30 Nisan 2025 Çarşamba

KIRINTI HABERCİLİK PRATİĞİ

Süleyman İrvan











Beni bu yazıyı yazmaya güdüleyen şey, Journo’da okuduğum, Tamer Morkoç’un “Twitter ç’alıntı haber kaynıyor: Sorarlarsa ‘derleme’ dersiniz” başlıklı araştırma haberi oldu. Morkoç bu haber için benden de değerlendirme istemişti. Kendisine, “Sosyal medyada giderek artan oranda, benim Türkçeye ‘bak-geç gazeteciliği‘ olarak çevirdiğim, sevgili Bilge Şenyüz’ün de literatüre kazandırdığı ‘glance journalism‘ söz konusu. Sosyal medya kullanıcılarının önemli bir kısmı sadece başlıklara bakıp geçtiği ve detaylarla ilgilenmediği için sosyal medyada sadece başlıkları verip geçen ve böylece takipçi kazanmaya çalışan hesaplar çoğaldı” demiştim.

Tamer Morkoç o yazısında bir iki cümleyle haber duyuruları paylaşan 50 Twitter hesabını listelemişti ve açıkçası ben bu sayının hızla artmakta olduğunun biraz geç farkına vardım. Tam olarak ne yaptıklarını anlayabilmek için Twitter’da paylaşım yapan haber hesaplarını takibe almaya başladım. 

Tamer Morkoç o yazısında bir iki cümleyle haber duyuruları paylaşan 50 Twitter hesabını listelemişti ve açıkçası ben bu sayının hızla artmakta olduğunun biraz geç farkına vardım. Tam olarak ne yaptıklarını anlayabilmek için Twitter’da paylaşım yapan haber hesaplarını takibe almaya başladım. 

Kırıntı habercilik nedir? 

Öncelikle kırıntı habercilikten ne kastettiğimi anlatmam gerekiyor. Kırıntı habercilik kavramını, bir haberde olması gereken bütün bilgileri değil de sadece kısa bir iki cümleyle duyurusunu yapma anlamında kullanıyorum. Tıpkı ekmek kırıntısı gibi kırıntı habercilik pratiği de haberi ufalıyor küçük bir parça halinde sunuyor. Buna İngilizce olarak crumb journalism diyebiliriz. Bu da bizim hem Türkçe hem de İngilizce literatüre katkımız olsun. 

Takibe aldığım hesaplar giderek artan oranda fotoğraf ve video da paylaşıyorlar. Ancak asla herhangi bir habere link (bağlantı) vermiyorlar. Dolayısıyla haber konusu olan olay hakkında tam bilgiye sahip olmamız mümkün olmuyor. 

Bu hesaplar belli ki Twitter’ın 280 karakterlik paylaşım yapma mantığına uygun bir habercilik yapıyorlar. Twitter’da kullanıcıların önemli bir kısmı ayrıntıya inmeden olan bitenden yüzeysel biçimde haberdar olmakla yetiniyor. Kırıntı habercilik yapan hesaplar işte bu kitleyi hedefliyor. 

Haber rekabetinin hızla artığı günümüzde sahaya inip haber peşinde koşmadan, zahmete girmeden, oturduğunuz yerden bu rekabete katılabilir, medya kuruluşlarının ve haber ajanslarının bin bir güçlük ve emekle ortaya koydukları haberleri orasından burasından kırparak aktarabilirsiniz. Üstelik haberin tamamını değil kırıntısını paylaştığınız için etik sorgulamaya bile girmezsiniz, tabii bir video ya da fotoğraf paylaşmıyorsanız. Dahası, sizin yaptığınızın on katı kötüsünü, haber siteleri, başka mecralarda üretilmiş haberleri kopyala-yapıştır yöntemiyle çalarak yapmaktadırlar zaten. Türkiye'de haber çalmanın maalesef bir yaptırımı yok. 

Kırıntı habercilik yapan X hesapları
Bu yazıyı yazmak için hesapları tespit etmeye başladığımda epey zorlandım açıkçası. Sadece kırıntı haber paylaşımı yapanları seçmeye çalıştım. Ancak bir haber sitesine sahip hesaplar da bu modaya uymaya başlamış durumda. Bu yöntemin daha da yaygınlaşacağını düşünüyorum. 
Bu yazı kapsamında, sadece Twitter’da kırıntı haber paylaşan, aşağıda ayrıntılarını verdiğim hesapları tespit ettim. Hesapların açılış yılına göre değil, alfabetik bir sıralama yaptım. En az 50 bin takipçi sayısı olan hesapları seçtim. Elbette belirttiğim tanıma uyan ancak benim tespit edemediğim başka hesaplar da vardır. Hesaplardaki takipçi ve paylaşım sayıları 30 Nisan 2025 tarihinde güncellenmiş sayılardır. Siz hesaplara tıklayıp incelediğinizde sayılar değişmiş olabilir. Haber hesaplarının sahiplerini de tespit etmeye çalıştım ancak nedense çoğu hesap sahibi, kimliklerinin gizli kalmasını adeta tercih ediyor. Oysa gazetecilik, gizlemekle değil, gizleneni açığa çıkarmakla tanınan bir meslek. Kendisini gizleyen kişiden gazeteci mi olur!       

Anlık HaberBu hesap kendisini “Tarafsız ve hızlı haber platformu” olarak tanımlıyor. Twitter hesabı Kasım 2015’te açılmış, 30 Nisan 2025 itibarıyla 177 bin 430 takipçisi var ve bu tarihe kadar 103 bin 500 civarında paylaşım yapmış.Hesabın sahibi serbest gazeteci olduğunu yazmış ama adını açıklamamış

ANT Haber: Bu hesap Kasım 2015’te açılmış. “Tek cümleyle haberler” sloganını kullanan hesabın 30 Nisan 2025 itibarıyla 181 bin 681 takipçisi bulunuyor. Hesaptan bu tarihe kadar 30 bin 700 kadar paylaşım yapılmış. Hesabın sahibi belirsiz.

Aykırı: Hesap 2011 yılında açılmış. "Mustafa Kemai Atatürk'ün açtığı yolda, Türk milletinin hizmetinde yalnızca gerçekleri anlatmak için geliyoruz" diyen bir açıklamaları var. Hesabın 12 Mayıs 2025 tarihi itibarıyla 1 milyon 57 bin takipçisi var ve bugüne kadar 114 bin civarında paylaşım yapmış. Hesabın sahibi ve genel yayın yönetmeni Batuhan Çolak'tır.  

Bee HaberBu hesap Ocak 2021’de açılmış. “Havuzu değil bizi takip edin, gerçeklerden bihaber değil @beehaber olun” sloganını kullanıyor.30 Nisan 2025 tarihi itibarıyla 379 bin 930 takipçisi olan hesaptan bu tarihe kadar 30 bin 200 civarında paylaşım yapılmış.

Boşuna Tıklama: Aralık 2020'de açılan hesap kısa sürede popüler hesaplar arasına girmeyi başarmış görünüyor. 30 Nisan 2025 itibarıyla 1 milyon 231 bin 867 takipçisi olan hesaptan bu tarihe kadar 53 bin civarında paylaşım yapılmış. Hesabın yöneticisiyle bir röportaj yapılmış ama isim belirtilmemiş. Röportajdaki ana tema, tık avcılığı yapan hesaplarla mücadele etmek şeklinde ama gerçekte bana göre diğer haber hesaplarından hiç farkı yok. Daha da kötüsü, hesap adının, detayları okumanıza gerek yok gibi son derece yanlış bir çağrışıma da sahip olmasıdır.

BPT Haber“Hızlı, güvenilir ve tarafsız” sloganını kullanan bu hesap Ocak 2015’te açılmış. Kendisini, “BPT, haber ajanslarından derlediği ve internette yer alan haberleri tarar, araştırır ve doğruluğundan emin olduğu zaman paylaşır” şeklinde tanıtıyor. 30 Nisan 2025 itibarıyla 1 milyon 360 bin 247 takipçisi olan hesaptan bu tarihe kadar 121 bin 700 civarında paylaşım yapılmış. BTP Haber'in kurucusu olarak Eray Ahmet Aray ismine ulaştım. 

Dark Web Haber: "Yeni medya, yeni perspektif” sloganını kullanan bu hesap Ekim 2018’de açılmış. 30 Nisan 2025 itibarıyla 1 milyon 877 bin 774 takipçisi olan hesaptan bu tarihe kadar 138 bin 900 civarında paylaşım yapılmış. Sahibinin Rıdvan Ünlü isimli bir girişimci olduğuna ilişkin bir haber söz konusu. Hesabın web sitesinde yer alan künyede isimler "anonim" olarak belirtilmiş. Gel de güven, isimsiz bir haber hesabına! 

