23 Temmuz 2026 Perşembe

TÜRKİYE'DE İLETİŞİM EĞİTİMİ: ÖĞRENCİ ALAN İLETİŞİM FAKÜLTESİ SAYISI 70'E ÇIKTI

  Süleyman İrvan

Geçen yıl tercih döneminde yayımladığım yazıyı yeni verilerle güncelledim. Tercih döneminde iletişim eğitimini tercih edecek adaylara yardımcı olması dileğiyle paylaşıyorum.

ÖSYM tarafından yayımlanan Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu’na göre 2026-2027 eğitim yılında Türkiye’de 47’si devlet ve 23’ü vakıf üniversitelerinde bulunan toplam 70 iletişim fakültesi öğrenci alacak. Bu rakamlara, KKTC’deki 6 iletişim fakültesini de katarsak sayı76’’e yükseliyor.

Genel olarak bakıldığında, devlet üniversitelerindeki iletişim fakülteleri 1992 yılındaki bölümlenmeyi devam ettiriyor. 1992 yılında basın yayın yüksek okulları iletişim fakülteleri hâline getirilirken bu fakültelerde 3 bölüm olması da kararlaştırılmıştı: Gazetecilik; Halkla İlişkiler ve Tanıtım; Radyo, Televizyon ve Sinema. Son yıllarda bu bölümlere Yeni Medya ve İletişim Bölümü de eklenmeye başladı. 

Bu yazıda önce devlet üniversitelerindeki, ardından da vakıf üniversitelerindeki iletişim fakülteleriyle ilgili bilgiler yer alıyor. Fakülteleri inceleme kolaylığı açısından alfabetik sırayla listeledim.

Devlet üniversitelerinde 47 iletişim fakültesi var

Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi

1998 yılında kuruldu. Fakülte, Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema ile Reklamcılık olmak üzere 4 bölümde eğitim veriyor. Bu yılki kontenjan sayısı 175. Fakültede Radyo, Televizyon ve Sinema programı İLAD tarafından akredite edilmiş durumda.

Aksaray Üniversitesi İletişim Fakültesi

2012 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik ile Halkla İlişkiler ve Reklamcılık olmak üzere 2 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan sayısı 80. 

Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi

Fakültenin temeli 1977 yılında Anadolu Üniversitesi’ne bağlı olarak kurulan Sinema ve Televizyon Yüksek Okulu’na dayanıyor. 1980 yılında adı İletişim Bilimleri Fakültesi olarak değiştirildi. Fakültede Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Sinema ve Televizyon, Yeni Medya ve İletişim olmak üzere 4 bölümde eğitim veriyor. Bu yılki kontenjan sayısı 160. Fakültenin sadece Gazetecilik programı İLAD akreditasyonuna sahip.

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi

Fakültenin temeli 1967 yılında açılan özel Başkent Gazetecilik Yüksek Okulu’na dayanıyor. Yüksek Okul 1971 yılında devletleştirilerek Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu adını aldı. 1981 yılında da Basın Yayın Yüksek Okulu adıyla Gazi Üniversitesi’ne bağlandı. 1992 yılında İletişim Fakültesi adını aldı. Fakülte, 2018 yılında Gazi Üniversitesi bünyesinden çıkarılarak yeni kurulan Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’ne bağlandı. Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 3 bölümde eğitim veriyor. Bu yılki kontenjan sayısı 116. 

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi İletişim Fakültesi

Fakültede ilk kez bu sene öğrenci alınıyor. Sadece Yeni Medya ve İletişim Bölümü aktif ve 30 öğrenci kabul edecek.

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi

UNESCO desteği ile 1965 yılında Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu adıyla kuruldu. 1992 yılında İletişim Fakültesi yapıldı. Fakültede Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 3 bölümde eğitim veriliyordu. Bu bölümlere Yeni Medya ve İletişim Bölümü de eklendi. Bu yılki toplam kontenjan 146 öğrenci. Fakültenin Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım ile Radyo, Televizyon ve Sinema bölümleri İLAD tarafından akredite edilmiş durumda.

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İletişim Fakültesi

2018 yılında kurulan fakülteye ilk kez geçen yıl öğrenci alınmıştı. Fakültede Halkla İlişkiler ve Reklamcılık ile Yeni Medya ve İletişim bölümleri öğrenci alıyor. Toplam kontenjan 60.

Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi

1997 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema ile Yeni Medya ve İletişim olmak üzere 4 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan sayısı 156. Fakültenin Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım ile Radyo, Televizyon ve Sinema programları İLAD tarafından akredite edilmiş durumda.

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İletişim Fakültesi

2011 yılında açıldı. Fakültede Gazetecilik, Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 4 bölümde eğitim veriliyordu. Bu sene Yeni Medya ve İletişim Bölümü de öğrenci alacak. Toplam kontenjan sayısı 211. 

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi İletişim Fakültesi

 2023 yılında kurulan fakülteye 2024 yılından itibaren öğrenci alınmaya başlandı. Fakültede Halkla İlişkiler ve Reklamcılık ile Yeni Medya ve İletişim bölümlerinde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjanı 80.

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi İletişim Fakültesi

2012 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 4 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan toplamı 127. 

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi İletişim Fakültesi

2011 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Radyo, Televizyon ve Sinema ile Yeni Medya ve İletişim olmak üzere 3 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan toplamı 106. 

Çukurova Üniversitesi İletişim Fakültesi

2006 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, İletişim Bilimleri, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 3 bölümde eğitim veriliyor. Fakültenin bu yılki kontenjan sayısı 126. Gazetecilik ile Radyo, Televizyon ve Sinema programları İLAD tarafından akredite edilmiş durumda.

Dicle Üniversitesi İletişim Fakültesi

2010 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 3 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan sayısı 102. 

Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi

Fakültenin temeli, 1968 yılında açılan İzmir Karataş Özel Gazetecilik Yüksek Okulu’na dayanıyor. Yüksek Okul 1971 yılında devletleştirilerek Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu adıyla Ege Üniversitesi’ne bağlandı. 1979 yılında Basın Yayın Yüksek Okulu adını aldı. 1992 yılında ise İletişim Fakültesi yapıldı. Fakülte, Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema ile Reklamcılık olmak üzere 4 bölümde eğitim veriyor. Bu yılki kontenjan sayısı 184. Fakültenin tüm programları İLAD tarafından akredite edilmiş durumda.

Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi

2001 yılında kuruldu. Fakülte, Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 3 bölümde eğitim veriyor. Bu yılki kontenjan sayısı 116. Fakültenin tüm programları İLAD tarafından akredite edilmiş durumda.

Fırat Üniversitesi İletişim Fakültesi

1997 yılında kuruldu, 2001-2002 eğitim yılında öğrenci almaya başladı. Fakültede Gazetecilik, Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 4 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan sayısı 181. 

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi

Fakülte 1994 yılında kuruldu. İletişim adıyla tek bölüm olarak öğrenci kabul ediyor ancak Radyo TV Sinema, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Gazetecilik ve İnternet Yayıncılığı şeklinde 3 uzmanlık alanı bulunuyor. Bu yılki kontenjan sayısı 25. Fakülte İLAD tarafından akredite edilmiş durumda.

Gaziantep Üniversitesi İletişim Fakültesi

2010 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik ile Halkla İlişkiler ve Tanıtım olmak üzere 2 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan sayısı 80. 

Giresun Üniversitesi Tirebolu İletişim Fakültesi

2008 yılında kuruldu. Fakültede, Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 3 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan sayısı 116. 

Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi

2008 yılında kuruldu. Fakültede, Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 3 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan sayısı 116. Fakültenin Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü İLAD akreditasyonuna sahip bulunuyor.

Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi

2005 yılında kuruldu. Fakültede öğrenci alan sadece İletişim Bilimleri bölümü vardı. Bu yıl Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü de öğrenci almaya başlıyor. Toplam kontenjan sayısı 80. 

Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi İletişim Fakültesi

2010 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 3 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan sayısı 102. 

İnönü Üniversitesi İletişim Fakültesi

2010 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 3 bölümde eğitim veriliyor. Ayrıca Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümünün uzaktan eğitim programı da var. Fakültenin Gazetecilik ile Halkla İlişkiler ve Tanıtım programları İLAD tarafından akredite edilmiş durumda. Fakültenin bu yılki kontenjan sayısı 216.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi

Türkiye’de iletişim eğitimi, İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik eğitimiyle başladı. 1950 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin talebiyle İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi bünyesinde Gazetecilik Enstitüsü kuruldu. Bu enstitüde özellikle alaylı olarak nitelenen gazetecilere eğitim verilmeye başlandı. Enstitü, 1980 yılında Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu adını aldı. 1982 yılında ise Basın Yayın Yüksek Okulu şeklinde yeniden adlandırılarak İstanbul Üniversitesi’ne bağlandı. 1992 yılında da İletişim Fakültesi yapıldı. Bugün fakülte, Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 3 bölümde eğitim veriyor. Bu yılki kontenjan sayısı 116. Programlarının tamamı da İLAD tarafından akredite edilmiş durumda.

Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi İletişim Fakültesi

2024 yılında kurulan İletişim Fakültesi’nin Dijital Oyun Tasarımı ve Görsel İletişim Tasarımı bölümlerine merkezi yerleştirme ile Çizgi Film ve Animasyon bölümüne ise özel yetenek sınavı ile öğrenci alınıyor. Fakültenin toplam kontenjanı 70+30= 100.

