2 Mayıs 2026 Cumartesi

3 MAYIS: DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜNÜ

Süleyman İrvan

3 Mayıs tarihi, 1994 yılından beri dünyada Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanıyor. 3 Mayıs tarihinin Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanması kararı, 1993 yılının Aralık ayında yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısında alındı.

Peki neden bu tarih seçildi? Çünkü UNESCO 1991 yılında Namibya'nın başkenti Windhoek'te Afrika’da basın özgürlüğü sorunlarıyla ilgili bir toplantı düzenlemişti ve toplantının son günü olan 3 Mayıs'ta 17 maddelik bir bildirge yayımlamıştı. Bu bildirge Windhoek Bildirgesi olarak anılıyor. Bildirgede, özellikle hükümetlerin basın özgürlüğünü sağlama konusunda yapmaları gerekenler vurgulanıyordu. Örneğin, “İfade ve basın özgürlüğü bir ülkede demokrasinin geliştirilmesi ve sürdürülmesi için bir zorunluluktur” deniliyordu. 1991 yılında yayımlanan bu bildirgenin tarihine atfen 3 Mayıs, Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kabul edildi.

Dört ana amaç

3 Mayıs’ın Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanmasında Birleşmiş Milletler dört ana amaç belirlemiş bulunuyor. Birincisi, basın özgürlüğünün özellikle demokrasiler açısından önemini vurgulamak, basın özgürlüğünün güçlendirilmesi için çaba harcamak, aynı zamanda sorumlu ve etik gazeteciliği teşvik etmek. İkincisi, dünyada basın özgürlüğünün mevcut durumunu gözler önüne sermek. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü tarafından her yıl Mayıs ayı başında yayımlanan Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi bu amacı karşılayan bir çalışma niteliğinde. Üçüncü amacı, medyanın bağımsızlığına yönelik saldırılara karşı koruyucu önlemler almak. Sansür ve baskı girişimlerine karşı mücadele etmek. Dördüncüsü de görevlerini yaparken öldürülmüş gazetecileri anmak.

RSF Endeksi’nde Türkiye’nin yeri

Dünyada basın özgürlüğü konusunda en önemli referans kaynaklarının başında, her yıl Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) tarafından 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü kapsamında açıklanan Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi isimli çalışma geliyor. RSF bu endeksi 2002 yılından beri düzenli olarak açıklıyor. Dolayısıyla bu endekse bakarak Türkiye’de basın özgürlüğünün nasıl bir seyir izlediğini de takip etmek mümkün.

Endeks, 124 sorudan oluşan kapsamlı bir anketle hazırlanıyor

Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi 5 kriter üzerinden yapılan değerlendirmeyle oluşturuluyor. Ankette, siyasal çerçeveye ilişkin 35, yasal çerçeveye ilişkin 26, ekonomik çerçeveye ilişkin 26, sosyokültürel çerçeveye ilişkin 22, güvenliğe ilişkin 15 olmak üzere toplam 124 soru buluyor.

Bu anket, her ülkeden RSF tarafından belirlenmiş gazeteci, akademisyen, araştırmacı ve insan hakları savunucuları tarafından dolduruluyor.







                                         Türkiye son 4 yıldır en kötü kategoride

Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde ülkeler aldıkları puanlara göre 5 kategoriye ayrılıyor. Buna göre; 85-100 arası puan alanlar iyi (yeşil), 70-85 arası puan alanlar tatmin edici (sarı), 55-70 puan arası alanlar sorunlu (açık turuncu), 40-55 puan arası alanlar zor (koyu turuncu), 0-40 arası puan alanlar da çok ciddi (koyu kırmızı) kategoride yer alıyor.

Türkiye 2022 yılına kadar endekste dördüncü kategoride yer alıyordu. 2023 yılında en dipteki kategoriye geriledi ve peş peşe 4 yıldır da bu kategoride yer alıyor. Basın özgürlüğünde herhangi bir iyileşme olmadığı takdirde de bu kategoriden çıkma ihtimali bulunmuyor.

Türkiye son olarak 2026 yılında 163. sırada gösterildi. RSF sayfasında Türkiye ile ilgili olarak şu ifadelere yer verildi: “Türkiye'de otoriterleşme giderek güçleniyor ve medya çoğulculuğu tartışmalı hale geliyor. Eleştirenleri yıpratmak için her türlü yol kullanılıyor.”

RSF tarafından hazırlanan Basın Özgürlüğü Endeksi 2002 yılından beri yayımlanıyor ve bu da aslında 2002’de iktidara gelen AK Parti yönetiminin basın özgürlüğü karnesi gibi. İktidar mensupları ile iktidara destek veren kalemler elbette bu endekste verilen sıralamaya itiraz edeceklerdir. Nitekim ediyorlar da. Örneğin 2024 yılında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, RSF endeksini “ideolojik” olarak nitelemişti.













2002 yılında Türkiye 100. sırada gösterilmişti. O yıldan bugüne geçen 24 yılda Türkiye tam 63 sıra geriledi. Başlangıçta özgürlükçü bir tutum takınan, Avrupa Birliği’ne girmeyi hedef olarak belirleyen ve bu uğurda pek çok yasal düzenleme yapan, hatta 2004 yılında oldukça özgürlükçü bir Basın Yasası bile çıkaran AK Parti yönetimi 2009’dan itibaren medyaya karşı giderek sertleşen bir politika izlemeye başladı. En son da 2022 yılında “dezenformasyon mücadele” gerekçesiyle Türk Ceza Kanunu’na TCK 217/A maddesini ekledi. Her ne kadar, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasının gazeteciler için getirilmediği şeklinde sık sık propaganda yapılsa da bu maddeden bugüne kadar benim tespitlerime göre en az 94 gazeteciye 100’den fazla soruşturma açıldı.

Sadece bu da değil, gazeteciler sık sık Cumhurbaşkanına hakaretle, terör örgütü propagandası yapmakla, devlet sırlarını ifşa etmekle, soruşturmanın gizliliğini ihlal etmekle, halkı kin ve düşmanlığa tahrikle, devlet ve yargı kurumlarını küçük düşürmekle suçlanıyor.

Gerçekleri dile getirmeliyiz

Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen amaçlara uygun olarak, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde gerçekleri dile getirmek, bir gazetecilik akademisyeni olarak benim görevimdir. Sektöre gazeteci yetiştiren bir akademisyen olarak, medyanın özgür olmasını ve kamu yararı doğrultusunda bu özgürlüğünü kullanabilmesini istiyorum. Ülkemin basın özgürlüğü karnesinden hiç memnun değilim. Gazetecilerin gazetecilik faaliyetlerinden dolayı soruşturma geçirmelerinden de hiç memnun değilim.

Gelecek 3 Mayıs’larda daha pozitif yazılar yazabilmek umuduyla tüm gazetecilerin 3 Mayıs Basın Özgürlüğü Günü’nü kutlarım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

3 MAYIS: DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜNÜ

Süleyman İrvan 3 Mayıs tarihi, 1994 yılından beri dünyada Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanıyor. 3 Mayıs tarihinin Basın Özgürlüğü Günü ola...