Gündem 7x24: "Gündemin nabzı burada atıyor" sloganıyla Haziran 2022'de yayın hayatına  başlayan hesabın 30 Nisan 2025 tarihi itibarıyla 133 bin 17 takipçisi bulunuyor. Hesaptan bu tarihe kadar 26 bin 400 civarında gönderi paylaşılmış durumda. Hesabın sahibine ilişkin bir bilgi olmamasına karşın, Mustafa Varank'a ait olduğuna ilişkin izler bulunuyor. Örneğin paylaşımları Varank tarafından sıklıkla retweet ediliyor; Mustafa Varank'ın her açıklaması da bu hesap tarafından paylaşılıyor.    

Gündeme Dair Her Şey: gdh kısaltmasıyla paylaşım yapan hesap Ağustos 2012’de açılmış. "Tarafsız, sansürsüz haber, nitelikli içerik" sloganını kullanan hesabın 30 Nisan 2025 itibarıyla 394 bin 170 takipçisi var ve bu tarihe kadar 145 bin 300 civarında paylaşım yaptığı görülüyor. Genel Yayıın Yönetmeninin, gazeteci Cüneyt Polat olduğu bilgisi var.   

HaberAralık 2014’te açılmış olan bu haber hesabının 30 Nisan 2025 itibarıyla 582 bin 101 takipçisi bulunuyor. Hesaptan bu tarihe kadar 67 bin 700 civarında paylaşım yapılmış. Haber hesabının haberler.com isimli site ile ilişkisi olduğu ve sahibinin de Cengiz Ekrem Teymur olduğu bilgisi söz konusu.

HaberLog”Yeni nesil dijital habercilik” sloganını kullanan hesap Mayıs 2019’da açılmış. 30 Nisan 2025 itibarıyla 176 bin 624 takipçisi olan hesaptan bu tarihe kadar 26 bin civarında paylaşım yapılmış.  

Haber Report: Bu hesap Aralık 2019’da açılmış. “Hızlı ve bağımsız haber kaynağı” sloganını kullanan hesabın 30 Nisan 2025 itibarıyla 724 bin 68 takipçisi var ve bu tarihe kadar 44 bin 900 civarında paylaşım yapılmış. Haber hesabının sahibi Furkan Güngör'dür.

Hukuk HaberleriHukuk konulu güncel gelişmeleri paylaşan hesap Aralık 2011’de açılmış. 30 Nisan 2025 itibarıyla 68 bin 627 takipçisi bulunan hesaptan bu tarihe kadar 30 bin 500 civarında paylaşım yapılmış. Hesabın kime ait olduğu konusunda bilgi bulunmuyor.

İbrahim HaskoloğluKendi adıyla Aralık 2013’te açtığı hesaptan haber duyuruları paylaşan İbrahim Haskoloğlu, bu türün en popüler gazetecilerinden birisi. 30 Nisan 2025 tarihi itibarıyla 1 milyon 264 bin 864 takipçisi bulunan İbrahim Haskoloğlu bugüne kadar 24 bin civarında paylaşım yapmış.  

İmpact”Türkiye ve dünyadan anlık haberler” sloganını kullanan hesap Kasım 2010’da açılmış. 30 Nisan 2025 itibarıyla 99 bin 904 takipçisi olan hesaptan bu tarihe kadar 42 bin 900 civarında paylaşım yapılmış. Hesabın kime ait olduğuna ilişkin bilgi bulunmuyor.

Medyanın 50 TonuEkim 2014’te açılmış olan bu hesabın 30 Nisan 2025 itibarıyla 234 bin 807 takipçisi var. Bu tarihe kadar hesaptan 318 bin 500 civarında paylaşım yapılmış. Hesabın, İzzet Çapa'ya ait olduğu tahmin ediliyor. 

Medyanın 51 TonuMedyanın 51 Tonu hesabının da İzzet Çapa'ya ait olduğunu düşünüyorum. Hesap Eylül 2019’da açılmış. 30 Nisan 2025 itibarıyla 53 bin 703 takipçisi var ve bu tarihe kadar 99 bin 800 civarında paylaşım yapmış. Hesabın takip ettiği hesaplar arasında @CapaMagMagazine, @CapaMag, @CapaMagZootopia, @CapaMagDizi, @CapaMagSanat, @CapaMagMuzik, @capamagdiziii, @CapaMagTech, @CapaMagSinema hesapları dikkat çekiyor.  

MuhbirBu hesap Şubat 2022’de açılmış. “Doğru, ilkeli, tarafsız haber” sloganını kullanan hesabın 30 Nisan 2025 itibarıyla 571 bin 780 takipçisi var ve bu tarihe kadar 90 bin 900 civarında paylaşım yapmış. Hesabın sahibi gazeteci Serkan Kafkas'tır.

Neden TT oldu? Hesap Eylül 2011’de açılmış. Ağırlıklı olarak Twitter gündemindeki haberleri paylaşan hesabın 30 Nisan 2025 itibarıyla 796 bin 764 takipçisi var. Hesaptan bu tarihe kadar 66 bin 600 civarında paylaşım yapılmış. Hesabın sahibine ilişkin bilgi bulunmuyor. 

Politic TürkBu hesap Haziran 2014’te açılmış. “Türkiye ve Dünya’dan önemli gelişmeler” sloganını kullanıyor. 30 Nisan 2025 itibarıyla 289 bin 988 takipçisi olan hesaptan bu tarihe kadar 35 bin 800 civarında paylaşım yapılmış. Hesabın sahibine ilişkin bilgi bulunmuyor.

PusholderEn popüler kırıntı haber hesaplarından biri olan bu hesabın 30 Nisan 2025 itibarıyla 3 milyon 286 bin 556 takipçisi var. Ocak 2020’de açılan ve “Tek bildirimle anlaşılır haber” sloganını kullanan hesaptan 30 Nisan 2025 tarihine kadar 58 bin 700 civarında paylaşım yapılmış. Hesabın sahibinin adı Sercan Kılıç.

Record Haber: 28 Ağustos 2023 tarihinde açılan haber hesabı, "Gerçekler kayıt altında" sloganını kullanıyor. Kurucusu, gazeteci Gökhan Özbek. 30 Nisan 2025 tarihi itibarıyla 68 bin 486 takipçiye sahip olan hesaptan bu tarihe kadar 36 bin 200 paylaşım yapılmış.  

Trajikomik HaberBu hesap Nisan 2021’de açılmış. "Türkiye'de her haber trajikomiktir" sloganıyla paylaşım yapıyor. 30 Nisan 2025 tarihi itibarıyla 191 bin 400 takipçisi olan hesaptan bu tarihe kadar 9974 gönderi paylaşılmış. Hesabın sahibi konusunda bilgi bulamadım.

Trend Ekonomi”Ekonominin yeni trendi” sloganını kullanan hesap Ağustos 2013’te açılmış. 30 Nisan 2025 itibarıyla 70 bin 128 takipçisi olan hesaptan bu tarihe kadar 13 bin 600 civarında paylaşım yapılmış. Hesabın kime ait olduğuna ilişkin bilgi bulunmuyor. 

Türkiye’s Economy Channel”Türkiye’nin ilgiyle takip edilen ekonomi kanalı” diyerek kendisini tanıtan hesap Mart 2021’de açılmış. 30 Nisan 2025 itibarıyla 116 bin 33 takipçisi olan hesaptan bu tarihe kadar 18 bin 500 civarında paylaşım yapılmış. Hesabın sahibi belirsiz.  

Vox Pop: "Sokaktan gelen gerçek sesler" sloganıyla yayın yapan haber hesabı Mayıs 2011'de açılmış. 1 Mayıs 2025 tarihi itibarıyla 156 bin 860 takipçisi olan hesaptan bu tarihe kadar 108 bin 600 civarında paylaşım yapılmış. Hesabın sahibi ve genel yayın yönetmeni Ayşe Yılmaz'dır.     

WhisperBu hesap Aralık 2021’de açılmış. 30 Nisan 2025 itibarıyla 197 bin 250 takipçisi olan hesaptan bu tarihe kadar 59 bin paylaşım yapılmış. Hesabın sahibi hakkında bilgiye ulaşamadım.

23 Derece: "Bağımsız gazeteciliğin sesi" sloganını kullanan haber hesabı Ekim 2013'te açılmış. En eski haber hesapları arasında yer alıyor. Kurucusu, Record Haber'in de sahibi olan gazeteci Gökhan Özbek. 30 Nisan 2025 tarihi itibarıyla 700 bin 542 takipçiye sahip olan hesaptan 30 Nisan'a kadar 113 bin 900 civarında paylaşım yapılmış.  

