12 Şubat 2025 Çarşamba

GAZETECİLİK ETİĞİ: SES KAYDI İÇİN İZİN ALMAK GEREKLİ Mİ?

 Süleyman İrvan

Etik tartışmasını başlatan olay, Halk TV muhabiri Barış Pehlivan’ın, bilirkişi Satılmış Büyükcanayakın ile yaptığı  telefon konuşmasının haber kaynağından izin alınmadan kaydedilmesi ve ardından bu ses kaydının Halk TV ekranlarında yayımlanması oldu.  

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu 27 Ocak’ta yaptığı basın toplantısında, yargının siyasallaşmasına yönelik eleştirilerde bulunmuş, bilirkişi Satılmış Canayakın’ı da örnek göstererek, kendisine ve CHP'li belediyelere yönelik soruşturmalarda hep bu bilirkişinin görevlendirildiğini ifade etmişti. Böylesi bir suçlama karşısında bir gazetecinin suçlanan kişiyle konuşmak istemesinden daha doğal bir şey olamaz. Esasında gazetecilik etiği de bunu gerektirir. Gazeteci Barış Pehlihan da bunu yapmış, suçlanan kişiyi aramış. Hatta aynı gün (27 Ocak 2025), Yeni Şafak muhabiri Erdal Kılınç da bilirkişiye ulaşmış ve cevap hakkını kullandırmış.  

Gazeteci neden kayıt alır?

Bir gazeteci haber kaynağıyla yüz yüze, telefonda ya da çevrim içi ortamlarda yaptığı konuşmaları iki nedenle kaydetme gereği duyar. Birincisi, kaynağın söylediklerini doğru aktarmak için kaydeder. Gazetecinin birinci yükümlülüğü doğruluktur; bir konuşmayı veya sorulara verilen cevapları aslına uygun biçimde aktarmak, bu yükümlülüğün bir parçasıdır. Hatta, “gazetecilik doğruyu söyleme mesleği” olarak bilinir. İkinci neden, kaynağın söylediklerini inkâr etme durumunda kendisini korumak için kanıt olarak kaydı kullanma ihtiyacıdır. Eğer elinde ses kaydı varsa ve söylenenleri doğru aktarmışsa, kaynak yalanlasa bile bunu kanıtlayabilecek durumda olur gazeteci. Kıbrıslı Türk gazeteci Ali Baturay, gazetecilerin neden ses kaydı almak durumunda kaldıklarını çok güzel anlatıyor bir yazısında.

Posta gazetesinden Alev Gürsoy Cimin sanatçı Coşkun Sabah ile bir röportaj yapıyor. Bu röportaj gazetede yayımlandıktan sonra Coşkun Sabah’ın bazı sözleri tartışma konusu oluyor. Ancak röportajın ses kaydı olduğu için gazeteci yazdıklarının doğru olduğunu kanıtlayabiliyor.

Bu konuda onlarca örnek bulmak mümkün. Ses kayıt cihazları gazeteciler için adeta bir koruma kalkanı işlevi görebiliyor. Çünkü insanlar gazetecilerle konuştuktan sonra yayımlanan habere ya da röportaja ilişkin kamuoyundan ve muhataplarından tepki gelirse özeleştiri yapmak ya da özür dilemek yerine gazeteciyi suçlama yoluna gidebiliyorlar. Yavuz Bingöl de öyle yapmış. Ahmet Hakan’ın yaptığı röportaja tepki gelince gazeteciyi suçlamış, “Ahmet Hakan sözlerimi olduğu gibi yayınlayıp beni sizlere doğru taşısaydı, bir daha asla bu sütunlarda olmayacaktım!” demiş meselâ. Bu açıklamaya Ahmet Hakan da ses kaydını yayımlayarak cevap vermiş.

Zımni rıza nedir?

Zımni rıza, açıkça belirtilmeden verilen onay anlamına geliyor. Örneğin bir konferansa katılıyorsanız bu konferansın haber yapılacağını, konferansta fotoğraflar çekileceğini kabul ediyorsunuz demektir. Herkese açık bir konferansa katılan konuşmacı ve dinleyicilerden haber yapmak için izin almaya gerek yoktur. Aynı şekilde, bir televizyon gazetecisi haber için röportaj yaparken bu görüşmeyi kamera ile kaydetmek zorundadır. Röportaja evet diyen kişi kamera kaydına da evet demiş sayılır. “Kamera ile çekim yapacağız” denmesine gerek yoktur. Telefonla arayan kişi kendisini gazeteci olarak tanıtmışsa ve haber amaçlı sorular soracağını söylemişse, bu konuşmanın kaydedileceğini varsaymak gerekir. Hatta zaman zaman görüş almak için beni arayan muhabiri, “Kayıt alıyorsun değil mi” diye uyarırım. Bunun nedeni, sözlerimin doğru aktarılmasını sağlama almak istememdir. 