Karabük Üniversitesi Türker İnanoğlu İletişim Fakültesi

2016 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik ile Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 2 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan sayısı 66. 

Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi

2010 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 3 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan sayısı 116. Fakültenin Gazetecilik ile Radyo, Televizyon ve Sinema programları İLAD akreditasyonuna sahip.

Kilis 7 Aralık Üniversitesi İletişim Fakültesi

2023 yılında kuruldu. Fakültede ilk kez bu yıl Yeni Medya ve İletişim Bölümü'ne öğrenci alınacak. Kontenjanı 20. 

Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi

1997 yılında kuruldu, 1998-1999 eğitim yılında öğrenci almaya başladı. Fakültede Gazetecilik, Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema ile Reklamcılık olmak üzere 5 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan sayısı 237. 

Manisa Celal Bayar Üniversitesi İletişim Fakültesi

2016 yılında kuruldu. Sadece Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümüne öğrenci kabul ediyor. Bu yılki kontenjan sayısı 40.

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin temeli 1966 yılında kurulan İstanbul Özel Gazetecilik Yüksek Okulu’na dayanmakta. Yüksek Okul 1971 yılında devletleştirilerek İstanbul Gazetecilik Yüksek Okulu adını aldı. 1982 yılında Basın Yayın Yüksek Okulu adıyla Marmara Üniversitesi’ne bağlandı. 1992 yılında İletişim Fakültesi yapıldı. Fakülte, Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 3 bölümde eğitim veriyor. Bu yılki kontenjan sayısı 116. Fakültenin sadece Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü İLAD akreditasyonuna sahip.

Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi

2001 yılında kuruldu. Fakültede, Gazetecilik ile Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 2 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan sayısı 76. Fakültenin Radyo, Televizyon ve Sinema programı İLAD tarafından akredite edilmiş durumda.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İletişim Fakültesi

2023 yılında kurulan İletişim Fakültesi’nde Dijital Oyun Tasarımı bölümüne merkezi yerleştirmeyle, Çizgi Film ve Animasyon ile Grafik Tasarımı bölümlerine ise özel yetenek sınavıyla öğrenci alınıyor. Bölümün kontenjanı 20+50= 70.

Munzur Üniversitesi İletişim Fakültesi

2012 yılında kuruldu. Fakültede Halkla İlişkiler ve Tanıtım ile Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 2 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan sayısı 62. 

Muş Alparslan Üniversitesi İletişim Fakültesi

2010 yılında kuruldu. Fakültede sadece Gazetecilik Bölümünde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjanı 40. 

Niğde Ömer Halis Demir Üniversitesi İletişim Fakültesi

2011 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Radyo, Televizyon ve Sinema, Yeni Medya ve İletişim olmak üzere 4 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan toplamı 126. 

Ondokuz Mayıs Üniversitesi İletişim Fakültesi

2010 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, İletişim ve Tasarımı, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 4 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan sayısı 156. Fakültenin Halkla İlişkiler ve Tanıtım ile Radyo, Televizyon ve Sinema programları İLAD tarafından akredite edilmiş durumda.

Pamukkale Üniversitesi İletişim Fakültesi

2011 yılında kuruldu. Fakültede Halkla İlişkiler ve Tanıtım ile Yeni Medya ve İletişim bölümlerine öğrenci alınıyor. Bu yılki kontenjanı 70. 

Sakarya Üniversitesi İletişim Fakültesi

2012 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Radyo, Televizyon ve Sinema, Yeni Medya ve İletişim olmak üzere 4 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan toplamı 148. Fakültenin Gazetecilik ile Halkla İlişkiler ve Reklamcılık programları İLAD akreditasyonuna sahip.

Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi

1992 yılında kuruldu ve 1993-1994 eğitim yılında öğrenci almaya başladı. Fakülte, Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema ile Reklamcılık olmak üzere 4 bölümde eğitim veriyor. Bu yılki kontenjan sayısı 152. 

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İletişim Fakültesi

2007 yılında kuruldu. Fakülte, Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema ile Yeni Medya ve İletişim olmak üzere 4 bölümde eğitim veriyor. Bu yılki kontenjan sayısı 156. 

Süleyman Demirel Üniversitesi İletişim Fakültesi

2011 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 4 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan toplamı 171. 

Trabzon Üniversitesi İletişim Fakültesi

2003 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi’ne bağlı olarak kuruldu. Fakülte 2018’de Trabzon Üniversitesi’ne bağlandı. Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 3 bölümde eğitim veriyor. Bu yılki kontenjan sayısı 97. 

Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi

2011 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Radyo, Televizyon ve Sinema, Yeni Medya ve İletişim olmak üzere 4 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan toplamı 146. Fakültenin Radyo, Televizyon ve Sinema programı İLAD akreditasyonuna sahip. 

Yozgat Bozok Üniversitesi İletişim Fakültesi

2009 yılında kuruldu. Fakültede, Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Radyo, Televizyon ve Sinema ile Yeni Medya ve İletişim olmak üzere 4 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki kontenjan sayısı 156. 

Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi İletişim Fakültesi

2010 yılında kuruldu. Fakültede Halkla İlişkiler ve Tanıtım ile Yeni Medya ve İletişim olmak üzere 2 bölüme öğrenci alınıyor. Fakültenin bu yılki kontenjanı 80. 

Vakıf üniversitelerinde 23 iletişim fakültesi var

Türkiye’de 23 vakıf üniversitesindeki iletişim fakültesi öğrenci kabul ediyor. Bu fakültelerin devlet üniversitelerindeki iletişim fakültelerinden temel farkı, açtıkları lisans programlarının çeşitliliği. En çok program çeşitliliği olanlar İstanbul Bilgi Üniversitesi, Üsküdar Üniversitesi, İstanbul Aydın Üniversitesi, İstanbul Beykent Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi ve İstanbul Medipol Üniversitesi. 

Altınbaş Üniversitesi İletişim Fakültesi

Fakültede ilk kez 2025 yılında öğrenci alınmaya başladı. Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık ile Radyo, Televizyon ve Sinema bölümlerinde eğitim veriliyor. Bu yılki toplam kontenjan 74.

Ankara Medipol Üniversitesi İletişim Fakültesi

2018 yılında kuruldu. Fakültede Halkla İlişkiler ve Reklamcılık ile Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (İngilizce) olmak üzere 2 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki toplam kontenjan 96. 

Avrasya Üniversitesi İletişim Fakültesi

2021 yılında kuruldu. Fakültede Görsel İletişim Tasarımı ile Yeni Medya ve İletişim bölümleri öğrenci alıyor. Fakültenin bu yılki kontenjanı 40. 

Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi

1998 yılında kuruldu. Fakültede Çizgi Film ve Animasyon, Dijital Oyun Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Görsel İletişim Tasarımı, Reklamcılık, Sinema ve Televizyon ve Yeni Medya olmak üzere 7 bölümde eğitim veriliyor. Bu bölümlerden Çizgi Film ve Animasyon bölümü özel yetenek sınavıyla öğrenci alıyor. Halkla İlişkiler ve Tanıtım ile Reklamcılık programları İLAD tarafından akredite edilmiş durumda. Fakültenin bu yılki toplam kontenjan sayısı 230+43=273.

Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi

1997 yılında kuruldu. Fakültede Halkla İlişkiler ve Tanıtım, İletişim ve Tasarımı, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 3 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki toplam kontenjan sayısı 122. Fakültenin 3 programı da İLAD tarafından akredite edilmiş durumda.

Fenerbahçe Üniversitesi İletişim Fakültesi

2016 yılında kuruldu. Fakültede Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Radyo, Televizyon ve Sinema, Yeni Medya ve İletişim olmak üzere 3 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki toplam kontenjan 94. Fakültenin Radyo, Televizyon ve Sinema ile Yeni Medya ve İletişim programları İLAD akreditasyonuna sahip bulunuyor.

Hasan Kalyoncu Üniversitesi İletişim Fakültesi

2017 yılında kuruldu. Fakültede Dijital Oyun Tasarımı, Görsel İletişim Tasarımı, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 3 bölümde eğitim veriliyor. Bu yılki toplam kontenjanı 69. Fakültenin Görsel İletişim Tasarımı ile Radyo, Televizyon ve Sinema programları İLAD tarafından akredite edilmiş durumda.

İbn Haldun Üniversitesi İletişim Fakültesi

2015 yılında kuruldu. Fakültede sadece Yeni Medya ve İletişim Bölümü öğrenci alıyor. Bu yılki kontenjanı 14. 

İstanbul Arel Üniversitesi İletişim Fakültesi

2007 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Sinema ve Televizyon, Yeni Medya ve İletişim olmak üzere 5 bölümde eğitim veriliyordu. Ancak bu sene Gazetecilik programına öğrenci alınmıyor. Fakültenin bu yılki toplam kontenjanı 90. 

İstanbul Aydın Üniversitesi İletişim Fakültesi

2007 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema, Radyo, Televizyon ve Sinema (İngilizce), Reklamcılık, Televizyon Haberciliği ve Programcılığı, Yeni Medya ve İletişim olmak üzere 8 bölümde eğitim veriliyor. Bunlardan Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema, Reklamcılık, Televizyon Haberciliği ve Programcılığı ile Yeni Medya ve İletişim programları İLAD tarafından akredite edilmiş durumda. Fakültenin bu yılki toplam kontenjan sayısı 494.