Gazetecilik mesleği zarar görüyor

Çoğu gazeteci gibi ben de bu hesapların gazetecilik mesleğine zarar verdiğini düşünüyorum. Elbette haberleri sadece sosyal medyadan takip eden ve sadece başlıkları okuyup geçen, gazetecilik emeğini çok da önemsemeyen bir gençlik var ama insanlar haber okumuyor diye habercilikten vazgeçmek gazetecilik mesleğine zarar verir. Haber üretimi ciddi bir iştir ve emek ister. Bilgisayar başına oturup, olan biteni bir iki cümleyle ve üstelik onları bile kopyalayarak, sıfır emekle aktarmak, hiçbir kaynak göstermemek etik gazetecilik olmasa gerek.

Bu yazıyı yazarken fark ettiğim bir sorunlu pratik de iş birlikleri. Çoğu haber hesabının logosunda “Reklam ve iş birliği için DM” yazıyor. Bunun ne anlama geldiğini tahmin ediyorsunuzdur. Bu hesapların kaçının iş birliği adı altında ücret karşılığı içerik paylaşımı yaptığını bilmek kolay değil. Haliyle bu hesaplar gazetecilikle halkla ilişkileri ve reklamı iç içe geçirmiş durumdalar. Açıkçası etik açıdan savunulabilir bir pratik değil.        

Bu kırıntı haberlerde “doğruluk kontrolü” yapılıp yapılmadığını da bilemiyoruz. Daha çok, başka hesaplar paylaşmışsa doğrudur gibi bir yaklaşımın söz konusu olduğunu görüyoruz.

Son bir söz. Bu yönteme yeni nesil dijital gazetecilik deniliyor. Eğer yeni bir uygulama, var olan uygulamayı geliştiriyorsa, onu daha iyi hale getiriyorsa, etik sorunlara yol açmıyorsa elbette geliştirenleri alkışlarız. Ancak bu kırıntı haberciliği yöntemi gazeteciliği dejenere ediyor, değersizleştiriyor, emek harcamadan herkesin yapabileceği bir “yapıştır gitsin” kolaycılığına dönüştürüyor. Dolayısıyla habercilikte bir "devrim"den değil de bir çürümeden söz edebiliriz sadece.    

12 Şubat 2025 Çarşamba

GAZETECİLİK ETİĞİ: SES KAYDI İÇİN İZİN ALMAK GEREKLİ Mİ?

 Süleyman İrvan

Etik tartışmasını başlatan olay, Halk TV muhabiri Barış Pehlivan’ın, bilirkişi Satılmış Büyükcanayakın ile yaptığı  telefon konuşmasının haber kaynağından izin alınmadan kaydedilmesi ve ardından bu ses kaydının Halk TV ekranlarında yayımlanması oldu.  

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu 27 Ocak’ta yaptığı basın toplantısında, yargının siyasallaşmasına yönelik eleştirilerde bulunmuş, bilirkişi Satılmış Canayakın’ı da örnek göstererek, kendisine ve CHP'li belediyelere yönelik soruşturmalarda hep bu bilirkişinin görevlendirildiğini ifade etmişti. Böylesi bir suçlama karşısında bir gazetecinin suçlanan kişiyle konuşmak istemesinden daha doğal bir şey olamaz. Esasında gazetecilik etiği de bunu gerektirir. Gazeteci Barış Pehlihan da bunu yapmış, suçlanan kişiyi aramış. Hatta aynı gün (27 Ocak 2025), Yeni Şafak muhabiri Erdal Kılınç da bilirkişiye ulaşmış ve cevap hakkını kullandırmış.  

Gazeteci neden kayıt alır?

Bir gazeteci haber kaynağıyla yüz yüze, telefonda ya da çevrim içi ortamlarda yaptığı konuşmaları iki nedenle kaydetme gereği duyar. Birincisi, kaynağın söylediklerini doğru aktarmak için kaydeder. Gazetecinin birinci yükümlülüğü doğruluktur; bir konuşmayı veya sorulara verilen cevapları aslına uygun biçimde aktarmak, bu yükümlülüğün bir parçasıdır. Hatta, “gazetecilik doğruyu söyleme mesleği” olarak bilinir. İkinci neden, kaynağın söylediklerini inkâr etme durumunda kendisini korumak için kanıt olarak kaydı kullanma ihtiyacıdır. Eğer elinde ses kaydı varsa ve söylenenleri doğru aktarmışsa, kaynak yalanlasa bile bunu kanıtlayabilecek durumda olur gazeteci. Kıbrıslı Türk gazeteci Ali Baturay, gazetecilerin neden ses kaydı almak durumunda kaldıklarını çok güzel anlatıyor bir yazısında.

Posta gazetesinden Alev Gürsoy Cimin sanatçı Coşkun Sabah ile bir röportaj yapıyor. Bu röportaj gazetede yayımlandıktan sonra Coşkun Sabah’ın bazı sözleri tartışma konusu oluyor. Ancak röportajın ses kaydı olduğu için gazeteci yazdıklarının doğru olduğunu kanıtlayabiliyor.

Bu konuda onlarca örnek bulmak mümkün. Ses kayıt cihazları gazeteciler için adeta bir koruma kalkanı işlevi görebiliyor. Çünkü insanlar gazetecilerle konuştuktan sonra yayımlanan habere ya da röportaja ilişkin kamuoyundan ve muhataplarından tepki gelirse özeleştiri yapmak ya da özür dilemek yerine gazeteciyi suçlama yoluna gidebiliyorlar. Yavuz Bingöl de öyle yapmış. Ahmet Hakan’ın yaptığı röportaja tepki gelince gazeteciyi suçlamış, “Ahmet Hakan sözlerimi olduğu gibi yayınlayıp beni sizlere doğru taşısaydı, bir daha asla bu sütunlarda olmayacaktım!” demiş meselâ. Bu açıklamaya Ahmet Hakan da ses kaydını yayımlayarak cevap vermiş.

Zımni rıza nedir?

Zımni rıza, açıkça belirtilmeden verilen onay anlamına geliyor. Örneğin bir konferansa katılıyorsanız bu konferansın haber yapılacağını, konferansta fotoğraflar çekileceğini kabul ediyorsunuz demektir. Herkese açık bir konferansa katılan konuşmacı ve dinleyicilerden haber yapmak için izin almaya gerek yoktur. Aynı şekilde, bir televizyon gazetecisi haber için röportaj yaparken bu görüşmeyi kamera ile kaydetmek zorundadır. Röportaja evet diyen kişi kamera kaydına da evet demiş sayılır. “Kamera ile çekim yapacağız” denmesine gerek yoktur. Telefonla arayan kişi kendisini gazeteci olarak tanıtmışsa ve haber amaçlı sorular soracağını söylemişse, bu konuşmanın kaydedileceğini varsaymak gerekir. Hatta zaman zaman görüş almak için beni arayan muhabiri, “Kayıt alıyorsun değil mi” diye uyarırım. Bunun nedeni, sözlerimin doğru aktarılmasını sağlama almak istememdir. 

Etik ilkeler ne diyor?

Meslek örgütleri ve medya kuruluşları tarafından kabul edilen gazetecilik etik ilkeleri içinde izinsiz ses kaydı alma konusunda bir netlik yoktur. BBC gibi bazı medya kuruluşları kayıt için izin istemeyi zorunlu görmektedirler.

New York Times etik ilkesi şu şekildedir: “Gazete muhabirleri, görüşmenin tüm taraflarının rızası olmadan görüşmeleri kaydedemez. Yasanın sadece bir tarafın bilgisi dahilinde kayda izin verdiği durumlarda bile, bu aldatıcı bir uygulamadır. Editörler, gizlice yapılan kayıtların yasal olduğu yerlerde bu yasağa nadir istisnalar getirebilir.” 

Akademisyen Kenna Griffin’in bu konuda yaptığı değerlendirme benim bakış açımla uyuşuyor: “Gazeteciler röportaj için kaynaklara yaklaştıklarında kendilerini tanıtmak üzere eğitilirler. Öğrenci gazetecilere, bir kaynakla röportaj yapmaya çalışırken kendilerini tam adlarıyla tanıtmalarını öğretiyorum. Kendinizi muhabir olarak tanıtmak, kaynağın sizinle konuşmayı kabul edip etmeyeceğine karar vermesini sağlar. Kendinizi tanıtarak, kaynağa, söylediği her şeyin yayımlanma potansiyeline sahip olduğunu belirtmiş olursunuz.” Gayet açık ve anlaşılır değil mi?

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun (IFJ) hazırladığı Gazeteciler İçin Küresel Etik Sözleşmesi’nde yer alan ilke şu şekilde: “Gazeteci, bilgi, görüntü, belge ve veri elde etmek için yalnızca adil yöntemler kullanacak ve gazeteci olduğunu her zaman bildirecektir. Kamu yararına olan bilgileri adil yöntemlerle toplamanın imkânsız olduğu durumlar dışında gizli görüntü ve ses kayıtlarını kullanmaktan kaçınacaktır.”

