. Esasında gazetecilik etiği de bunu gerektirir. Gazeteci Barış Pehlihan da bunu yapmış, suçlanan kişiyi aramış. Hatta aynı gün (27 Ocak 2025), Yeni Şafak muhabiri Erdal Kılınç da bilirkişiye ulaşmış ve cevap hakkını kullandırmış.  

Gazeteci neden kayıt alır?

Bir gazeteci haber kaynağıyla yüz yüze, telefonda ya da çevrim içi ortamlarda yaptığı konuşmaları iki nedenle kaydetme gereği duyar. Birincisi, kaynağın söylediklerini doğru aktarmak için kaydeder. Gazetecinin birinci yükümlülüğü doğruluktur; bir konuşmayı veya sorulara verilen cevapları aslına uygun biçimde aktarmak, bu yükümlülüğün bir parçasıdır. Hatta, “gazetecilik doğruyu söyleme mesleği” olarak bilinir. İkinci neden, kaynağın söylediklerini inkâr etme durumunda kendisini korumak için kanıt olarak kaydı kullanma ihtiyacıdır. Eğer elinde ses kaydı varsa ve söylenenleri doğru aktarmışsa, kaynak yalanlasa bile bunu kanıtlayabilecek durumda olur gazeteci. Kıbrıslı Türk gazeteci Ali Baturay, gazetecilerin neden ses kaydı almak durumunda kaldıklarını çok güzel anlatıyor bir yazısında.

Posta gazetesinden Alev Gürsoy Cimin sanatçı Coşkun Sabah ile bir röportaj yapıyor. Bu röportaj gazetede yayımlandıktan sonra Coşkun Sabah’ın bazı sözleri tartışma konusu oluyor. Ancak röportajın ses kaydı olduğu için gazeteci yazdıklarının doğru olduğunu kanıtlayabiliyor.

Bu konuda onlarca örnek bulmak mümkün. Ses kayıt cihazları gazeteciler için adeta bir koruma kalkanı işlevi görebiliyor. Çünkü insanlar gazetecilerle konuştuktan sonra yayımlanan habere ya da röportaja ilişkin kamuoyundan ve muhataplarından tepki gelirse özeleştiri yapmak ya da özür dilemek yerine gazeteciyi suçlama yoluna gidebiliyorlar. Yavuz Bingöl de öyle yapmış. Ahmet Hakan’ın yaptığı röportaja tepki gelince gazeteciyi suçlamış, “Ahmet Hakan sözlerimi olduğu gibi yayınlayıp beni sizlere doğru taşısaydı, bir daha asla bu sütunlarda olmayacaktım!” demiş meselâ. Bu açıklamaya Ahmet Hakan da ses kaydını yayımlayarak cevap vermiş.

Zımni rıza nedir?

Zımni rıza, açıkça belirtilmeden verilen onay anlamına geliyor. Örneğin bir konferansa katılıyorsanız bu konferansın haber yapılacağını, konferansta fotoğraflar çekileceğini kabul ediyorsunuz demektir. Herkese açık bir konferansa katılan konuşmacı ve dinleyicilerden haber yapmak için izin almaya gerek yoktur. Aynı şekilde, bir televizyon gazetecisi haber için röportaj yaparken bu görüşmeyi kamera ile kaydetmek zorundadır. Röportaja evet diyen kişi kamera kaydına da evet demiş sayılır. “Kamera ile çekim yapacağız” denmesine gerek yoktur. Telefonla arayan kişi kendisini gazeteci olarak tanıtmışsa ve haber amaçlı sorular soracağını söylemişse, bu konuşmanın kaydedileceğini varsaymak gerekir. Hatta zaman zaman görüş almak için beni arayan muhabiri, “Kayıt alıyorsun değil mi” diye uyarırım. Bunun nedeni, sözlerimin doğru aktarılmasını sağlama almak istememdir. 

Etik ilkeler ne diyor?

Meslek örgütleri ve medya kuruluşları tarafından kabul edilen gazetecilik etik ilkeleri içinde izinsiz ses kaydı alma konusunda bir netlik yoktur. BBC gibi bazı medya kuruluşları kayıt için izin istemeyi zorunlu görmektedirler.