İstanbul Beykent Üniversitesi İletişim Fakültesi

2008 yılında kuruldu. Fakültede Dijital Oyun Tasarımı, Dijital Oyun Tasarımı (İngilizce), Görsel İletişim Tasarımı, Görsel İletişim Tasarımı (İngilizce), Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Medya ve İletişim, Yeni Medya, Yeni Medya (İngilizce) olmak üzere 8 bölümde eğitim veriliyor. Halkla İlişkiler ve Reklamcılık ile Medya ve İletişim programları İLAD; Dijital Oyun Tasarımı, Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Medya ve İletişim, Yeni Medya ile Yeni Medya (İngilizce) programları ACQUIN tarafından akredite edilmiş durumda. Fakültenin bu yılki toplam kontenjanı 384. 

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi

1996 yılında kuruldu. Fakültede Dijital Oyun Tasarımı (İngilizce), Dijital Yapımcılık ve Yayıncılık (İngilizce), Görsel İletişim Tasarımı (İngilizce), Halkla İlişkiler ve Tanıtım (İngilizce), İletişim Tasarımı ve Yönetimi (İngilizce), Radyo, Televizyon ve Sinema (İngilizce), Reklamcılık (İngilizce), Yeni Medya ve İletişim (İngilizce) ile Sahne Sanatları (İngilizce) olmak üzere 9 programda eğitim veriliyor. Daha önce öğrenci alınan Sanat ve Kültür Yönetimi ile Televizyon Haberciliği ve Programcılığı'na bu sene öğrenci alınmıyor. Fakültenin toplam kontenjanı 362+40= 402. 

İstanbul Medipol Üniversitesi İletişim Fakültesi

2009 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (İngilizce), Medya ve Görsel Sanatlar, Radyo, Televizyon ve Sinema, Yeni Medya ve İletişim olmak üzere 6 bölümde eğitim veriliyor. Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Medya ve Görsel Sanatlar ile Radyo, Televizyon ve Sinema programları İLAD tarafından akredite edilmiş durumda. Fakültenin bu yılki toplam kontenjanı 323.

İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi

2001 yılında kuruldu. Fakültede Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Medya ve İletişim olmak üzere 3 bölümde eğitim veriliyor. Fakültenin bu yılki kontenjan sayısı 117. Fakültenin Halkla İlişkiler ve Reklamcılık ile Medya ve İletişim programları İLAD tarafından akredite edilmiş durumda.

İstanbul Topkapı Üniversitesi İletişim Fakültesi

Fakültede Film Tasarımı ve Yönetimi, Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Radyo, Televizyon ve Sinema ile Yeni Medya ve İletişim olmak üzere 5 bölümde eğitim veriliyor. Toplam kontenjan 253. 

İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi İletişim Fakültesi

2009 yılında kuruldu. Fakültede Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Radyo, Televizyon ve Sinema, Yeni Medya ve İletişim olmak üzere 4 bölümde eğitim veriliyor. Fakültenin Halkla İlişkiler ve Reklamcılık ile Radyo, Televizyon ve Sinema programları İLAD akreditasyonuna sahip. Fakültenin Bu yılki toplam kontenjan sayısı 178.

İstinye Üniversitesi İletişim Fakültesi

2021 yılında kuruldu. Fakültede Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Radyo, Televizyon ve Sinema (İngilizce), Yeni Medya ve İletişim (ingilizce) olmak üzere 4 bölüm bulunuyor. Fakültenin bu yılki toplam kontenjanı 135. 

İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi

2001 yılında kuruldu. Fakültede Halkla İlişkiler ve Reklamcılık (İngilizce), Sinema ve Dijital Medya (İngilizce), Yeni Medya ve İletişim (İngilizce) olmak üzere 3 bölümde eğitim veriliyor ve 3 program da İLAD tarafından akredite edilmiş durumda. Fakültenin bu yılki kontenjan sayısı 138.

Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi

2000 yılında kuruldu. Fakültede Görsel İletişim Tasarımı (İngilizce), Radyo, Televizyon ve Sinema (İngilizce), Reklamcılık (İngilizce) ile Yeni Medya ve İletişim (İngilizce) olmak üzere 4 bölümde eğitim veriliyor. Halkla İlişkiler ve Tanıtım (İngilizce) bölümüne bu yıl öğrenci alınmıyor. Fakültenin bu yılki kontenjan sayısı 119. 

Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi

1997 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema olmak üzere 4 bölümde eğitim veriliyor. Fakültenin tüm programları İLAD tarafından akredite edilmiş durumda. Bu yılki toplam kontenjan sayısı 103.

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi

2011 yılında kuruldu, ilk öğrencilerini 2013-2014 eğitim yılında almaya başladı. Fakültede Çizgi Film ve Animasyon, Gazetecilik, Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema, Reklamcılık, Yeni Medya ve İletişim, Yeni Medya ve İletişim (İngilizce) olmak üzere 8 bölümde eğitim veriliyor. Fakültenin Gazetecilik, Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema, Reklamcılık ile Yeni Medya ve İletişim programları İLAD tarafından akredite edilmiş durumda. Fakültenin bu yılki toplam kontenjanı 473.

Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi

2001 yılında kuruldu. Fakültede Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Radyo, Televizyon ve Sinema, Yeni Medya ve İletişim olmak üzere 4 bölümde eğitim veriliyor. Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, Radyo, Televizyon ve Sinema programları İLAD tarafından akredite edilmiş durumda. Fakültenin bu yılki toplam kontenjan sayısı 189.

Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi

1996 yılında kuruldu. Fakültede Gazetecilik, Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema, Reklam Tasarımı ve İletişimi olmak üzere 5 bölümde eğitim veriliyor. Fakültenin Gazetecilik dışındaki 4 programı da İLAD tarafından akredite edilmiş durumda. Bu yılki toplam kontenjan sayısı 152.

En yüksek öğrenci kontenjanı olan iletişim fakülteleri

Bu yılki kontenjanlara bakıldığında, en çok öğrenciyi vakıf üniversitelerine bağlı iletişim fakülteleri alıyor. İstanbul Aydın Üniversitesi’nin 494, Üsküdar Üniversitesi’nin 473, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin 402 kontenjanı bulunuyor.  Devlet üniversitelerinde kontenjan açısından ilk üç şöyle: Kocaeli Üniversitesi 237, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi 211, Ege Üniversitesi184.

İletişim fakültelerine 9 bin 640 kontenjan

Son olarak kontenjan sayılarını da aktarayım. Bu yıl devlet üniversitelerindeki iletişim fakültelerine 5 bin 308, vakıf üniversitelerindeki iletişim fakültelerine ise 4 bin 332 kontenjan verildi. 2025 yılına göre kontenjanlarda yaklaşık 1000 kişilik azalma meydana gelmiş durumda. 

Radyo, Televizyon ve Sinema kontenjanlarında yüzde 10 azalma

Radyo, Televizyon ve Sinema bölümü bulunan devlet ve vakıf üniversitelerinin tamamında bu bölümün kontenjanları yüzde 10 azaltılmış durumda. Bu bölümün kontenjanlarının neden düşürüldüğüne ilişkin bir gerekçe aklıma gelmiyor.  

 34 iletişim fakültesnin 80 programı İLAD tarafından akredite edilmiş durumda

İletişim Araştırmaları Derneği (İLAD) 2018 yılından itibaren başvuru yapan iletişim programlarını akredite etmeye başladı. Bugüne kadar iletişim fakültelerinde İLAD akreditasyonuna sahip olan 80 program bulunuyor. 18 devlet üniversitesindeki 34 program ile 16 vakıf üniversitesindeki 46 program akredite edilmiş durumda. Bu verilere göre, vakıf üniversitelerinin yüzde 70'i akreditasyonu önemserken, devlet üniversitelerinde bu oran yüzde 38'e düşüyor. Bunun nedenlerine de ayrıca bakmak gerekiyor. ,

Akredite programlar açısından, Üsküdar İletişim'in 6 programla ilk sırada olması gurur verici. Umarım bütün iletişim fakülteleri eğitim kalitesi açısından bir gösterge olan akreditasyon süreçlerinden geçer.    

26 Haziran 2026 Cuma

İYİ HABER: MEDYAYA ETİK SANSÜR GİRİŞİMİNDEN VAZGEÇİLDİ

 Süleyman İrvan

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 22 Mayıs 2026 tarihinde sunulan 113 sayılı Torba Yasa’da, 195 Sayılı Basın İlan Kurumu Kanunu’nun 49. maddesi yeniden düzenleniyordu. Bu yeni düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğüne aykırı bulduğu Basın Ahlak Esasları, ‘Basın Yayın İlkeleri’ adıyla yasalaştırılmak istenmişti.

Daha önce bu girişimle ilgili olarak kendi blogumda yayımladığım yazıda da vurguladığım gibi, Akit başta olmak üzere İslamcı-muhafazakâr medya, basın yayın ilkeleri içinde sayılan “Atatürk ilke ve inkılâpları aleyhine yayın yapmak” maddesi nedeniyle girişime itiraz etmişti. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de yaptığı bir açıklamada bu itirazları dikkate alacaklarını ifade etmişti. Açıkçası dediği gibi de oldu ve "basın yayın ilkeleri" tümüyle yasa teklifinden çıkarıldı.