TGC tarafından Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ndeki ilke de şu şekilde: “Sahibinin izni dışında belge, fotoğraf, ses veya görüntü, ancak doğrudan kamu yararı bulunması ve başka hiçbir şekilde elde edilmeyeceğine kesin kanaat getirilmesi halinde alınabilir.”

Kuruluş aşamasında başkanlığını yaptığım KKTC Medya Etik Kurulu’nun etik ilkesini de vereyim: “Üstün kamu yararı olmadıkça, gizli kamera, izinsiz ses kaydı, kimlik gizleme ve benzeri yöntemlerle haber araştırmaktan kaçınılmalıdır.”

Görüleceği gibi, etik ilkelerde kastedilen gazetecinin bir görüntü ya da konuşmayı gizlice kaydetmesidir. Ki bu bile araştırmacı gazetecilikte zaman zaman başvurulan bir uygulamadır. Örneğin, yolsuzluk gibi, rüşvet gibi kamu yararı içeren konularda kaynaklar konuştukları kişinin gazeteci olduğunu bilirlerse açıkça konuşmaktan çekineceklerdir. Bu tür durumlarda, ses kaydı yapıldığının bilinmesi, kaynağın konuşmaktan vazgeçmesine neden olabilir. Dolayısıyla, gazetecinin gizlice kayıt yapabilmesi, kamu yararına olan bilgilerin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.

Yasalara göre izinsiz ses kaydı suç mudur?

Anayasa’nın 28. maddesi basın özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. maddesi de ifade ve basın özgürlüğünü koruma altına almaktadır. AİHS’ye göre, gazetecilerin kamu yararına olan bilgileri toplarken ses kaydı almaları, basın özgürlüğünün doğal bir uzantısı olarak değerlendirilmelidir.

5187 sayılı Basın Kanunu’nda ses kaydıyla ilgili doğrudan bir hüküm yoktur ancak 3. maddede basın özgürlüğünün nasıl sınırlanabileceği belirtilmiştir: “Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.”

Gelelim, Halk TV olayında başvurulan Türk Ceza Kanunu maddesine. TCK madde 133 şöyle diyor: “(1) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır… (3) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dörtbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.”

Benim bu maddeden anladığım şudur. Birinci fıkraya göre, gazeteci olsun ya da olmasın taraflardan biri izin almadan ses kaydı yapıyorsa bu suç değildir. Çünkü “taraflardan herhangi birinin rızası” kayıt almak için yeterli görülmektedir. Yasa maddesi iki tarafın da rızasını gerekli görmemektedir. Nitekim ABD’nin birçok eyaletinde telefon konuşmalarının kaydı için tek taraflı rıza yeterli görülmektedir. Üçüncü fıkraya göre ise, tek taraflı rıza ile konuşma kaydedilse bile bu konuşmayı iki tarafın da onayı alınmadan ifşa etmek suçtur. İfşa edilen bu konuşmayı yayımlamak da suçtur. Yasa, kamu yararı içeren konularda yapılan gazetecilik faaliyetleri için bir istisna getirmemiştir. Oysa AİHM tarafından bu konuda gazeteciler lehine verilen bir karar söz konusudur.

AİHM’in Radyo Twist kararı

Slovakya’da yayın yapan Radyo Twist, 1996 yılında Slovakya Başbakan Yardımcı ve Maliye Bakanı olan kişi ile Adalet Bakanı Yardımcısı’nın telefon konuşmasını yayımladı. Telefon konuşması yasadışı biçimde dinlenmiş ve radyoya ulaştırılmıştı. Ses kayıtlarını yayımlamadan önce programcı bir anons yaptı ve mahkeme kararı olmadan yapılan yasadışı dinlemeleri onaylamadıklarını, ancak ellerinde bulunan ses kaydını “kamu yararı” söz konusu olduğu için yayımlamaktan kaçınamayacaklarını ve toplumu bilgilendirme görevlerini yerine getireceklerini ifade etti. Slovak mahkemesi radyoyu suçlu buldu ve konu AİHM’e taşındı.

AİHM, 2006 yılında verdiği kararla Radyo Twist’i haklı buldu ve kararında şu noktalar üzerinde durdu: “1.İfade özgürlüğü, demokratik toplumun en önemli temellerinden birisini oluşturur. Bu özgürlük sadece olumlu bilgi ve fikirler için değil; kızdıran, şok edici ve rahatsızlık veren bilgi ve fikirler için de geçerlidir; 2. Basının her ne kadar kişilerin şöhretine ve haklarına zarar veren yayın yapmaktan kaçınması gerekse de, asli işlevi kamu yararına giren her konuda bilgi ve fikirleri aktarmaktır; 3. Kamusal figürler olan siyasetçiler için kabul edilebilir eleştiri sınırları sıradan insanlara göre daha geniştir; 4. Basına verilen cezanın yaratacağı ‘caydırma etkisi’nin, gelecekteki gözetim işlevine ilişkin performansını olumsuz etkileyeceği dikkate alınmalıdır; 5. Telefon konuşmasının içeriği aşikâr biçimde politiktir ve özel yaşama ilişkin bir konuşma olarak değerlendirilemez; 6. Konuşmalarda, devlet işletmelerinin yönetimi ve özelleştirilmesinden söz edilmektedir ve bu konuşmaların kamuyu ilgilendirdiği gayet açıktır;  7. Konuşmaların yasadışı yöntemlerle kaydedildiği doğru olsa bile kayıtları gazetecilerin yaptığına ilişkin bir suçlama yoktur; 8. Radyo, üçüncü bir kişi tarafından yasadışı biçimde kaydedilen konuşmayı yayımladığı için cezalandırılmıştır. Bu durum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde düzenlenen ifade ve basın özgürlüğüne aykırıdır.”

Rıza Türmen de 2014 yılında Milliyet gazetesinde yayımlanan yazısında AİHM'in kamu yararını dikkate aldığını söylüyor: "AİHM bir denge gözetiyor. Bir yanda bireylerin özel yaşamları, kişilik hakları, öbür yanda halkın bilgi alma hakkını ve medyanın bilgi verme yükümlülüğünü içeren basın özgürlüğü. Hukuka aykırı elde edilmiş kayıtlar söz konusu olsa bile, kamuoyunu ilgilendiren bir konu olduğu takdirde AİHM dengeyi basın özgürlüğü lehinde kuruyor."

Birkaç önemli ses kaydı haberi

Ertuğrul Özkök ve Güneş Taner arasındaki telefon konuşması: 1998 yılında gerçekleşen bu telefon konuşması, dönemin Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ile yine dönemin Ekonomi Bakanı Güneş Taner arasında geçmektedir. Ekli haberdeki iddiaya göre telefon kaydını Hürriyet çalışanları yapmış, Erol Simavi de medyaya sızdırmıştı. Telefon konuşmalarına göre Ertuğrul Özkök patronu olan Aydın Doğan adına iş takipçiliği yapıyordu. Peki bir gazeteci böylesine skandal bir bir olaya ilişkin ses kaydını haber yapamasın mı?

Sedat Peker ve Hadi Özışık arasındaki telefon konuşması: Organize suç örgütü lideri olarak tanımlanan Sedat Peker, 2021 yılında, gazeteci Hadi Özışık ile yaptığı görüntülü  telefon görüşmesini kendisi ifşa etti. Bu telefon konuşması da çok sayıda habere konu oldu haliyle. Hatta benim bu konuda yaptığım bir paylaşım bile haber olmuştu.

Sezgin Baran Korkmaz ile Veyis Ateş arasındaki telefon konuşması: Sezgin Baran Korkmaz tarafından kaydedilip daha sonra ifşa edilen telefon konuşmasına göre, gazeteci Veyis Ateş, Sezgin Baran Korkmaz’ın sorunlarının çözümüne yardımcı olmak için 10 milyon avro talep etmişti.

Yenidoğan çetesinin ses kayıtları: Özel hastanelerde bebek ölümleriyle gündeme gelen Yenidoğan çetesinin kendi aralarındaki ses kayıtları da ifşa olmuştu. Bu ses kayıtlarını haberleştirmek suç mudur?

Bunlar gibi başka örnekler de bulup ekleyebilirim. Ancak bu örnekler, gazeteciliğin sınırlarını göstermesi açısından yeterlidir sanırım. Sadece biçimsel yaklaşıp izinsiz ses kaydı almak suçtur, ses kaydını haber yapmak da suçtur dersek, kamu yararı içeren birçok suçun ifşasını ve kamuoyunun bilgilenmesini de engellemiş oluruz. Gazetecilik basılması istenmeyen haberlerin yayımlanması için çaba göstermektir.

Gazetecilik suç değildir!