New York Times etik ilkesi şu şekildedir: “Gazete muhabirleri, görüşmenin tüm taraflarının rızası olmadan görüşmeleri kaydedemez. Yasanın sadece bir tarafın bilgisi dahilinde kayda izin verdiği durumlarda bile, bu aldatıcı bir uygulamadır. Editörler, gizlice yapılan kayıtların yasal olduğu yerlerde bu yasağa nadir istisnalar getirebilir.” 

Akademisyen Kenna Griffin’in bu konuda yaptığı değerlendirme benim bakış açımla uyuşuyor: “Gazeteciler röportaj için kaynaklara yaklaştıklarında kendilerini tanıtmak üzere eğitilirler. Öğrenci gazetecilere, bir kaynakla röportaj yapmaya çalışırken kendilerini tam adlarıyla tanıtmalarını öğretiyorum. Kendinizi muhabir olarak tanıtmak, kaynağın sizinle konuşmayı kabul edip etmeyeceğine karar vermesini sağlar. Kendinizi tanıtarak, kaynağa, söylediği her şeyin yayımlanma potansiyeline sahip olduğunu belirtmiş olursunuz.” Gayet açık ve anlaşılır değil mi?

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun (IFJ) hazırladığı Gazeteciler İçin Küresel Etik Sözleşmesi’nde yer alan ilke şu şekilde: “Gazeteci, bilgi, görüntü, belge ve veri elde etmek için yalnızca adil yöntemler kullanacak ve gazeteci olduğunu her zaman bildirecektir. Kamu yararına olan bilgileri adil yöntemlerle toplamanın imkânsız olduğu durumlar dışında gizli görüntü ve ses kayıtlarını kullanmaktan kaçınacaktır.”

TGC tarafından Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ndeki ilke de şu şekilde: “Sahibinin izni dışında belge, fotoğraf, ses veya görüntü, ancak doğrudan kamu yararı bulunması ve başka hiçbir şekilde elde edilmeyeceğine kesin kanaat getirilmesi halinde alınabilir.”

Kuruluş aşamasında başkanlığını yaptığım KKTC Medya Etik Kurulu’nun etik ilkesini de vereyim: “Üstün kamu yararı olmadıkça, gizli kamera, izinsiz ses kaydı, kimlik gizleme ve benzeri yöntemlerle haber araştırmaktan kaçınılmalıdır.”

Görüleceği gibi, etik ilkelerde kastedilen gazetecinin bir görüntü ya da konuşmayı gizlice kaydetmesidir. Ki bu bile araştırmacı gazetecilikte zaman zaman başvurulan bir uygulamadır. Örneğin, yolsuzluk gibi, rüşvet gibi kamu yararı içeren konularda kaynaklar konuştukları kişinin gazeteci olduğunu bilirlerse açıkça konuşmaktan çekineceklerdir. Bu tür durumlarda, ses kaydı yapıldığının bilinmesi, kaynağın konuşmaktan vazgeçmesine neden olabilir. Dolayısıyla, gazetecinin gizlice kayıt yapabilmesi, kamu yararına olan bilgilerin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.

Yasalara göre izinsiz ses kaydı suç mudur?

Anayasa’nın 28. maddesi basın özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. maddesi de ifade ve basın özgürlüğünü koruma altına almaktadır. AİHS’ye göre, gazetecilerin kamu yararına olan bilgileri toplarken ses kaydı almaları, basın özgürlüğünün doğal bir uzantısı olarak değerlendirilmelidir.

5187 sayılı Basın Kanunu’nda ses kaydıyla ilgili doğrudan bir hüküm yoktur ancak 3. maddede basın özgürlüğünün nasıl sınırlanabileceği belirtilmiştir: “Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.”

Gelelim, Halk TV olayında başvurulan Türk Ceza Kanunu maddesine. TCK madde 133 şöyle diyor: “(1) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır… (3) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dörtbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.”