Ben o yazıda açıkça vurguladığım gibi, bu girişimden tümüyle vazgeçilmesi gerektiğini savunmuştum. “Eleştirel gazeteciliği cezalandırmaya yarayacak bir girişime olumlu bakabilmem mümkün değil” diye de vurgulamıştım.

BİK yönetimine sınırsız bir yorum alanı bırakılmış

24 Haziran 2026 tarihinde TBMM’de oylanarak kabul edilen 7587 sayılı Torba Kanun ile 195 Sayılı Basın İlan Kurumu Kanunu’nun iki maddesinde değişiklik yapılıyor.

İlk olarak, 35’inci maddeden sonra gelmek üzere “İnternet haber sitelerinin vasıf ve ödevleri” başlığıyla 35/A maddesi ekleniyor. Bu maddede; “Resmî ilan ve reklam verilen veya bekleme süresi içindeki internet haber sitelerinin vasıfları: a) Haber sayısı, b) İçerik, c) Kadro, ç) Okur sayısı, d) En az yayın hayatı süresi bakımlarından ve uygun görülecek diğer yönlerden Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca tespit olunur. Bu Kanunun 35’inci maddesi hükmü internet haber sitelerinin ödevleri bakımından da uygulanır” deniliyor.

Resmi ilan alacak haber sitelerinde aranan vasıflar zaten 2023 yılında Basın İlan Kurumu tarafından yayımlanmış olan Resmi İlan ve Reklam Yönetmeliği’nde yer alıyordu.

Bu yeni düzenlemede kritik olan ifade, kriterlerin en sonunda yer alan “uygun görülecek diğer yönlerden” ifadesi. Bu ifade, Basın İlan Kurumu yönetimine sınırsız bir yorum alanı bırakıyor ve keyfiliğe kapı aralıyor. Bu ifade olmasa, kriterlerin objektif kriterler olduğunu söyleyebilirdik.

Torba Yasa’da ikinci olarak, 195 sayılı Kanun’un 49. Maddesi yeniden yazılmış. Bu madde ile BİK Yönetim Kurulu’na yaptırım uygulama yetkisi veriliyor: “Kurum Yönetim Kurulunca gazete, dergi ve internet haber sitelerine, bu Kanunda öngörülen vasıfları taşımamaları veya ödevleri yerine getirmemeleri halinde ihlalin niteliği, ağırlığı ve süresi gözetilerek bir günden on güne kadar resmî ilan ve/veya reklam kesme müeyyidesi uygulanmasına karar verilir. Ayrıca ilgili gazete, dergi ve internet haber sitesi bu Kanunla temin edilen diğer menfaatlerden de aynı sürelerle faydalandırılmaz.”

Bu maddede yer alan “ihlâlin niteliği, ağırlığı ve süresi” ifadesi de belirsizlik taşıyor. Yasa maddesinde bu kavramların nasıl değerlendirileceğine ilişkin nesnel kriterler bulunmuyor. Bu durumun, benzer ihlallerde farklı uygulamaların ortaya çıkmasına ve hukuki öngörülebilirlik ilkesinin zedelenmesine yol açabileceğini düşünüyorum. Yakın geçmişte Basın İlan Kurumu tarafından verilen ihlâl kararları incelenirse, ne dediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Etik ilkeler özdenetim kurumları eliyle denetlenmeli

Gazetecilik etiği hakkında dersler veren ve etik ilkeler üzerine çalışan bir akademisyen olarak, bu ilkelerin hayata geçirilmesini son derece önemsiyorum. Etik ilkelere aykırı yayınları eleştiriyor, doğru gazetecilik uygulamalarını savunmaya ve anlatmaya çalışıyorum. Ancak etik ilkelerin niteliği ile hukuki yaptırımların niteliği birbirinden farklıdır.

Etik ilkeler, özünde neyin daha doğru ve daha iyi olduğuna ilişkin yol gösterici ilkelerdir. Bu nedenle yaptırımları da esas olarak vicdani ve meslekidir; uyarma, kınama, eleştirme ve kamuoyu önünde hesap vermeye çağırma gibi mekanizmalar üzerinden işler. Etik ilkelerin meslek örgütleri ve özdenetim kurumları aracılığıyla uygulanması, gazetecilik mesleğinin evrensel kabul görmüş yaklaşımıdır.

Nitekim bugüne kadar gazetecilik etik ilkelerinin uygulanmasını gözetmek amacıyla farklı özdenetim modelleri geliştirilmiştir. Medya ombudsmanlığı, basın konseyleri ve medya etik kurulları gibi mekanizmalar hem gazetecilerin hesap verebilirliğini güçlendirmekte hem de basın özgürlüğünü koruyarak etik standartların gelişmesine katkı sağlamaktadır. Bu nedenle yapılması gereken, etik ilkelerin uygulanmasını cezai yaptırımlarla sağlamaya çalışmak değil, bağımsız, tarafsız ve etkili özdenetim kurumlarını güçlendirecek düzenlemeleri hayata geçirmektir.

2 Haziran 2026 Salı

“İKTİDAR MEDYASI” KAVRAMI ÜZERİNE

 Süleyman İrvan

Demokrasiyle yönetilen ülkelerde medyanın en temel görevi, "dördüncü güç" sıfatıyla iktidarı denetlemek, toplumun bilgi edinme hakkını korumak ve yurttaşların sağlıklı kanaat oluşturabilmelerine katkı sunmaktır. Medyaya dördüncü güç denmesinin nedeni de budur: Yasama, yürütme ve yargı güçlerinin kararlarını halk adına takip etmek, haberleştirmek ve gerektiğinde halkı uyarmaktır. Demokratik ülkelerde medya, iktidarın ideolojik bir aygıtı olarak değil, kamusal denetim mekanizmasının en önemli parçası olarak kabul edilir.

Türkiye’de medya bu şekilde mi hareket ediyor?

Tarihsel olarak bakıldığında, çok partili yaşama geçilen 1946 yılından 2000'li yılların başlarına kadar Türkiye’de medyanın görece bağımsız ve demokratik bir yapıda olduğu söylenebilir. Askeri darbelere destek verdiği gerekçesiyle çokça eleştirilmiş olsa da bu süreçte topyekûn bir “iktidar medyası” olgusu yaşanmamıştır. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti, başlangıçta medyadan önemli bir destek görmesine karşın, süreç içinde giderek otoriterleşince aynı medyanın sert eleştirilerine maruz kalmıştır. Takip eden yıllarda da iktidarları destekleyen gazeteler, hatta parti yayın organları olmuş ancak bunlar hiçbir zaman medyanın ezici çoğunluğunu oluşturmamıştır.

AK Parti ise medya konusunda çok daha farklı bir strateji izlemiştir. Yürüttüğü politikalarla medyanın desteğini almaya çalışmak yerine daha garantili bir yol seçmiş, ana akım medyanın tedricen (yavaş yavaş) kendisine destek veren iş insanları tarafından satın alınmasını sağlamış ve böylece kendisine sadık bir "iktidar medyası" yaratmıştır. Bugün ulusal medya olarak tanımlanan yapının yaklaşık yüzde 90’ı bu kapsamda değerlendirilmektedir. İktidar medyası kavramlaştırması öylesine doğrudur ki bu medya içinden konuşan gazeteci Cem Küçük bile rahatça kullanmaktadır.

Peki, bunun nesi kötü?

İktidar medyasının yarattığı temel sorun, haber yapım sürecinde kamu yararını değil, iktidara sadakati öncelemesidir. Bu durum, klasik haber değerlerini de tamamen altüst etmiştir. İktidarı zor duruma düşürebilecek herhangi bir gelişmenin bu mecralarda haber olma şansı yoktur. İktidarın her açıklaması canlı yayınlarla kitlelere ulaştırılırken, muhalefet neredeyse tümüyle yok sayılmaktadır. Böyle bir medya düzeninde haber, kamuyu bilgilendiren bir içerik olmaktan çıkıp, siyasal meşruiyet üretme aracına dönüşmektedir.

Gazetecilik, iktidarı elinde bulunduranların söylediklerini papağan gibi tekrarlamak değildir. Tam tersine, iktidarın eylem ve söylemlerini araştırmak, sorgulamak ve toplum adına hesap sormaktır. Medya bunu yapmıyorsa ya da yapamıyorsa, orada demokrasi iyi işlemiyor demektir. Medyanın görevini yerine getirememesi ise en başta topluma zarar verir.