Sonuç olarak, gazetecinin kendisini açıkça tanıttığı ve arama amacını açıkladığı takdirde ses kaydı almak için ayrıca izin almasına gerek yoktur. Böyle düşünmemin nedeni şudur: Ses kayıt cihazlarının gazetecilikte kullanımı oldukça yenidir. Ağırlıklı olarak 1980’li yıllardan sonra yaygın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Daha öncesinde, örneğin benim öğrencilik yıllarımda konuşmaları hızla, aslına uygun biçimde yazabilmek için Stenografi dersi vardı. Teknik olarak ses kayıt cihazı ile steno arasında bir fark yoktur bence.

Gazeteci, ses kayıt cihazı ile kaydettiği ya da stenografi tekniğiyle yazdığı konuşmayı haberleştirebilir ancak ses kaydını olduğu gibi yayımlamak istiyorsa izin alması hem etik açıdan daha doğru olur hem de yasaya uygun hareket etmiş olur. Nitekim medya ombudsmanı Faruk Bildirici de bu olayla ilgili olarak şunları yazmıştı:

“Belli ki, birkaç dakika içinde verilen hızlı bir yayın kararı söz konusu. Yayımlanan ses kaydında Barış Pehlivan, bilirkişiye kendisini tanıtıyor ama sesini kaydettiğini söylemiyor, kayıt için izin almıyor. İzinsiz olduğu için de ses kaydının yayımlanması gazetecilik meslek etiği açısından sorunlu…

Kuşkusuz bilirkişinin sözlerinde kamu yararı, dolayısıyla haber değeri vardı. Metin olarak yayımlanmasında engel de yoktu, öyle yayımlanabilirdi. Zaten bilirkişi Satılmış Büyükcanayakın, ses kaydını bilmese de gazeteciyle konuştuğunun farkında, soruları ona göre yanıtlıyor.”

28 Ocak 2025 Salı

DEEP SEEK, CHATGPT’YE KARŞI

Süleyman İrvan

Dünden (27 Ocak 2025) beri haber sitelerinde Çin tarafından üretilen yapay zeka uygulaması Deep Seek hakkında haberler var. Bu uygulamayı merak edenler Medyascope’un uygulamayı tanıtan haberini okuyabilirler.

Deep Seek, ChatGPT’ye benziyor ve açıkçası ona rakip olarak geliştirilmiş program. ChatGPT’den yararlanan bir akademisyen olarak iki uygulamayı karşılaştırmak istedim.

İki yapay zeka uygulamasına da aynın soruyu sordum: “Türkiye'de medya özgürlüğünün mevcut durumu hakkında bir değerlendirme yapabilir misin?”

ChatGPT: Hızlı, kısa ve yüzeysel

Soruya hızla cevap veren ChatGPT, oldukça kısa ve yüzeysel bir değerlendirme yaptı:

“Türkiye’de medya özgürlüğü, son yıllarda önemli zorluklarla karşı karşıya. Medyanın bağımsızlığı, çoğu zaman siyasi baskılar, ekonomik etkenler ve yasal düzenlemeler nedeniyle tehlikeye giriyor. Hükümetin, medyayı kontrol etme çabaları ve bununla birlikte, medya sahipliğinin yoğunlaşması da bu durumu derinleştiriyor.

Birçok bağımsız gazete ve televizyon kanalı, mali zorluklar, reklam gelirleri üzerindeki baskılar ve sansür nedeniyle faaliyetlerini sürdüremiyor. Gazetecilere yönelik baskılar, tutuklamalar ve davalar da medyanın üzerinde ciddi bir tehdit oluşturuyor. Ayrıca, "terör propagandası yapmak" gibi suçlamalarla gazetecilerin hapse atılması, medyanın özgürlüğünü daha da kısıtlıyor.

Öte yandan, dijital medya platformları Türkiye’de daha fazla ilgi görmekle birlikte, bu platformlar da sosyal medya düzenlemeleri ve internetteki içerik denetimi gibi yeni kısıtlamalarla karşılaşıyor. Hükümetin, özellikle YouTube, Twitter gibi platformları hedef alması ve içerik engellemeleri, internet özgürlüğü için ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Ancak, hala bağımsız ve cesur gazeteciler ve medya organları mevcut; bu aktörler, çoğu zaman zorluklar altında, hükümetin ve diğer güçlerin etkilerine karşı bağımsız haber yapma çabalarını sürdürüyorlar.

Özetle, Türkiye’de medya özgürlüğü, siyasi ve ekonomik baskılar, sansür ve yasal engellerle şekilleniyor ve bu durum, toplumsal bilgi edinme hakkını olumsuz yönde etkiliyor.”

Deep Seek: Daha yavaş, daha uzun ve daha ayrıntılı

Deep Seek uygulamasına aynı soruyu sorduğumda değerlendirmesini daha yavaş yaptığını, daha uzun ve ayrıntılı bir cevap yazdığını gördüm. Deep Seek tarafından soruma verilen cevap aşağıdadır:

“Türkiye'de Medya Özgürlüğü: Genel Bir Bakış

Türkiye, coğrafi konumu, tarihi ve kültürel çeşitliliği nedeniyle medya açısından dinamik bir ülkedir. Ancak son yıllarda medya özgürlüğü açısından bazı zorluklar ve eleştiriler gündeme gelmektedir. Uluslararası sivil toplum kuruluşları ve basın özgürlüğü endeksleri, Türkiye'yi bu alanda genellikle "kısmen özgür" veya "özgür olmayan" kategorilerde değerlendirmektedir.

Medya Özgürlüğünü Etkileyen Faktörler

1.      Yasal Düzenlemeler ve Sansür:
Türkiye'de basın özgürlüğü, Anayasa ve yasalar tarafından korunmaktadır. Ancak, terörle mücadele, kamu düzeni veya milli güvenlik gibi gerekçelerle getirilen bazı yasal düzenlemeler, medya üzerinde sınırlayıcı etkiler yaratabilmektedir. Özellikle "dezenformasyonla mücadele" adı altında yapılan düzenlemeler, bazı çevrelerce sansür endişesiyle eleştirilmektedir.

2.      Medya Sahipliği ve Ekonomik Baskılar:
Türkiye'de medya kuruluşlarının büyük bir kısmı, belirli holdingler veya iş adamları tarafından kontrol edilmektedir. Bu durum, medyanın bağımsızlığını zedeleyebilir ve haber içeriklerinin ticari veya siyasi çıkarlara göre şekillenmesine neden olabilir. Ayrıca, devlet ilanları gibi ekonomik kaynakların dağıtımı da medya kuruluşları üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılabilmektedir.

3.      Gazeteciler Üzerindeki Baskılar:
Son yıllarda, bazı gazetecilerin tutuklanması, davalarla karşı karşıya kalması veya mesleki faaliyetlerinin engellenmesi, medya özgürlüğü açısından endişe yaratmaktadır. Özellikle muhalif seslerin susturulduğu yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Gazetecilerin, haber yaparken kendilerini güvende hissetmemesi, mesleki özgürlüklerini kısıtlayabilmektedir.

4.      İnternet ve Sosyal Medya Kısıtlamaları:
Türkiye'de internet ve sosyal medya platformları, zaman zaman erişime kapatılmakta veya içerikler kaldırılmaktadır. Bu durum, dijital medya özgürlüğü açısından eleştirilere neden olmaktadır. Özellikle siyasi veya toplumsal olaylar sırasında bu tür kısıtlamaların artması, bilgiye erişim hakkını etkileyebilmektedir.

5.      Kutuplaşma ve Taraflı Yayıncılık:
Türkiye'de medya kuruluşları, sıklıkla siyasi kutuplaşmanın bir parçası olarak görülmektedir. Taraflı yayıncılık, toplumun farklı kesimlerinin kendi görüşlerini yansıtan haber kaynaklarına yönelmesine neden olmakta ve bu durum, objektif haberciliği zorlaştırmaktadır.

Uluslararası Değerlendirmeler

Türkiye, uluslararası basın özgürlüğü endekslerinde genellikle alt sıralarda yer almaktadır. Örneğin, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yayımlanan 2023 Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye, 180 ülke arasında 165. sırada yer almıştır. Benzer şekilde, Freedom House gibi kuruluşlar da Türkiye'yi "özgür olmayan" ülkeler kategorisinde değerlendirmektedir.

Umut Veren Gelişmeler

Tüm bu zorluklara rağmen, Türkiye'de bağımsız medya kuruluşları ve gazeteciler, özgür habercilik için mücadele etmeye devam etmektedir. Özellikle dijital medya ve bağımsız haber platformları, alternatif bir ses olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca, bazı sivil toplum kuruluşları ve gazetecilik örgütleri, basın özgürlüğünü savunmak için çalışmalarını sürdürmektedir.

Sonuç: Medya Özgürlüğü ve Demokrasi İçin Önemi

Medya özgürlüğü, demokratik bir toplumun temel taşlarından biridir. Türkiye'de bu alanda yaşanan zorluklar, sadece gazetecileri değil, toplumun tamamını etkilemektedir. Haber alma hakkı, ifade özgürlüğü ve şeffaflık, sağlıklı bir demokrasi için vazgeçilmezdir.