Etik ilkeler ne diyor?

Meslek örgütleri ve medya kuruluşları tarafından kabul edilen gazetecilik etik ilkeleri içinde izinsiz ses kaydı alma konusunda bir netlik yoktur. BBC gibi bazı medya kuruluşları kayıt için izin istemeyi zorunlu görmektedirler.

New York Times etik ilkesi şu şekildedir: “Gazete muhabirleri, görüşmenin tüm taraflarının rızası olmadan görüşmeleri kaydedemez. Yasanın sadece bir tarafın bilgisi dahilinde kayda izin verdiği durumlarda bile, bu aldatıcı bir uygulamadır. Editörler, gizlice yapılan kayıtların yasal olduğu yerlerde bu yasağa nadir istisnalar getirebilir.” 

Akademisyen Kenna Griffin’in bu konuda yaptığı değerlendirme benim bakış açımla uyuşuyor: “Gazeteciler röportaj için kaynaklara yaklaştıklarında kendilerini tanıtmak üzere eğitilirler. Öğrenci gazetecilere, bir kaynakla röportaj yapmaya çalışırken kendilerini tam adlarıyla tanıtmalarını öğretiyorum. Kendinizi muhabir olarak tanıtmak, kaynağın sizinle konuşmayı kabul edip etmeyeceğine karar vermesini sağlar. Kendinizi tanıtarak, kaynağa, söylediği her şeyin yayımlanma potansiyeline sahip olduğunu belirtmiş olursunuz.” Gayet açık ve anlaşılır değil mi?

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun (IFJ) hazırladığı Gazeteciler İçin Küresel Etik Sözleşmesi’nde yer alan ilke şu şekilde: “Gazeteci, bilgi, görüntü, belge ve veri elde etmek için yalnızca adil yöntemler kullanacak ve gazeteci olduğunu her zaman bildirecektir. Kamu yararına olan bilgileri adil yöntemlerle toplamanın imkânsız olduğu durumlar dışında gizli görüntü ve ses kayıtlarını kullanmaktan kaçınacaktır.”

TGC tarafından Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ndeki ilke de şu şekilde: “Sahibinin izni dışında belge, fotoğraf, ses veya görüntü, ancak doğrudan kamu yararı bulunması ve başka hiçbir şekilde elde edilmeyeceğine kesin kanaat getirilmesi halinde alınabilir.”

Kuruluş aşamasında başkanlığını yaptığım KKTC Medya Etik Kurulu’nun etik ilkesini de vereyim: “Üstün kamu yararı olmadıkça, gizli kamera, izinsiz ses kaydı, kimlik gizleme ve benzeri yöntemlerle haber araştırmaktan kaçınılmalıdır.”

Görüleceği gibi, etik ilkelerde kastedilen gazetecinin bir görüntü ya da konuşmayı gizlice kaydetmesidir. Ki bu bile araştırmacı gazetecilikte zaman zaman başvurulan bir uygulamadır. Örneğin, yolsuzluk gibi, rüşvet gibi kamu yararı içeren konularda kaynaklar konuştukları kişinin gazeteci olduğunu bilirlerse açıkça konuşmaktan çekineceklerdir. Bu tür durumlarda, ses kaydı yapıldığının bilinmesi, kaynağın konuşmaktan vazgeçmesine neden olabilir. Dolayısıyla, gazetecinin gizlice kayıt yapabilmesi, kamu yararına olan bilgilerin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.

Yasalara göre izinsiz ses kaydı suç mudur?

Anayasa’nın 28. maddesi basın özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. maddesi de ifade ve basın özgürlüğünü koruma altına almaktadır. AİHS’ye göre, gazetecilerin kamu yararına olan bilgileri toplarken ses kaydı almaları, basın özgürlüğünün doğal bir uzantısı olarak değerlendirilmelidir.

5187 sayılı Basın Kanunu’nda ses kaydıyla ilgili doğrudan bir hüküm yoktur ancak 3. maddede basın özgürlüğünün nasıl sınırlanabileceği belirtilmiştir: “Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.”