Gazeteciliğin 10 temel ilkesi

Gazeteciliğin temel ilkeleri iktidarlara veya döneme göre değişmez. . Bir yazımda da belirttiğim gibi, gazeteciliğin evrensel düzeyde kabul görmüş ilkeleri söz konusudur:

  • Doğruluk: Gazeteciliğin kuşkusuz en önemli ilkesidir Yapılan haberler doğrulukla ilişkisi bağlamında değer kazanır veya değersizleşir.
  • Dürüstlük: Özü sözü bir olmak, güvenilir olmak, verdiği sözleri tutmak anlamlarına gelir.
  • Editöryal Bağımsızlık: Gazetecinin herhangi bir etki altında kalmadan neyi haber yapacağı, neyi yapmayacağı kararını özgürce verebilmesini anlatır.
  • Nesnellik: En basit anlatımla bir gazetecinin gerçeği olduğu gibi aktarmasıdır. Gazeteci, taraf olduğu konularda haber yaparken bile gerçeği çarpıtamaz, olanı farklı gösteremez.
  • Hakkaniyet: Tartışmalı konuları haber yaparken gazetecinin tüm taraflara hakkaniyetli biçimde yer vermesini, taraflardan birine haksızlık etmemesini anlatır. Partizan gazeteciliğin panzehiri hakkaniyetli gazeteciliktir.
  • İnsanilik: Gazetecilerin haber yaparken insani duygularla hareket etmeleri, özellikle mağdur konumundaki bireylere zarar vermemeleri anlamına gelir.
  • Cesaret: Gazeteciler güç odaklarının karşısında korkmadan durabilmeli, gizlenen gerçekleri gün yüzüne çıkarmak için çaba göstermelidirler.
  • Çözüm Odaklı Gazetecilik: Gazeteci, sadece olayları ve sorunları haber yapan değil, sorunların çözümü için çaba gösterendir. 
  • Teyit: Gazetecinin görevi, doğru gibi görünse bile, aldığı her bilgiyi teyit etmektir. 
  • Hesap Verebilirlik: Gazeteci, yaptığı haberlerin sorumluluğunu alan, haber yanlış çıkmışsa hatasını kabul ederek özür dileyen kişidir.

Bu ilkelere göre hareket eden bir medya, asla bir iktidarın borazanı olamaz. Türkiye'nin ihtiyacı "iktidar medyası" ya da "muhalefet medyası" yaratmak değildir. Türkiye'nin asıl ihtiyacı, iktidardan da muhalefetten de sermayeden de bağımsız durabilen, yalnızca kamu yararını esas alan güçlü ve özgür bir medyadır, bağımsız gazeteciliktir.

Bir ülkede gazeteciler iktidardan korkmaya başladıklarında otosansür başlar ve basın özgürlüğü zayıflar. Bir ülkede gazeteciler iktidarı sorgulamaktan vazgeçtiklerinde ise gazetecilik tamamen biter.

26 Mayıs 2026 Salı

MEDYAYA ETİK SANSÜR GİRİŞİMİ: GAZETECİLİK MESLEK ÖRGÜTLERİ SESSİZ

Süleyman İrvan

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 22 Mayıs 2026 tarihinde sunulan 113 sayılı Torba Yasa’da gazeteciliği doğrudan ilgilendiren bir düzenleme de var. Torba Yasa’nın 8. Maddesi ile 195 Sayılı Basın İlan Kurumu Kanunu’nun 49. Maddesi yeniden düzenleniyor. Bu düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğüne aykırı bulduğu Basın Ahlak Esasları, bu kez ‘Basın Yayın İlkeleri’ adıyla yasalaştırılmak isteniyor.”

Bu madde kapsamında medya kuruluşları, Basın Ahlak Esasları’na aykırılık iddiasıyla resmi ilan yasaklarına çarptırılıyordu. Geçmişte bu cezalar çok tartışılmıştı çünkü Basın İlan Kurumu genellikle Evrensel, Birgün, Cumhuriyet, Sözcü gibi eleştirel gazeteleri cezalandırıyordu. Hatta ben 2021 yılında CİMER üzerinden bilgi edinme başvurusu yaparak, Basın Ahlak Esasları’nı ihlâlden hangi medya kuruluşlarına ne tür yaptırımlar uygulandığını sorduysam da net bir cevap alamamıştım: “Resmi ilan yayınlama hakkını haiz gazetelerin muhtelif denetleme, tetkik ve kontrolleri sonucu 2020 yılı içerisinde mevzuatla yükletilen şartları ihlal etmeleri nedeniyle 231 günlük, Basın Ahlak Esaslarının ihlal edildiğinin tespitine ilişkin olarak 572 gün olmak üzere toplam 803 günlük resmi ilan ve reklam kesme müeyyidesi kararı alınmıştır.”

2022 yılında bu kez de 2021 yılına ilişkin ayrıntılı bilgi talep etmiştim: “Kurumumuz Yönetim Kurulu tarafından 2021 yılı içerisinde mevzuatla yükletilen şartları ihlâl etmeleri nedeniyle 102 dosya kapsamında 418 gün, Basın Ahlak Esaslarının ihlal edildiğinin tespitine ilişkin olarak 47 dosya kapsamında 221 gün olmak üzere toplam 149 dosya kapsamında 639 günlük resmi ilan ve reklam kesme müeyyide kararı verilirken Basın Ahlak Esasları kapsamında 27 dosyayla alakalı olarak herhangi bir müeyyide uygulanmasına gerek olmadığı kararı alınmıştır.”

Anayasa Mahkemesi ihlâl kararı vermişti

Cumhuriyet, Sözcü, Birgün ve Evrensel gazetelerinin ayrı ayrı yaptıkları başvuruları birleştiren Anayasa Mahkemesi, 10 Ağustos 2022 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan kararında, Basın Ahlak Esasları’na dayanarak resmi ilan kesme cezası kararlarının basın ve ifade özgürlüklerini ihlal ettiğine hükmetmiş, düzenlemede yer alan ifadelerin muğlak olduğunu belirtmişti. Kararda yer alan şu ifadeler oldukça önemlidir: “129 Sayılı BİK Genel Kurul kararının ilgili bentlerinde suçlu olarak ilan etme, suça tahrik veya teşvik, şiddet ve terörü özendirme ile terör örgütleri ile mücadeleyi etkisiz kılma, küçükleri ve gençleri olumsuz etkileme, ahlaka aykırılık, eleştiri sınırlarını aşan ifadeler, özel hayatın gizliliğini ihlal, haber içeriğini saptırma ve çelişki yaratma kurallarının ne şekilde belirlendiğine, bu kuralların sınırının ne olduğuna dair herhangi bir açıklama bulunmamaktadır.”

AYM kararının yayımlandığı 10 Ağustos’ta bir açıklama yapan Basın İlan Kurumu Yönetim Kurulu, “Olağanüstü gündemle toplanan ve AYM’nin kararını bu çerçevede değerlendiren Yönetim Kurulumuz, TBMM tarafından 195 sayılı Kanunun 49. maddesinde değişiklik yapılana kadar Basın Ahlak Esasları kapsamında yapılan başvuruları toplantı gündemine almamaya karar vermiştir” demişti. 

Etik ilkeler yasa maddesi haline getiriliyor

Torba Yasa’da yeniden düzenlenen 49. Madde şu şekilde:  

"MADDE 49 - Bu Kanun ile belirlenmiş vasıf, ödev, yükümlülük ve basın yayın ilkeleri ile bu Kanun hükümlerine istinaden Genel Kurul tarafından belirlenen sorumluluklara riayet etmeyen resmî ilan ve reklam yayımlama hakkına sahip veya bekleme süresinde olan gazete, dergi ve internet haber siteleri ile prodüktörler, kamu idare ve teşekkülleri ve 42 nci maddede anılan sair müesseselerin veya bunların iştiraklerinin sorumluları hakkında, diğer mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bu madde kapsamında muamele yapılır.

Gazete, dergi ve internet haber siteleri basın yayın ilkelerine riayet etmekle yükümlüdür. Bu ilkelere aykırılık, ilgililerin şikâyeti üzerine veya Yönetim Kurulunca resen incelenir. Basın yayın ilkeleri şunlardır:

a) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılâplarına aykırı yayım yapılamaz.

b) Şiddet kullanımını meşrulaştıran, şiddeti açıkça teşvik eden veya suç işlemeye yönlendiren içeriklere yer verilemez.

c) Suçu, suçluyu ve suç örgütlerini övücü, suç tekniklerini öğretici, örgütlü suçluluk ile mücadeleyi etkisiz kılacak nitelikte yayım yapılamaz. Suç örgütlerinin korkutucu ve yıldırıcı özelliklerini yansıtıcı nitelikte yayım yapılamaz.

ç) Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin imali, ticareti ve kullanılmasıyla mücadeleyi etkisiz kılacak yayım yapılamaz.

d) Yayımlarda hiç kimse ırkı, dili, dini, mezhebi, milliyeti, rengi, cinsiyeti, siyasal veya diğer düşünceleri, millî veya sosyal kökeni, doğum yeri, ekonomik ve diğer toplumsal konumları sebebiyle kınanamaz ve aşağılanamaz. Vicdan, düşünce ve anlatım özgürlüklerini hukuka aykırı şekilde sınırlayıcı, sarsıcı veya incitici yayım yapılamaz. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik edecek yahut toplumda nefret duyguları oluşturacak nitelikte yayım yapılamaz.

e) Özel hayatın gizliliğine aykırı yayım yapılamaz. Kişi, kurum veya toplumsal gruplara yönelik yayımlarda, kişinin, kurumun veya grubun onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek sözcükler kullanılamaz; hakaret edilemez, sövülemez, iftira ve haksız isnatlarda bulunulamaz.

f) Toplumun milli ve manevi değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı yayım yapılamaz.

g) Çocukların ve gençlerin toplum içinde kişiliklerinin gelişmesini ve korunmasını olumsuz etkileyecek veya onlara yönelik cinsel istismar ile cinsel taciz ve şiddete özendirici yayım yapılamaz. Yayımlarda geleceklerinin olumsuz etkilenmemesi amacıyla kimlik ve yerleşim bilgilerine açık veya dolaylı olarak yer verilemez. Çocukların konu edildikleri yayımlarda, çocukların üstün yararı gözetilir, onların sağlıklı ve güvenli geleceği için her türlü hassasiyet göz önünde bulundurulur. Kamu yararı ile çocuğun yararının çatıştığı hallerde çocuğun üstün yararı esas alınır.