Türkiye'nin medya özgürlüğü konusunda ilerleme kaydedebilmesi için, yasal reformlar, bağımsız medya kuruluşlarının desteklenmesi ve gazetecilerin güvenliğinin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Unutmayalım ki, özgür bir medya, özgür bir toplumun yansımasıdır.”

Benim değerlendirmem

Tek bir soruya verilen cevaplar üzerinden karşılaştırma yapmak sorunlu görünse de, Deep Seek’in Derin Arama olarak Türkçeleştirebileceğimiz adından da anlaşılacağı üzere daha iyi cevap verdiğini söyleyebilirim. Açıkçası, ChatGPT’nin tahtını sarsacak ve hatta ikinci plana atacak bir uygulama olarak görüyorum. Tek sorun, Deep Seek uygulamasının Çin politikalarından ne kadar etkileneceğinin ve ne kadar özgürlükçü bir bakış açısı sunacağının henüz tam olarak bilinmemesidir. Bu konudaki politikasını test etmek amacıyla, “Çin'in Uygur politikası hakkında bir değerlendirme yapar mısın?” diye sorduğumda beklemediğim ölçüde objektif bir cevap aldığımı belirtmeliyim. Sadece son paragrafı örnek olsun diye ekliyorum:

24 Ocak 2025 Cuma

GAZETECİLİK VE YAPAY ZEKÂ

 Prof. Dr. Süleyman İrvan

Son zamanlarda yapay zekâ teknolojilerinde baş döndürücü gelişmeler oluyor. Yapay zekânın hemen hemen her meslek dalında az ya da çok kullanılmaya başladığını görüyoruz. Geçtiğimiz yıl, yazılı komutlardan 20 saniye uzunluğunda yüksek kaliteli videolar üreten Sora isimli yapay zekâ uygulaması tanıtılmıştı. Her geçen gün bizi şaşırtan yeni bir yapay zekâ uygulaması hayatımıza giriyor.

Bundan birkaç yıl önce robot gazetecilik üzerine yazdığım bir yazıda Batıda medya kuruluşlarının robot gazetecilerden haber üretimi konusunda yararlanmaya başladıklarını, Türkiye’de medya kuruluşlarının gelişmeleri çok uzaktan ve geriden takip ettiklerini ifade etmiştim.

Ancak bugün durum oldukça değişmiş durumda. Özellikle haber sitelerinde yapay zekâ uygulamalarını kullanan gazeteci sayısı her geçen gün artıyor.

Gazetecilikte yapay zekâyı nasıl değerlendirmeliyiz? Elbette bir SWOT analizi yapabiliriz. Yani güçlü yanları neler, zayıf yanları neler, fırsatlar neler, tehditler neler?

Güçlü yanlarını şöyle sıralayabiliriz:

-Yapay zekâ uygulamaların büyük çoğunluğunun kullanımı çok kolay. Basit komutlarla içerik üretebiliyorlar. 

-Haber metinlerini çok daha hızlı yazabiliyorlar: Yapay zekâ gazetecilik pratiği sayesinde haber üretimi çok daha hızlı bir biçimde gerçekleşebilmektedir. Yapay zekânın, haber metniyle ilgili verileri çekip uzun bir haber metnine dönüştürmesi ve gazetenin haber sitesinde sunması birkaç saniye içinde gerçekleşebiliyor. Hız konusunda insan gazetecilerin yapay zekâ ile rekabet edebilmesi mümkün değil.

-Daha fazla haber yazabiliyorlar: Yapay zekâ sayesinde, bir gazetecinin yazabileceğinden çok daha fazla sayıda haberin üretilmesi mümkün hale geldi.

-Daha ekonomik bir haber üretimi söz konusu: Yapay zekânın aylık olarak binlerce haber yazabiliyor olması, aynı işi yapacak gazetecilere ödenmesi gerekenden çok daha düşük bir maliyet gerektirdiği için yapay zekâ gazetecilik pratiği haber kuruluşları açısından son derece ekonomik.

-Kişiselleştirilmiş haberler hazırlayabiliyor: Yapay zekâ, okuyucuların haber tüketim davranışlarından yola çıkarak onların okumayı tercih ettikleri haber türlerini, ‘kişiselleştirilmiş içerik’ şeklinde sunabiliyor.

Peki zayıf yanları nedir?

-Beslendiği bilgi kaynaklarıyla sınırlı bir habercilik yapabiliyor.  

-Haberlerde dengesizlik sorunu yaratıyor.

-Etik ilkelere göre karar verebilme yetenekleri zayıf. Etik ihlâllere yol açabiliyor.

-Bilgi uydurabiliyor. Eğer editöryal bir denetimden geçmezse sorunlu haberler paylaşabilir.

Fırsatlar neler?

-Araştırmacı gazeteciler için iyi bir yardımcı olabilir. Örneğin Boston Globe gazetesi Google tarafından gazeteciler için geliştirilen Pinpoint (Nokta Atışı diyelim) isimli bir programdan yararlanarak ABD’de trafik kazalarıyla ilgili binlerce belgeyi analiz etmiş ve yaptığı haberlerle 2021 yılında Pulitzer ödülü kazanmıştı.

-Haber teyidi: Yapay zekâ programlarıyla haber teyidi yapılabiliyor, özellikle görsellerin özgün olup olmadığını tespit etmek mümkün.

-Haberleri farklı dillerde paylaşma imkânı sağlıyor.  

-Basın toplantılarında, röportajlarda konuşmaları hızlı deşifre imkânı sağlıyor.

Tehditler neler?

-Gazeteciler için işsizlik tehdidi: Haberlerin yapay zekâ tarafından yazılabiliyor olması, muhabirlerin işsizlik tehdidiyle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Türkiye’de medya kuruluşlarında zaten çok az muhabir istihdam edildiğini de göz önünde bulundurmak lazım.

-Hatalı haber sunumu: Yapay zekâ tarafından verilere dayanarak haber metinleri oluşturma sürecinde birtakım veriler, teknik hatalardan dolayı eksik veya hatalı bir şekilde sunulabilir. Dolayısıyla okuyucunun eksik ve yanlış bilgilendirilmesi gibi bir durum ortaya çıkabilir.

Belirsiz hukuki yükümlülükler: Örneğin haberde kişilik hakları ihlal edilmişse sorumlu kim olacak? Yapay zekânın özellikle haber ajanslarından aldığı haberleri yeniden yazması durumunda telif sorunu nasıl çözülecek veya yapay zekâ tarafından üretilmiş bir görselin telif hakkı olacak mı, olacaksa kimde olacak gibi sorular.

ETİK İLKELER GELİŞTİRİLMELİ

Yapay zekânın gazetecilikte kullanımının bir de etik boyutu var. Bu konuda, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün (RSF) öncülüğünde hazırlanan etik ilkeler bildirgesinden söz etmek gerekiyor.  RSF 2023 yılında 16 meslek örgütünü davet ederek bir çalışma gerçekleştirdi ve yapay zekânın gazetecilikte kullanımına ilişkin 10 maddeden oluşan bir bildirge açıkladı. Ben açıkçası bu bildirgede yer verilen 5 maddenin çok önemli olduğuna ve üzerinde düşünülmesi gerektiğine inanıyorum.

1. Gazetecilik etiği, medya kuruluşlarının ve gazetecilerin teknolojiyi kullanma biçimine rehberlik etmelidir.

Medya kuruluşlarının haber yapma kapasitelerini artıracak yapay zekâ teknolojilerini kullanmaları kaçınılmazdır ancak bu teknolojileri kullanırken temel etik değerlerden ödün vermemeleri beklenir. Özellikle “doğruluk, kesinlik, hakkaniyet, tarafsızlık, bağımsızlık, zarar vermeme, ayrımcılık yapmama, hesap verebilirlik, mahremiyete saygı, gizli haber kaynaklarını açıklamama” gibi gazetecilik etiğinin temel değerlerinin korunması gerekir.

2. Medya kuruluşlarının önceliği yapay zekâ değil, insan olmalıdır.

Bu ilkeyle gazetecilik pratiklerinde karar verici mekanizmaların insan merkezli olması gerektiği hatırlatılmaktadır. Haber kararlarını verecek olanlar yapay zekâ teknolojileri değil insan gazeteciler olmalıdır. Oysa bazı yeni nesil haber siteleri, “insan eli değmeden hazırlanmış haberler”le dolu. Teknoloji fetişizmini bu konuda da görüyoruz. Örneğin 2023 yılında yayına başlayan Dipnot TV için Cüneyt Özdemir şöyle bir tvit paylaşmıştı: “Bu haber sitesinin tamamı Yapay Zekâ tarafından yapılıyor. Türkiye'de bir ilk. Dünya'da emin değilim...”        