Gelelim, Halk TV olayında başvurulan Türk Ceza Kanunu maddesine. TCK madde 133 şöyle diyor: “(1) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır… (3) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dörtbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.”

Benim bu maddeden anladığım şudur. Birinci fıkraya göre, gazeteci olsun ya da olmasın taraflardan biri izin almadan ses kaydı yapıyorsa bu suç değildir. Çünkü “taraflardan herhangi birinin rızası” kayıt almak için yeterli görülmektedir. Yasa maddesi iki tarafın da rızasını gerekli görmemektedir. Nitekim ABD’nin birçok eyaletinde telefon konuşmalarının kaydı için tek taraflı rıza yeterli görülmektedir. Üçüncü fıkraya göre ise, tek taraflı rıza ile konuşma kaydedilse bile bu konuşmayı iki tarafın da onayı alınmadan ifşa etmek suçtur. İfşa edilen bu konuşmayı yayımlamak da suçtur. Yasa, kamu yararı içeren konularda yapılan gazetecilik faaliyetleri için bir istisna getirmemiştir. Oysa AİHM tarafından bu konuda gazeteciler lehine verilen bir karar söz konusudur.

AİHM’in Radyo Twist kararı

Slovakya’da yayın yapan Radyo Twist, 1996 yılında Slovakya Başbakan Yardımcı ve Maliye Bakanı olan kişi ile Adalet Bakanı Yardımcısı’nın telefon konuşmasını yayımladı. Telefon konuşması yasadışı biçimde dinlenmiş ve radyoya ulaştırılmıştı. Ses kayıtlarını yayımlamadan önce programcı bir anons yaptı ve mahkeme kararı olmadan yapılan yasadışı dinlemeleri onaylamadıklarını, ancak ellerinde bulunan ses kaydını “kamu yararı” söz konusu olduğu için yayımlamaktan kaçınamayacaklarını ve toplumu bilgilendirme görevlerini yerine getireceklerini ifade etti. Slovak mahkemesi radyoyu suçlu buldu ve konu AİHM’e taşındı.

AİHM, 2006 yılında verdiği kararla Radyo Twist’i haklı buldu ve kararında şu noktalar üzerinde durdu: “1.İfade özgürlüğü, demokratik toplumun en önemli temellerinden birisini oluşturur. Bu özgürlük sadece olumlu bilgi ve fikirler için değil; kızdıran, şok edici ve rahatsızlık veren bilgi ve fikirler için de geçerlidir; 2. Basının her ne kadar kişilerin şöhretine ve haklarına zarar veren yayın yapmaktan kaçınması gerekse de, asli işlevi kamu yararına giren her konuda bilgi ve fikirleri aktarmaktır; 3. Kamusal figürler olan siyasetçiler için kabul edilebilir eleştiri sınırları sıradan insanlara göre daha geniştir; 4. Basına verilen cezanın yaratacağı ‘caydırma etkisi’nin, gelecekteki gözetim işlevine ilişkin performansını olumsuz etkileyeceği dikkate alınmalıdır; 5. Telefon konuşmasının içeriği aşikâr biçimde politiktir ve özel yaşama ilişkin bir konuşma olarak değerlendirilemez; 6. Konuşmalarda, devlet işletmelerinin yönetimi ve özelleştirilmesinden söz edilmektedir ve bu konuşmaların kamuyu ilgilendirdiği gayet açıktır;  7. Konuşmaların yasadışı yöntemlerle kaydedildiği doğru olsa bile kayıtları gazetecilerin yaptığına ilişkin bir suçlama yoktur; 8. Radyo, üçüncü bir kişi tarafından yasadışı biçimde kaydedilen konuşmayı yayımladığı için cezalandırılmıştır. Bu durum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde düzenlenen ifade ve basın özgürlüğüne aykırıdır.”

Rıza Türmen de 2014 yılında Milliyet gazetesinde yayımlanan yazısında AİHM'in kamu yararını dikkate aldığını söylüyor: "AİHM bir denge gözetiyor. Bir yanda bireylerin özel yaşamları, kişilik hakları, öbür yanda halkın bilgi alma hakkını ve medyanın bilgi verme yükümlülüğünü içeren basın özgürlüğü. Hukuka aykırı elde edilmiş kayıtlar söz konusu olsa bile, kamuoyunu ilgilendiren bir konu olduğu takdirde AİHM dengeyi basın özgürlüğü lehinde kuruyor."