ğ) Haber toplama ve yayımlama süreçlerinde hukuka aykırı yöntemlere başvurulamaz ve haber kaynağının gizliliği korunur.

h) Bir kamu hizmeti olan gazetecilik, kişisel veya ahlaka aykırı amaç ve çıkarlara alet edilemez ve kamu yararına aykırı bir şekilde kullanılamaz.

ı) Haber ve yorumların gerçeği yansıtması esastır. Doğruluğu şüphe uyandırabilen ve araştırılması gazetecilik imkânları içinde bulunan haberler, araştırılıp doğruluğu ve görünürdeki gerçekliği teyit edilmeden yayımlanamaz.

i) Haber başlıklarında, haberin içeriği ve gerçek saptırılamaz, bu surette yanıltıcı olunamaz.

j) İlan veya reklam niteliğindeki içeriklerin, okur nezdinde tereddüte yer bırakmayacak şekilde ilan veya reklam olduğu belirtilir.

k) Hiç kimse, suçlu olduğu kesin yargı kararıyla sabit olmadıkça suçlu olarak ilan edilemez; cezai soruşturma aşamasında veya devam eden davaların konusu olan olaylarla ilgili haber veya yorumlarda masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı ihlal edilemez; soruşturma ve yargılamanın doğal ve yasal akışını, özellikle hakimlerin kararım etkileyecek beyan ve yorumlarda bulunulamaz, soruşturmanın gizliliği ihlal edilemez.

l) Kişilerin şeref ve haysiyetini ihlal edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması halinde, bundan zarar gören kişinin düzeltme ve cevap yazısı 9/6/2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 14’üncü maddesinde belirtilen usul ve esaslara göre yayımlanmak zorundadır.

m) Bir içerik hakkında 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanuna göre içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine yönelik kesinleşmiş hakim veya mahkeme kararı bulunması halinde, ilgili içerik yayımdan kaldırılır.

Kurum Yönetim Kurulunca, gazete, dergi ve internet haber sitelerine bu Kanunda öngörülen vasıfları taşımamaları veya ödevleri yerine getirmemeleri ya da basın yayın ilkelerine aykırı davranmaları halinde ihlalin niteliği, ağırlığı ve süresi gözetilerek bir günden on güne kadar resmî ilan ve/veya reklam kesme müeyyidesi uygulanmasına karar verilir. Ayrıca ilgili gazete, dergi ve internet haber sitesi bu Kanunla temin edilen diğer menfaatlerden de aynı sürelerle faydalandırılmaz.

Basın yayın ilkelerine dair incelenen yayınlar hakkında ayrıca yargı mercilerine başvurulmuş olması, Yönetim Kurulunun incelemesini ve karar vermesini etkilemez.

Bu maddeye göre gazete, dergi ve internet haber sitelerine dair verilecek müeyyide kararı; resmî ilan ve reklam yayımlama hakkı bulunanlar için resmî ilan verilmemesi; yalnız reklam yayımlama hakkı bulunanlar için listeden çıkarılması suretiyle kararın kesinleşmesini müteakip Kurum Genel Müdürlüğünce uygulanır. Bekleme süresindeki 1er için müeyyide kararı verilmesi halinde bu karar resmî ilan ve reklam yayımlama hakkının kazanılmasından sonra uygulanır.

Müeyyide kararının ilgili gazete, dergi ve internet haber sitesine tebliğinden itibaren bir yıl içinde aynı nitelikte ihlalin ilk tekrarı halinde ihlalin niteliği, ağırlığı ve tekrarı gözetilerek beş günden on beş güne kadar, ikinci tekrarı halinde on günden yirmi güne kadar, üçüncü ve daha fazla tekrarı halinde on beş günden yirmi beş güne kadar ilan ve reklam kesme müeyyidesi uygulanmasına karar verilir.

İhlal süresinin bir ayı aşması halinde yukarıdaki fıkralara göre tespit edilecek müeyyide gün sayısı bir kat artırılır. Birden fazla konuda ihlal varsa her biri için belirlenen günler toplanır. Bir defada toplam uygulanabilecek müeyyide altmış günü aşamaz.

Basın yayın ilkelerinin internet haber sitesince ihlal edildiğine dair kesinleşmiş yargı kararının yapılan başvuruyla birlikte Yönetim Kuruluna sunulması halinde, şikâyete konu haberin okur sayısı, Yönetim Kurulunca alınacak karar ile Kanunun 35/A maddesinin birinci fıkrasındaki okur sayısı yükümlülüğüne dâhil edilmez.”

Bu yasa teklifi iki açıdan sorunlu

Birincisi, etik ilkeleri hukuk maddeleri haline getirmeye çalışıyor. Oysa etik ilkeler daha iyi gazeteciliği teşvik ederken, hukukun amacı cezalandırıcı maddelerle caydırıcı olmaktır. Etik ilkeler özdenetim mekanizmalarını özendirirken, yasalar mahkemeleri göreve çağırır. İkincisi, bu yeni yazılan basın yayın ilkeleri, yoruma açık ve belirsizlik içeren maddelerle dolu. Örneğin; “Şiddet kullanımını meşrulaştıran”, “Suç işlemeye yönlendiren”, “Suç tekniklerini öğretici”, “Uyuşturucuyla mücadeleyi etkisiz kılan”, “Toplumun milli ve manevi değerlerine aykırı olan”, “Genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olan”, “Cinsel taciz ve şiddete özendiren”, “Doğruluğu şüphe uyandıran”, “Kişilerin şeref ve haysiyetini ihlal eden”, “Kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayın yapan” vb.

Geçmişte Basın İlan Kurumu’nun verdiği ilan kesme cezalarına bakılırsa, bu muğlak ifadelerin yine aynı şekilde sonuçlara yol açacağını ve eleştirel medyayı cezalandırma aracına dönüşeceğini öngörmemek mümkün değil.

İslamcı-muhafazakâr medya da olmasa!  

Ben açıkçası bu yasa girişiminden, muhafazakâr-İslamcı camiadan gelen tepkiler sonucu haberdar oldum. Örneğin Akit gazetesinin 25 Mayıs 2026 tarihli birinci sayfası “Bu yasa basına pranga vurur” başlığını taşıyordu. Haberin spotunda ise, “TBMM’ye sevk edilen kanun teklifiyle “Atatürk ilke ve inkılapları aleyhine yayın” yaptığı değerlendirilen medya kuruluşlarına ilan ve reklam kesme cezası uygulanmasının önünün açılmak istenmesi tepki çekti” deniliyordu.

Açıkçası muhafazakâr-İslamcı medya ve yazarlar tepkilerini bir bütün olarak getirilmek istenen basın yayın ilkelerine değil, sadece bu maddeye yöneltmişlerdi. Eleştiriler o kadar artınca iktidar partisi sözcüsü Ömer Çelik bir açıklama yapmak zorunda kaldı:

“Torba kanunla ilgili bir taslak yansıdı kamuoyuna. Bu taslakta ifade hürriyetine aykırı, ifade hürriyeti ile ilgili sorun çıkarabilecek unsurlar olduğu çeşitli vatandaşlarımız tarafından bize gerek sosyal medya üzerinden gerek başka kanallarla iletildi. Aydınlarımız bunları bize ilettiler. Aynı şekilde vatandaşlarımız kanaatlerini paylaştılar. Biz ifade hürriyeti konusunda bu arada son derece hassasız. Bu, adı üstünde taslak. Taslaklar yapılırken bunlar zaten önceki kanunlara ya da ilişkili kanunlara atıfla yapılan şeyler oluyor, düzenlemeler oluyor. Daha sonrasında siyasi irade buna son şeklini veriyor. Dolayısıyla şunu söylemek isterim. Zaten bir değerlendirme süreci devam ediyordu…Vatandaşlarımızın, düşünürlerimizin, kanaat önderlerimizin hepsinin sesini duyduk. Görüşlerinin farkındayız. Dolayısıyla adı üstünde dediğim gibi taslak kesinleşmiş bir şey değil. Bununla ilgili siyasi değerlendirme süreci devam ediyor. Kuşkusuz bize iletilen ifade hürriyeti ile ilgili bu konuları hassasiyetle ele alacağız, değerlendireceğiz. Orada yanlış görülen hususları tabii ki düzelteceğiz. Dediğim gibi değerlendirme süreci devam ediyor. Ama hepsinin sesini duyduğumuzu, değerlendirmelerini aldığımızı ifade etmek isterim.”

Bu konuşmayı X hesabından paylaşan Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan, “Kaygılarımızı dikkate alarak yasa tasarısında gerekli düzeltmelerin yapılacağını ifade eden değerli @omerrcelik bey kardeşime teşekkür ediyorum. Böylelikle Ak Parti’nin kendi altını oyacak ve ülkemizin istiklal ve istikbal mücadelesini akamete uğratacak girişimlere fırsat verilmeyeceği en yetkili ağızlardan ifade edilmiş oldu” diye yazdı.