Benim bu maddeden anladığım şudur. Birinci fıkraya göre, gazeteci olsun ya da olmasın taraflardan biri izin almadan ses kaydı yapıyorsa bu suç değildir. Çünkü “taraflardan herhangi birinin rızası” kayıt almak için yeterli görülmektedir. Yasa maddesi iki tarafın da rızasını gerekli görmemektedir. Nitekim ABD’nin birçok eyaletinde telefon konuşmalarının kaydı için tek taraflı rıza yeterli görülmektedir. Üçüncü fıkraya göre ise, tek taraflı rıza ile konuşma kaydedilse bile bu konuşmayı iki tarafın da onayı alınmadan ifşa etmek suçtur. İfşa edilen bu konuşmayı yayımlamak da suçtur. Yasa, kamu yararı içeren konularda yapılan gazetecilik faaliyetleri için bir istisna getirmemiştir. Oysa AİHM tarafından bu konuda gazeteciler lehine verilen bir karar söz konusudur.

AİHM’in Radyo Twist kararı

Slovakya’da yayın yapan Radyo Twist, 1996 yılında Slovakya Başbakan Yardımcı ve Maliye Bakanı olan kişi ile Adalet Bakanı Yardımcısı’nın telefon konuşmasını yayımladı. Telefon konuşması yasadışı biçimde dinlenmiş ve radyoya ulaştırılmıştı. Ses kayıtlarını yayımlamadan önce programcı bir anons yaptı ve mahkeme kararı olmadan yapılan yasadışı dinlemeleri onaylamadıklarını, ancak ellerinde bulunan ses kaydını “kamu yararı” söz konusu olduğu için yayımlamaktan kaçınamayacaklarını ve toplumu bilgilendirme görevlerini yerine getireceklerini ifade etti. Slovak mahkemesi radyoyu suçlu buldu ve konu AİHM’e taşındı.

AİHM, 2006 yılında verdiği kararla Radyo Twist’i haklı buldu ve kararında şu noktalar üzerinde durdu: “1.İfade özgürlüğü, demokratik toplumun en önemli temellerinden birisini oluşturur. Bu özgürlük sadece olumlu bilgi ve fikirler için değil; kızdıran, şok edici ve rahatsızlık veren bilgi ve fikirler için de geçerlidir; 2. Basının her ne kadar kişilerin şöhretine ve haklarına zarar veren yayın yapmaktan kaçınması gerekse de, asli işlevi kamu yararına giren her konuda bilgi ve fikirleri aktarmaktır; 3. Kamusal figürler olan siyasetçiler için kabul edilebilir eleştiri sınırları sıradan insanlara göre daha geniştir; 4. Basına verilen cezanın yaratacağı ‘caydırma etkisi’nin, gelecekteki gözetim işlevine ilişkin performansını olumsuz etkileyeceği dikkate alınmalıdır; 5. Telefon konuşmasının içeriği aşikâr biçimde politiktir ve özel yaşama ilişkin bir konuşma olarak değerlendirilemez; 6. Konuşmalarda, devlet işletmelerinin yönetimi ve özelleştirilmesinden söz edilmektedir ve bu konuşmaların kamuyu ilgilendirdiği gayet açıktır;  7. Konuşmaların yasadışı yöntemlerle kaydedildiği doğru olsa bile kayıtları gazetecilerin yaptığına ilişkin bir suçlama yoktur; 8. Radyo, üçüncü bir kişi tarafından yasadışı biçimde kaydedilen konuşmayı yayımladığı için cezalandırılmıştır. Bu durum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde düzenlenen ifade ve basın özgürlüğüne aykırıdır.”

Rıza Türmen de 2014 yılında Milliyet gazetesinde yayımlanan yazısında AİHM'in kamu yararını dikkate aldığını söylüyor: "AİHM bir denge gözetiyor. Bir yanda bireylerin özel yaşamları, kişilik hakları, öbür yanda halkın bilgi alma hakkını ve medyanın bilgi verme yükümlülüğünü içeren basın özgürlüğü. Hukuka aykırı elde edilmiş kayıtlar söz konusu olsa bile, kamuoyunu ilgilendiren bir konu olduğu takdirde AİHM dengeyi basın özgürlüğü lehinde kuruyor."