Birkaç önemli ses kaydı haberi

Ertuğrul Özkök ve Güneş Taner arasındaki telefon konuşması: 1998 yılında gerçekleşen bu telefon konuşması, dönemin Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ile yine dönemin Ekonomi Bakanı Güneş Taner arasında geçmektedir. Ekli haberdeki iddiaya göre telefon kaydını Hürriyet çalışanları yapmış, Erol Simavi de medyaya sızdırmıştı. Telefon konuşmalarına göre Ertuğrul Özkök patronu olan Aydın Doğan adına iş takipçiliği yapıyordu. Peki bir gazeteci böylesine skandal bir bir olaya ilişkin ses kaydını haber yapamasın mı?

Sedat Peker ve Hadi Özışık arasındaki telefon konuşması: Organize suç örgütü lideri olarak tanımlanan Sedat Peker, 2021 yılında, gazeteci Hadi Özışık ile yaptığı görüntülü  telefon görüşmesini kendisi ifşa etti. Bu telefon konuşması da çok sayıda habere konu oldu haliyle. Hatta benim bu konuda yaptığım bir paylaşım bile haber olmuştu.

Sezgin Baran Korkmaz ile Veyis Ateş arasındaki telefon konuşması: Sezgin Baran Korkmaz tarafından kaydedilip daha sonra ifşa edilen telefon konuşmasına göre, gazeteci Veyis Ateş, Sezgin Baran Korkmaz’ın sorunlarının çözümüne yardımcı olmak için 10 milyon avro talep etmişti.

Yenidoğan çetesinin ses kayıtları: Özel hastanelerde bebek ölümleriyle gündeme gelen Yenidoğan çetesinin kendi aralarındaki ses kayıtları da ifşa olmuştu. Bu ses kayıtlarını haberleştirmek suç mudur?

Bunlar gibi başka örnekler de bulup ekleyebilirim. Ancak bu örnekler, gazeteciliğin sınırlarını göstermesi açısından yeterlidir sanırım. Sadece biçimsel yaklaşıp izinsiz ses kaydı almak suçtur, ses kaydını haber yapmak da suçtur dersek, kamu yararı içeren birçok suçun ifşasını ve kamuoyunun bilgilenmesini de engellemiş oluruz. Gazetecilik basılması istenmeyen haberlerin yayımlanması için çaba göstermektir.

Gazetecilik suç değildir!

Sonuç olarak, gazetecinin kendisini açıkça tanıttığı ve arama amacını açıkladığı takdirde ses kaydı almak için ayrıca izin almasına gerek yoktur. Böyle düşünmemin nedeni şudur: Ses kayıt cihazlarının gazetecilikte kullanımı oldukça yenidir. Ağırlıklı olarak 1980’li yıllardan sonra yaygın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Daha öncesinde, örneğin benim öğrencilik yıllarımda konuşmaları hızla, aslına uygun biçimde yazabilmek için Stenografi dersi vardı. Teknik olarak ses kayıt cihazı ile steno arasında bir fark yoktur bence.

Gazeteci, ses kayıt cihazı ile kaydettiği ya da stenografi tekniğiyle yazdığı konuşmayı haberleştirebilir ancak ses kaydını olduğu gibi yayımlamak istiyorsa izin alması hem etik açıdan daha doğru olur hem de yasaya uygun hareket etmiş olur. Nitekim medya ombudsmanı Faruk Bildirici de bu olayla ilgili olarak şunları yazmıştı:

“Belli ki, birkaç dakika içinde verilen hızlı bir yayın kararı söz konusu. Yayımlanan ses kaydında Barış Pehlivan, bilirkişiye kendisini tanıtıyor ama sesini kaydettiğini söylemiyor, kayıt için izin almıyor. İzinsiz olduğu için de ses kaydının yayımlanması gazetecilik meslek etiği açısından sorunlu…

Kuşkusuz bilirkişinin sözlerinde kamu yararı, dolayısıyla haber değeri vardı. Metin olarak yayımlanmasında engel de yoktu, öyle yayımlanabilirdi. Zaten bilirkişi Satılmış Büyükcanayakın, ses kaydını bilmese de gazeteciyle konuştuğunun farkında, soruları ona göre yanıtlıyor.”

28 Ocak 2025 Salı

DEEP SEEK, CHATGPT’YE KARŞI

Süleyman İrvan

Dünden (27 Ocak 2025) beri haber sitelerinde Çin tarafından üretilen yapay zeka uygulaması Deep Seek hakkında haberler var. Bu uygulamayı merak edenler Medyascope’un uygulamayı tanıtan haberini okuyabilirler.