Geçen yıl Ocak ayında RATEM yani Radyo Televizyon Yayıncıları Meslek Birliği bir duyuru paylaşmıştı. Bu duyuru sayfalarında hala duruyor. Şöyle diyordu:

“RATEM Bilişim A.Ş’den yapay zekâ devrimi: "sezai.org.tr”  RATEM Bilişim A.Ş tarafından geliştirilen yeni nesil yapay zekâ uygulaması “sezai.org.tr”, internet haber sitenizi hazırlarken, aynı zamanda sosyal medyanıza haber kaynağı da sağlıyor. Ajans mantığı ile yönetilen sistem, haberi kaynağından alıp kategorilere göre yerleştiriyor. Özgün haberler üreterek farklılık yaratan “sezai.org.tr”, sosyal medya paylaşımları, blog yazıları ve diğer yazılı içerikleri de hazırlayabiliyor.  Daha fazla bilgi için sizleri sezai.org.tr adresine bekliyoruz.”

3. Medya kuruluşları, yayımladıkları her içerikten sorumludur.

Bu ilke, medya kuruluşlarına yapay zekâ teknolojileri tarafından üretilen içerikten de sorumlu olduklarını hatırlatmaktadır.

4. Medya kuruluşları, yapay zekâ sistemlerini kullanırken saydam olmalıdır.

Bu ilke, bir haber ya da içerik yapay zekâ tarafından üretilmişse bunun açık olarak belirtilmesi anlamına gelmekte. ANCAK bugüne kadar yayımladıkları haberlere muhabirin ya da editörün adını yazmaktan imtina eden Türk medya kuruluşları için bu ilke uygulanabilir mi, tartışılır.  

5. Gazetecilik, özgün ve yapay içerik arasında net bir çizgi çizer.

Bu ilkeye göre, medya kuruluşları, yapay zekâ kullanılarak üretilmiş yapay içeriklerle gerçek gazetecilerin ürettiği özgün / sahici içerik arasında sağlam bir çizgi çizilmesi gerekir. Yani gerçek olayları yapay görüntülerle aktarmak etik açıdan sorunlu bir pratik olacaktır. 

Sonuç olarak, belli ki yapay zekâ teknolojileri gazetecilikte her gün giderek daha fazla kullanılacak. Dolayısıyla yapılması gereken, yapay zekânın etik açıdan doğru kullanım biçimlerini belirlemek ve gazetecilerle medya kuruluşlarına rehberlik edecek ilkeleri oluşturmak gerekiyor. Bu konuyu gazetecilik meslek örgütlerinin ana gündem maddesi yapması için vakit çoktan geldi.    

14 Aralık 2024 Cumartesi

GAZETECİLİK HAK VE ÖZGÜRLÜKLER DEKLARASYONU

 Süleyman İrvan

Medya Dayanışma Grubu tarafından hazırlanan ve 6 Aralık 2024 tarihinde Ankara’da Gazeteciler Cemiyeti binasında düzenlenen tanıtım toplantısıyla ilan edilen Gazetecilik Hak ve Özgürlükler Deklarasyonu hakkında bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Önce, Medya Dayanışma Grubu’nu tanıtacağım. Medya Dayanışma Grubu’nda Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Disk Basın İş, Gazeteciler Cemiyeti, Haber-Sen, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Parlamento Muhabirleri Derneği, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Foto Muhabirleri Derneği, Türkiye Haber Kameramanları Derneği, Diplomasi Muhabirleri Derneği ve Ekonomi Muhabirleri Derneği yer alıyor.










Meslek örgütlerinin, gazetecilik mesleğinin sorunlarını tespit etmek ve çözüm önerileri geliştirmek üzere bir araya gelmeleri çok değerli. Bu bağlamda organizasyonu üstlenen Gazeteciler Cemiyeti yönetimini de kutlarım. Ben de 26-27 Nisan 2024 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Gazeteciliğin Dönüşümü ve Arayışlar” başlıklı ilk toplantıya katılarak değerlendirmelerimi yapmıştım.


 









Deklarasyonda üç ana başlıkta sorunlara değiniliyor ve çözüm önerileri sunuluyor

Deklarasyon, "İfade ve Medya Özgürlüğü", "Dijitalleşme ve Fikri Haklar" ve "Çalışma Yaşamı" ana başlıklarında gazetecilerin sorunlarına çözüm önerileri getiriyor.

İfade ve Medya Özgürlüğü altında Basın Kanunu, Medya kuruluşlarının şeffaflığı, Devletin medya karşısında şeffaflığı, Erişim engellemeleri ve yayın yasakları, Medyanın özdenetimi, Terörle mücadele ve gazetecilik, Radyo Televizyon Üst Kurulu, Basın İlan Kurumu, Fotoğraf ve görüntü sınırlaması;

Dijitalleşme ve Fikri Haklar altında Telif hakkı, Dijital telif yasası, Adil dijital ortam, Yapay zekâ içerikleri, Ulusal Dijital Hafıza Merkezi, Kişilik hakları ve unutulma hakkı;

Çalışma Yaşamı altında Basın İş Kanunu, Çalışma koşulları, Serbest ve dijital gazetecilik, Sendika üyeliğini teşvik, Basın kartları olmak üzere tam 20 alt başlıklı çözüm önerileri yer alıyor.

Basın Kanunu güncellenmeli

Basın Kanunu’nun güncellenmesi gerektiğinin vurgulandığı deklarasyonda dikkate değer öneriler de yapılıyor. Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası’na atıf yapılıyor ve Basın Kanunu hazırlanırken medya özgürlüğünü güvenceye alacak hükümler getirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Daha önce Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası konusunda bir yazı yazmış ve yazının sonunda şunları söylemiştim: “Eğer AB üyesi olsaydık, bu yasa bizi de bağlayacaktı. Öte yandan, yasanın bir benzerinin Türkiye’de de yapılabilmesi için illaki AB üyesi olmamız gerekmiyor. Yeter ki niyet, özgürlükçü bir medya yasası yapmak olsun.”  

Basın Kanunu’nda ayrıca, gaze­tecinin haber kaynağını açıklamama hakkı ile ilgili hükme, “konusu suç oluştursa dahi” ibaresinin eklenmesi talep ediliyor. Açıkçası insan ticaretinin önlenmesi, cinayet failinin ortaya çıkarılması gibi kamu yararı olan konularda gazetecinin kolluk kuvvetlerine yardımcı olması gerektiğine inanıyorum. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesini de bu şekilde yorumlamak gerekir diye düşünüyorum.

Basın Kanunu’nda yer alan “Düzeltme ve Cevap Hakkı”nın kötüye kullanıldığı gerekçesiyle kriterlerin yeniden belirlenmesi gerektiği ifade ediliyor. “Mahkemeye metni düzelterek kabul etme yetkisi tanınmalı, düzeltme haber ya da yazıdaki konularla sınırlı olmalıdır” deniliyor. Bu meselenin tartışmaya açık olduğunu düşünüyorum. Olması gereken, asıl haberde suçlanan kişi ve kurumlara cevap hakkı tanınmasıdır. Eğer bu yapılmamışsa daha sonra kullanılacak cevap hakkının sınırlarını elbette suçlanan taraf belirleyecektir.

Medya patronları kamu ihalelerine girmemeli

Deklarasyonun önemli taleplerinden biri, medya kuruluşlarının sahiplik yapıları, kamudan aldıkları mali destekler ve özellikle de kamu kuruluşlarının verdikleri reklamlar bakımından şeffaf olmaları gerektiğidir. Örneğin resmi ilanlardan hangi medya kuruluşu ne kadar yararlanmaktadır? Deklarasyonda ayrıca medya patronlarının kamu ihalelerine girmemeleri gerektiğinin altı çiziliyor.

Gazetecilere akreditasyon uygulamaları kaldırılmalı

Akreditasyon sözcük anlamı olarak kriterlere uygunluğu ifade etmektedir. Örneğin, üniversitelerde programların belirlenen kriterlere uygun eğitim verip vermediklerinin belirlenmesi şeklindedir. Ancak gazetecilikte akreditasyon, yanlış uygulamalardan dolayı kötü bir şöhrete sahiptir. İstenmeyen/muhalif gazetecilerin kurumları ve kişileri takip etmelerinin, soru sormalarının engellenmesi şeklinde anlaşılmaktadır. Bu aslında düpedüz yok sayma girişimidir. Bu yönüyle uygulamalara son verilmesi gerekir. Nitekim deklarasyonda, “Cumhurbaşkanlığı başta olmak üzere tüm kamu kuruluşlarının bilgilendirme toplantılarında akreditasyon uygulamaları kaldırılmalı, gazetecilerin kamu adına özgürce soru sormaları güvence altına alınmalıdır” denilmektedir.