Birkaç önemli ses kaydı haberi

Ertuğrul Özkök ve Güneş Taner arasındaki telefon konuşması: 1998 yılında gerçekleşen bu telefon konuşması, dönemin Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ile yine dönemin Ekonomi Bakanı Güneş Taner arasında geçmektedir. Ekli haberdeki iddiaya göre telefon kaydını Hürriyet çalışanları yapmış, Erol Simavi de medyaya sızdırmıştı. Telefon konuşmalarına göre Ertuğrul Özkök patronu olan Aydın Doğan adına iş takipçiliği yapıyordu. Peki bir gazeteci böylesine skandal bir bir olaya ilişkin ses kaydını haber yapamasın mı?

Sedat Peker ve Hadi Özışık arasındaki telefon konuşması: Organize suç örgütü lideri olarak tanımlanan Sedat Peker, 2021 yılında, gazeteci Hadi Özışık ile yaptığı görüntülü  telefon görüşmesini kendisi ifşa etti. Bu telefon konuşması da çok sayıda habere konu oldu haliyle. Hatta benim bu konuda yaptığım bir paylaşım bile haber olmuştu.

Sezgin Baran Korkmaz ile Veyis Ateş arasındaki telefon konuşması: Sezgin Baran Korkmaz tarafından kaydedilip daha sonra ifşa edilen telefon konuşmasına göre, gazeteci Veyis Ateş, Sezgin Baran Korkmaz’ın sorunlarının çözümüne yardımcı olmak için 10 milyon avro talep etmişti.

Yenidoğan çetesinin ses kayıtları: Özel hastanelerde bebek ölümleriyle gündeme gelen Yenidoğan çetesinin kendi aralarındaki ses kayıtları da ifşa olmuştu. Bu ses kayıtlarını haberleştirmek suç mudur?

Bunlar gibi başka örnekler de bulup ekleyebilirim. Ancak bu örnekler, gazeteciliğin sınırlarını göstermesi açısından yeterlidir sanırım. Sadece biçimsel yaklaşıp izinsiz ses kaydı almak suçtur, ses kaydını haber yapmak da suçtur dersek, kamu yararı içeren birçok suçun ifşasını ve kamuoyunun bilgilenmesini de engellemiş oluruz. Gazetecilik basılması istenmeyen haberlerin yayımlanması için çaba göstermektir.

Gazetecilik suç değildir!

Sonuç olarak, gazetecinin kendisini açıkça tanıttığı ve arama amacını açıkladığı takdirde ses kaydı almak için ayrıca izin almasına gerek yoktur. Böyle düşünmemin nedeni şudur: Ses kayıt cihazlarının gazetecilikte kullanımı oldukça yenidir. Ağırlıklı olarak 1980’li yıllardan sonra yaygın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Daha öncesinde, örneğin benim öğrencilik yıllarımda konuşmaları hızla, aslına uygun biçimde yazabilmek için Stenografi dersi vardı. Teknik olarak ses kayıt cihazı ile steno arasında bir fark yoktur bence.

Gazeteci, ses kayıt cihazı ile kaydettiği ya da stenografi tekniğiyle yazdığı konuşmayı haberleştirebilir ancak ses kaydını olduğu gibi yayımlamak istiyorsa izin alması hem etik açıdan daha doğru olur hem de yasaya uygun hareket etmiş olur. Nitekim medya ombudsmanı Faruk Bildirici de bu olayla ilgili olarak şunları yazmıştı:

“Belli ki, birkaç dakika içinde verilen hızlı bir yayın kararı söz konusu. Yayımlanan ses kaydında Barış Pehlivan, bilirkişiye kendisini tanıtıyor ama sesini kaydettiğini söylemiyor, kayıt için izin almıyor. İzinsiz olduğu için de ses kaydının yayımlanması gazetecilik meslek etiği açısından sorunlu…

Kuşkusuz bilirkişinin sözlerinde kamu yararı, dolayısıyla haber değeri vardı. Metin olarak yayımlanmasında engel de yoktu, öyle yayımlanabilirdi. Zaten bilirkişi Satılmış Büyükcanayakın, ses kaydını bilmese de gazeteciyle konuştuğunun farkında, soruları ona göre yanıtlıyor.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

DEZENFORMASYONLA MÜCADELE YASASINDAN ETKİLENEN GAZETECİ SAYISI GİDEREK ARTIYOR

Süleyman İrvan 13 Ekim 2022 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan “ Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ” is...