Yeni Asya’nın 26 Mayıs 2026 tarihli birinci sayfasında, “163. Madde geri mi geliyor?” başlığıyla yayımlanan manşette, “İktidarın torba kanunla yapmak istediği düzenlemede yer alan “Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz” hükmü kamuoyunda sert tepkilere sebep oldu” deniliyordu.

 Genel yayın yönetmenliğini Yıldıray Oğur’un yaptığı serbestiyet.com isimli haber sitesinde de, “Torba kanunda internet siteleri düzenlemesi: ‘Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın’a ilan yasağı geliyor” başlığıyla son derece eksik bir haber yayımlandı. Tepki haberleri yayımlayan diğer haber sitelerini de sıralayalım: Furkan Haber, Risale Haber, Doğru Haber, İlke Haber Ajansı.

Eleştirel medya sessiz

Yasalaştırılmaya çalışılan “basın yayın ilkeleri” esasında en fazla eleştirel-bağımsız medyayı ilgilendiriyor çünkü bu yasa uygulanacaksa öncelikle onlara karşı uygulanacak. Bunu da geçmişteki uygulamalardan biliyoruz. AYM kararının temelinde Cumhuriyet, Sözcü, Birgün ve Evrensel gazeteleri yok muydu? O halde bu medya kuruluşlarının uyanık olmalarında büyük yarar var. Peki tehlikenin farkındalar mı?

Cumhuriyet gazetesi, 22 Mayıs’ta Merve Kılıç imzalı bir haberle yasa teklifini duyuran bir haber yayımladı. Haberde, yasalaştırılmak istenen basın yayın ilkeleri hakkında pek fazla bilgi olmasa da, yine de bu girişimi “ekonomik sansür sopası” olarak tanımlıyor.  

Birgün, 22 Mayıs’ta ANKA’dan aldığı haberi yayımladı. Haberde yeni düzenleme girişimine kısaca değiniliyor: “Basın Ahlak Esasları” ibaresi “Basın Yayın İlkeleri” olarak değiştirilecek. İhlal halinde uygulanacak resmi ilan ve reklam kesme müeyyideleri için 1 günden 10 güne kadar alt ve üst sınırlar getirilerek tekerrür durumundaki kademeli artış oranları netleştirilecek.”                   

Bu girişime ilişkin olarak basın meslek örgütlerinden henüz bir değerlendirme yapıldığını görmedim. Belki Torba Yasa Meclis’te görüşülmeye başlandığında seslerini yükselteceklerdir diye düşünüyorum.

Benim bu konudaki görüşüm, bu girişimden tümüyle vazgeçilmesi şeklindedir. Eleştirel gazeteciliği cezalandırmaya yarayacak bir girişime olumlu bakabilmem mümkün değil. Umarım eleştirel medya da en az muhafazakâr-İslamcı medya kadar kendisini ilgilendiren konularda uyanık olur. Üstelik yasa girişiminden vazgeçilmesi, muhafazakâr-İslamcı medya kadar eleştirel-bağımsız medyayı da sevindirmeli.

2 Mayıs 2026 Cumartesi

3 MAYIS: DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜNÜ

Süleyman İrvan

3 Mayıs tarihi, 1994 yılından beri dünyada Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanıyor. 3 Mayıs tarihinin Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanması kararı, 1993 yılının Aralık ayında yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısında alındı.

Peki neden bu tarih seçildi? Çünkü UNESCO 1991 yılında Namibya'nın başkenti Windhoek'te Afrika’da basın özgürlüğü sorunlarıyla ilgili bir toplantı düzenlemişti ve toplantının son günü olan 3 Mayıs'ta 17 maddelik bir bildirge yayımlamıştı. Bu bildirge Windhoek Bildirgesi olarak anılıyor. Bildirgede, özellikle hükümetlerin basın özgürlüğünü sağlama konusunda yapmaları gerekenler vurgulanıyordu. Örneğin, “İfade ve basın özgürlüğü bir ülkede demokrasinin geliştirilmesi ve sürdürülmesi için bir zorunluluktur” deniliyordu. 1991 yılında yayımlanan bu bildirgenin tarihine atfen 3 Mayıs, Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kabul edildi.

Dört ana amaç

3 Mayıs’ın Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanmasında Birleşmiş Milletler dört ana amaç belirlemiş bulunuyor. Birincisi, basın özgürlüğünün özellikle demokrasiler açısından önemini vurgulamak, basın özgürlüğünün güçlendirilmesi için çaba harcamak, aynı zamanda sorumlu ve etik gazeteciliği teşvik etmek. İkincisi, dünyada basın özgürlüğünün mevcut durumunu gözler önüne sermek. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü tarafından her yıl Mayıs ayı başında yayımlanan Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi bu amacı karşılayan bir çalışma niteliğinde. Üçüncü amacı, medyanın bağımsızlığına yönelik saldırılara karşı koruyucu önlemler almak. Sansür ve baskı girişimlerine karşı mücadele etmek. Dördüncüsü de görevlerini yaparken öldürülmüş gazetecileri anmak.

RSF Endeksi’nde Türkiye’nin yeri

Dünyada basın özgürlüğü konusunda en önemli referans kaynaklarının başında, her yıl Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) tarafından 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü kapsamında açıklanan Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi isimli çalışma geliyor. RSF bu endeksi 2002 yılından beri düzenli olarak açıklıyor. Dolayısıyla bu endekse bakarak Türkiye’de basın özgürlüğünün nasıl bir seyir izlediğini de takip etmek mümkün.

Endeks, 124 sorudan oluşan kapsamlı bir anketle hazırlanıyor

Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi 5 kriter üzerinden yapılan değerlendirmeyle oluşturuluyor. Ankette, siyasal çerçeveye ilişkin 35, yasal çerçeveye ilişkin 26, ekonomik çerçeveye ilişkin 26, sosyokültürel çerçeveye ilişkin 22, güvenliğe ilişkin 15 olmak üzere toplam 124 soru buluyor.

Bu anket, her ülkeden RSF tarafından belirlenmiş gazeteci, akademisyen, araştırmacı ve insan hakları savunucuları tarafından dolduruluyor.







                                         Türkiye son 4 yıldır en kötü kategoride

Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde ülkeler aldıkları puanlara göre 5 kategoriye ayrılıyor. Buna göre; 85-100 arası puan alanlar iyi (yeşil), 70-85 arası puan alanlar tatmin edici (sarı), 55-70 puan arası alanlar sorunlu (açık turuncu), 40-55 puan arası alanlar zor (koyu turuncu), 0-40 arası puan alanlar da çok ciddi (koyu kırmızı) kategoride yer alıyor.

Türkiye 2022 yılına kadar endekste dördüncü kategoride yer alıyordu. 2023 yılında en dipteki kategoriye geriledi ve peş peşe 4 yıldır da bu kategoride yer alıyor. Basın özgürlüğünde herhangi bir iyileşme olmadığı takdirde de bu kategoriden çıkma ihtimali bulunmuyor.

Türkiye son olarak 2026 yılında 163. sırada gösterildi. RSF sayfasında Türkiye ile ilgili olarak şu ifadelere yer verildi: “Türkiye'de otoriterleşme giderek güçleniyor ve medya çoğulculuğu tartışmalı hale geliyor. Eleştirenleri yıpratmak için her türlü yol kullanılıyor.”

RSF tarafından hazırlanan Basın Özgürlüğü Endeksi 2002 yılından beri yayımlanıyor ve bu da aslında 2002’de iktidara gelen AK Parti yönetiminin basın özgürlüğü karnesi gibi. İktidar mensupları ile iktidara destek veren kalemler elbette bu endekste verilen sıralamaya itiraz edeceklerdir. Nitekim ediyorlar da. Örneğin 2024 yılında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, RSF endeksini “ideolojik” olarak nitelemişti.













2002 yılında Türkiye 100. sırada gösterilmişti. O yıldan bugüne geçen 24 yılda Türkiye tam 63 sıra geriledi. Başlangıçta özgürlükçü bir tutum takınan, Avrupa Birliği’ne girmeyi hedef olarak belirleyen ve bu uğurda pek çok yasal düzenleme yapan, hatta 2004 yılında oldukça özgürlükçü bir Basın Yasası bile çıkaran AK Parti yönetimi 2009’dan itibaren medyaya karşı giderek sertleşen bir politika izlemeye başladı. En son da 2022 yılında “dezenformasyon mücadele” gerekçesiyle Türk Ceza Kanunu’na TCK 217/A maddesini ekledi. Her ne kadar, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasının gazeteciler için getirilmediği şeklinde sık sık propaganda yapılsa da bu maddeden bugüne kadar benim tespitlerime göre en az 94 gazeteciye 100’den fazla soruşturma açıldı.

Sadece bu da değil, gazeteciler sık sık Cumhurbaşkanına hakaretle, terör örgütü propagandası yapmakla, devlet sırlarını ifşa etmekle, soruşturmanın gizliliğini ihlal etmekle, halkı kin ve düşmanlığa tahrikle, devlet ve yargı kurumlarını küçük düşürmekle suçlanıyor.

Gerçekleri dile getirmeliyiz

Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen amaçlara uygun olarak, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde gerçekleri dile getirmek, bir gazetecilik akademisyeni olarak benim görevimdir. Sektöre gazeteci yetiştiren bir akademisyen olarak, medyanın özgür olmasını ve kamu yararı doğrultusunda bu özgürlüğünü kullanabilmesini istiyorum. Ülkemin basın özgürlüğü karnesinden hiç memnun değilim. Gazetecilerin gazetecilik faaliyetlerinden dolayı soruşturma geçirmelerinden de hiç memnun değilim.