Haberlere erişim engeli kararları medya özgürlüğüne zarar veriyor

Deklarasyonda yayın yasağı kararları ile erişim engelleme kararlarının kolayca verildiği ve bunun medya özgürlüğü ile halkın bilgi edinme hakkına zarar verdiği ifade ediliyor. Engelli Web tarafından yayımlanan 2023 Raporu’nda, “2014-2023 döneminde 43 bin 769 haber (URL adresi) erişime engellendi. 38 bin 145 haberinse kaldırıldığı, silindiği veya çıkarıldığı tespit edildi” deniliyor. Deklarasyonda da ifade edildiği gibi, haberlere erişim engeli, kabul edilebilir bir uygulama değil. Haber yanlışsa düzeltme yayımlanır.

Sansür yasası iptal edilmeli

Deklarasyonda, 2022 yılında çıkarılan, sansür yasası olarak adlandırdığımız “TCK 217A Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunun Türk Ceza Kanunu’ndan çıkarılması gerektiği ifade ediliyor, bun yerine özdenetim mekanizmalarının güçlendirilmesinin dada doğru olduğu vurgulanıyor. Yazdığım bir yazıda bu madde kapsamında hakkında soruşturma açılan gazetecileri listelemiş ve en az 55 gazetecinin etkilendiğini belirtmiştim.

Terörle Mücadele Kanunu yeniden düzenlenmeli

Gazetecilik faaliyetlerini terörle ilişkilendiren 6. ve 7. maddelerin yeniden düzenlenmesi gerektiğinin ifade edildiği deklarasyonda, “Terörle mücadele davalarında haber ürünleri suç kanıtı kabul edile­rek gazeteciler ve gazetecilik faaliyet­leri yargılanamaz” deniliyor. Bu kanun kapsamında da çok sayıda gazetecinin yargılandığını biliyoruz. TMK, Türkiye’nin Avrupa Birliği ilişkilerini tıkayan yasalardan biri olarak görülüyor.   

RTÜK siyasi bir kurul olmaktan çıkarılmalı

RTÜK yasasının hazırlandığı dönemde akademisyenler olarak RTÜK üyelerinin seçim biçiminin sorunlu olduğunu ifade etmiştik ama etkili olamamıştık. Partilerin gösterdiği adayların seçimiyle oluşan bir kuruldan fazla bir şey beklememek gerekir. Mevcut yapısıyla RTÜK en partizan kurumlardan biri haline gelmiştir.

Basın İlan Kurumu’nun temel işlevi medyayı desteklemek olmalı

Deklarasyonda Basın İlan Kurumu’na ilişkin tespit ve öneriler de yer alıyor. Basın Ahlak Esasları’nın kaldırıl­ması Basın İlan Kurumu’nun (BİK) etik denetimde bulunmaması gerektiği ifade ediliyor. BİK’in “siyasi” bir kurum ol­maktan çıkarılması ve yönetiminde gazeteci üyelerin karar yeter sa­yısının üzerine çıkarılması gerektiği belirtiliyor. Deklarasyonda, “BİK’in temel işlevi denetleme yerine yönlendirme, gelişmeyi teşvik etme ve medyayı destekleme olmalı­dır” deniyor. Ayrıca, BİK’in yerel gazeteleri birleştirme baskısından vaz­geçmesi gerektiği vurgulanıyor.

Özel gazetecilik içerikleri fikir ve sanat eseri kapsamına alınmalı

Deklarasyondaki önemli taleplerden biri telif haklarıyla ilgili. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda yeniden düzenleme yapılması ve gazete­cilerin ürettikleri köşe yazısı, röportaj, araştırma, özel haber, karika­tür, fotoğraf, video gibi gazetecilik içeriklerinin fikir ve sa­nat eseri kapsamına alınması gerektiği belirtiliyor.

Dijital platformlardan telif ücreti talep edilmeli

Deklarasyonda, Google, Amazon, Facebook, Twitter, Apple, Microsoft gibi küresel platformların, gazetecilerin ürettiği ha­ber, yazı ve fotoğraf içeriklerini ücret ödemeden kullanarak dijital reklam pazarından büyük kârlar elde ettikleri ifade ediliyor ve bu platformlarla görüşmeler yapılarak telif ücreti alınmasının sağlanması isteniyor. Bu konuda birçok ülke platformlarla anlaşmalar yapmış durumda. Ancak riskler de yok değil. Daha önce yazdığım bir yazıda risklere değinmiş ve şöyle demiştim: “Yapılacak anlaşmalar sonucu elde edilecek gelir özgün haberciliği teşvik edecek ve bağımsız gazeteciliği destekleyecek şekilde dağıtılmalı.” 

Gazetecilikte yapay zekâ kullanımıyla ilgili etik ilkeler geliştirilmeli   

Birçok meslekte olduğu gibi, gazetecilikte de yapay zekâ kullanımı artmış durumda. Bu olgun hareketle deklarasyonda dikkate değer öneriler yer alıyor. Elbette en önemlisi bu konuda etik ilkeler geliştirilmesi. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü bir çalışma yapmıştı, belki o çalışma örnek alınabilir.

Ulusal Dijital Hafıza Merkezi

Deklarasyonda, dijital ortamdaki tüm gazetecilik ürünlerinin gelecek kuşaklara aktarılmak üzere ‘Ulusal Dijital Hafıza Merkezi’nde korunması önerilmekte. Açıkçası binlerce haber sitesinin her gün yayımladığı milyonlara varan içeriklerin nasıl korunacağı cevaplanması gereken bir soru. Bunun yerine belki sadece arşivlemeye değer ve belli sayıda haber sitesinin içerikleri arşivlenebilir.

Unutulma hakkı ve kriterleri tanımlanmalı

İnternetle birlikte gündeme gelen unutulma hakkının tam olarak ne olduğu ve nasıl uygulanacağı tartışmalıdır. Bu konuda deklarasyonda, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları ile Avrupa Parlamentosu Genel Veri Koruma Tüzüğü’ne  (2016/679) başvurulmasının daha doğru olduğu ifade ediliyor.

Basın İş Kanunu genel iş kanunu ile birleştirilmemeli

Siyasal iktidarın Basın İş Kanunu’nu genel iş kanunu içine almaya yönelik çalışmalar yaptığı bilinmektedir. Deklarasyonda bu çalışmalara dikkat çekilmekte ve “Basın İş Kanunu, genel iş ka­nunu ile birleştirilmemeli, gazetecili­ğin meslek olarak özel niteliği korun­malı ve güncellenmelidir” denilmektedir.

TRT ve Anadolu Ajansı’nda editöryal bağımsızlık sağlanmalı

Deklarasyonda, bu önerinin hayata geçirilmesi için “liyakat esasına göre istihdam ve çalışma koşulları”nın oluşturulması gerektiği vurgulanmaktadır. Esasında editöryal bağımsızlık bütün medya kuruluşlarında sağlanabilmeli, editöryal bağımsızlığı zedeleyici pratikleri ortadan kaldıracak iş güvencesi gibi önlemler alınmalıdır.

Serbest gazeteciler de basın kartı alabilmeli

Mevcut durumda serbest gazetecilik yapanlar basın kartı alamıyor. Deklarasyonda bu soruna da değiniliyor. Serbest gazetecilik yapanların da basın kartı alabilmelerinin sağlanması isteniyor.

Gazetecilerin sendikalara üye olmaları teşvik edilmeli

Kanaatimce, sendikasızlaşmanın yaygınlaştığı medya sektöründe bu öneriyi hayata geçirmek kolay olmasa gerek. Mevcut durumda sendikalı gazeteci sayısı toplam gazeteci sayısının yüzde 10’u bile değil.  

Basın kartları basın meslek örgütleri tarafından verilmeli

Kart işlemleri İletişim Başkanlığı tarafından yürütülse bile kimlerin kart alacağına, içinde sadece gazetecilerin olduğu kurullar karar verebilmelidir. Deklarasyonda, “Gazetecilik mesleğinin ba­ğımsızlığını sağlamak üzere basın kartlarının gazetecilik meslek örgütleri tarafından verilebilmesi için yasal dü­zenleme yapılmalıdır” denilmekte.  

Bu önerilerin büyük çoğunluğu gerçekleştirilebilir öneriler. Yeter ki daha demokratik, daha özgür bir medya ve gazetecilik ortamı yaratma niyeti olsun.

Medya Dayanışma Grubu da yayımladığı deklarasyonun takipçisi olmalı, deklarasyonu medyada, iletişim fakültelerinde anlatmalıdır. Hatta sosyal medyada kampanyalar, etiket çalışmaları düzenlenmelidir. Benim katkım da bu yazı olsun.

SANSÜR YASASI OLARAK ADLANDIRILAN TCK 217/A'DAN ETKİLENEN GAZETECİ SAYISI GİDEREK ARTIYOR

Süleyman İrvan 13 Ekim 2022 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan “ Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ” isim...