Gelecek 3 Mayıs’larda daha pozitif yazılar yazabilmek umuduyla tüm gazetecilerin 3 Mayıs Basın Özgürlüğü Günü’nü kutlarım.

1 Mart 2026 Pazar

SOSYAL MEDYADA ANONİM HESAPLARIN YASAKLANMASI: GÜVENLİK Mİ ÖZGÜRLÜK MÜ?

 Süleyman İrvan

Türkiye’de sosyal medya alanına yönelik yeni bir yasal düzenleme hazırlığı kamuoyunda yeni bir tartışmayı başlatacak görünüyor. Düzenleme ile anonim hesapların yasaklanacağı ve kullanıcıların kimlik doğrulamasına tabi tutulacağı yönündeki açıklamalar, düzenlemenin ifade özgürlüğü, dijital mahremiyet ve kamusal tartışma kültürü üzerindeki olası olumsuz etkilerini de değerlendirmemizi gerektiriyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı iken 11 Şubat 2026 tarihinde Adalet Bakanlığı’na atanan Akın Gürlek, 14 Şubat’ta A Haber’e verdiği ilk röportajda sosyal medya düzenlemesine ilişkin bir yasa çalışmasının sürdüğünü belirtmiş; sosyal medyada yorum ya da paylaşım yapan kişilerin kimliklerinin doğrulanması gerektiğini ifade etmişti: “Sosyal medya ile ilgili bildiğim kadarıyla bir yasa çalışması var. Sosyal medyada bir şahıs yorum yapacaksa, bir yazı yayımlayacaksa kesinlikle kimliği belli olacak. Kimliği doğrulanmadan, sahte hesapla veya yurtdışından bir fake hesapla bunu yapmayacak. Biliyoruz, itibar suikastları oluyor, herkes itibar suikastına uğruyor. Yargılamayı etkilemeye çalışıyorlar. Bunlar yanlış. Eğer sosyal medyada şahıs bir açıklama yapıyorsa, bir hedef gösteriyorsa o kişinin kimliği belli olduğu için artık onun da cezai sorumluluğu başlayacak. Bu konuda sosyal medyayla ilgili yasa çalışmasına önem veriyorum.” (1.12.00 dakika sonrası)

20 Şubat’ta Hürriyet’ten Hande Fırat’a konuşan ve 26 Şubat’ta da NTV yayınına katılan Adalet Bakanı Akın Gürlek, anonim ve sahte hesapların belirli bir geçiş süreci sonunda kapatılacağını, düzenlemenin 12. Yargı Paketi kapsamında ele alındığını dile getirdi.

Reform mu sansür girişimi mi?

Anonim sosyal medya hesaplarıyla ilgili düzenlemeyi savunan görüşler, dijital kamusal alanın daha güvenli ve hesap verebilir hale getirilmesi gerektiğini vurguluyorlar.

Hürriyet gazetesinde Fulya Soybaş, 27 Şubat 2026 tarihli ve “Sosyal medya düzenlemesi yolda... Anonim hesaplar kapanacak mı” başlıklı yazısında bu düzenlemeyi gündemine aldı ve avukat Mustafa Zafer ile SODİMER Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan’ın görüşlerini aktardı. Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim Araştırma Derneği (SODİMER) Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan, çalışmaları süren düzenlemeyi, dijital kamusal alanın daha güvenli ve hesap verebilir bir zemine taşınması açısından “reform niteliğinde” olduğunu savundu. Eraslan, “Dijital mecralarda anonim hesaplar üzerinden işlenen hakaret, tehdit ve istismar suçlarının takibi kolaylaşacak. ‘Anonimlik’ zırhına saklanarak yürütülen organize, dezenformasyon faaliyetleri caydırılacak. Siber zorbalıkla mücadelede etkinlik artacak. Dijital vatandaşlık bilinci ve kişisel sorumluluk kültürü güçlenecektir” dedi.

Yasaklama sonrasında bu iddia edilen sonuçlar alınacak mı bilemem ancak anonim hesapların yasaklanması gibi sosyal medya düzenlemelerini ifade özgürlüğü açısından da değerlendirmek zorundayız.

Gerçekten de anonimlik, hukuka aykırı içerik üretimini kolaylaştıran bir zemin oluşturabilmektedir. Kimliğin gizli olması, bazı kullanıcılar açısından cezai yaptırım riskini düşürmekte ve bu durum saldırgan davranışları teşvik edebilmektedir. Bu nedenle düzenlemenin güvenlik perspektifi tamamen temelsiz değildir.

Ancak meseleyi yalnızca güvenlik boyutuyla ele almak doğru değildir.

Birleşmiş Milletler kararı yok sayılıyor

Anonim hesaplar meselesini yalnızca ulusal hukuk bağlamında değil, uluslararası insan hakları hukuku çerçevesinde de değerlendirmek gerekir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 19 Aralık 2023 tarihli “Dijital teknolojiler bağlamında insan haklarının teşviki ve korunması” başlıklı kararında anonimlik ve güçlü şifreleme araçları, dijital çağda insan haklarının kullanımı açısından önemli araçlar olarak tanımlanmıştır.

Kararın ilgili bölümleri şöyledir:

“Dijital çağda, güçlü şifreleme, takma ad kullanımı ve anonimlik gibi önlemler de dahil olmak üzere, dijital iletişim ve işlemlerin güvenliğini ve gizliliğini sağlamak için teknik çözümlerin, insan haklarının, özellikle de mahremiyet hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü ile barışçıl toplanma ve dernek kurma özgürlüğü haklarının kullanılması için önemli olduğunu vurgulayarak ve üye devletlerin bu tür önlemleri teşvik etmeleri ve internet korsanlığı gibi yasadışı veya keyfi gözetim tekniklerini kullanmaktan kaçınmaları gerektiğini kabul ederek,

……

15) Üye Devletleri, şifreleme ve anonimlik araçları gibi teknolojilerin kullanımına müdahale etmekten ve internet korsanlığı (hackleme) dahil olmak üzere yasadışı veya keyfi gözetim teknikleri kullanmaktan kaçınmaya çağırır.”

Anonim hesapların tümüyle yasaklanması yönündeki bir düzenleme, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları standartlarıyla ne ölçüde uyumlu olacaktır? Bu soru, düzenlemenin yaratacağı sorunların ciddi biçimde tartışılmasını gerektirmektedir.

Anonimlik: Ne kadar yaygın ne kadar sorunlu?

Anonim hesapların en görünür olduğu platformlardan biri X’tir. 2025 yılında Türkiye’de yaklaşık 18,5 milyon kullanıcısı olduğu ifade edilen platformda anonim hesapların sayısına ilişkin net bir veri bulunmamaktadır. Ancak geçmiş yıllarda platforma yönelik erişim engellemeleri ve içerik kaldırma talepleri göz önüne alındığında, anonim hesap kullanımın Türkiye’de küresel ortalamanın üzerinde olduğu tahmin edilebilir. Örneğin sadece 2024 yılında 17 bin X hesabının erişime engellendiği ifade edilmişti.

2023 yılında dönemin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, X platformundaki hesapların yaklaşık yüzde 26’sının bot hesap olduğunu açıklamıştı. Bot hesaplar ile anonim gerçek kullanıcı hesapları aynı kategoriye girmez; ancak kamuoyundaki tartışmalarda çoğu zaman bu iki kavram birbiriyle karıştırılmaktadır.

Yasağın olumlu ve olumsuz yönleri

Anonim hesapların yasaklanmasının muhtemel sonuçlarını olumlu ve olumsuz olmak üzere iki başlık altında değerlendirmek mümkündür.

Anonim hesapların yasaklanmasının hakaret, tehdit, nefret söylemi içeren paylaşımları azaltacağını öngörebiliriz. Kişiler gerçek isimleriyle paylaşım yapacaklarından, açıkça suç oluşturan paylaşımlardan uzak durmaya çalışacaklardır.  Çünkü bu tür paylaşımları yapanların tespiti kolaylaşacaktır. Herhalde beklenen fayda budur.

Ancak daha kritik olan husus, yasağın ifade özgürlüğü üzerindeki caydırıcı etkisi olacaktır. Anonim kalma isteği, özellikle Türkiye gibi demokratik gerileme yaşayan ya da siyasal kutuplaşmanın yoğun olduğu toplumlarda, bireyler için bir “koruyucu zırh” işlevi görebilmektedir. Anonim hesaplar yasaklandığı takdirde muhalif görüşlere sahip bireyler, yaptırım korkusuyla susmayı tercih edebilirler. Kamu yararı taşıyan yolsuzluk, taciz, hukuka aykırı uygulamalar gibi konularda ifşa ve ihbar mekanizmaları zayıflayabilir. Ve elbette otosansür yaygınlaşabilir.

“Caydırıcı etki” kavramı, doğrudan yasak olmasa bile bireylerin potansiyel yaptırım korkusuyla kendilerini sansürlemelerini ifade eder. Anonim hesapların tamamen yasaklanması, bu etkiyi güçlendirme riski taşımaktadır.


HABER AJANSLARI

  Süleyman İrvan İlk örnekleri 19. yüzyılda görülen ve yirminci yüzyılda birçok ülke tarafından benimsenen haber ajansları, modern gazetecil...