Deep Seek, ChatGPT’ye benziyor ve açıkçası ona rakip olarak geliştirilmiş program. ChatGPT’den yararlanan bir akademisyen olarak iki uygulamayı karşılaştırmak istedim.

İki yapay zeka uygulamasına da aynın soruyu sordum: “Türkiye'de medya özgürlüğünün mevcut durumu hakkında bir değerlendirme yapabilir misin?”

ChatGPT: Hızlı, kısa ve yüzeysel

Soruya hızla cevap veren ChatGPT, oldukça kısa ve yüzeysel bir değerlendirme yaptı:

“Türkiye’de medya özgürlüğü, son yıllarda önemli zorluklarla karşı karşıya. Medyanın bağımsızlığı, çoğu zaman siyasi baskılar, ekonomik etkenler ve yasal düzenlemeler nedeniyle tehlikeye giriyor. Hükümetin, medyayı kontrol etme çabaları ve bununla birlikte, medya sahipliğinin yoğunlaşması da bu durumu derinleştiriyor.

Birçok bağımsız gazete ve televizyon kanalı, mali zorluklar, reklam gelirleri üzerindeki baskılar ve sansür nedeniyle faaliyetlerini sürdüremiyor. Gazetecilere yönelik baskılar, tutuklamalar ve davalar da medyanın üzerinde ciddi bir tehdit oluşturuyor. Ayrıca, "terör propagandası yapmak" gibi suçlamalarla gazetecilerin hapse atılması, medyanın özgürlüğünü daha da kısıtlıyor.

Öte yandan, dijital medya platformları Türkiye’de daha fazla ilgi görmekle birlikte, bu platformlar da sosyal medya düzenlemeleri ve internetteki içerik denetimi gibi yeni kısıtlamalarla karşılaşıyor. Hükümetin, özellikle YouTube, Twitter gibi platformları hedef alması ve içerik engellemeleri, internet özgürlüğü için ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Ancak, hala bağımsız ve cesur gazeteciler ve medya organları mevcut; bu aktörler, çoğu zaman zorluklar altında, hükümetin ve diğer güçlerin etkilerine karşı bağımsız haber yapma çabalarını sürdürüyorlar.

Özetle, Türkiye’de medya özgürlüğü, siyasi ve ekonomik baskılar, sansür ve yasal engellerle şekilleniyor ve bu durum, toplumsal bilgi edinme hakkını olumsuz yönde etkiliyor.”

Deep Seek: Daha yavaş, daha uzun ve daha ayrıntılı

Deep Seek uygulamasına aynı soruyu sorduğumda değerlendirmesini daha yavaş yaptığını, daha uzun ve ayrıntılı bir cevap yazdığını gördüm. Deep Seek tarafından soruma verilen cevap aşağıdadır:

“Türkiye'de Medya Özgürlüğü: Genel Bir Bakış

Türkiye, coğrafi konumu, tarihi ve kültürel çeşitliliği nedeniyle medya açısından dinamik bir ülkedir. Ancak son yıllarda medya özgürlüğü açısından bazı zorluklar ve eleştiriler gündeme gelmektedir. Uluslararası sivil toplum kuruluşları ve basın özgürlüğü endeksleri, Türkiye'yi bu alanda genellikle "kısmen özgür" veya "özgür olmayan" kategorilerde değerlendirmektedir.

Medya Özgürlüğünü Etkileyen Faktörler

1.      Yasal Düzenlemeler ve Sansür:
Türkiye'de basın özgürlüğü, Anayasa ve yasalar tarafından korunmaktadır. Ancak, terörle mücadele, kamu düzeni veya milli güvenlik gibi gerekçelerle getirilen bazı yasal düzenlemeler, medya üzerinde sınırlayıcı etkiler yaratabilmektedir. Özellikle "dezenformasyonla mücadele" adı altında yapılan düzenlemeler, bazı çevrelerce sansür endişesiyle eleştirilmektedir.

2.      Medya Sahipliği ve Ekonomik Baskılar:
Türkiye'de medya kuruluşlarının büyük bir kısmı, belirli holdingler veya iş adamları tarafından kontrol edilmektedir. Bu durum, medyanın bağımsızlığını zedeleyebilir ve haber içeriklerinin ticari veya siyasi çıkarlara göre şekillenmesine neden olabilir. Ayrıca, devlet ilanları gibi ekonomik kaynakların dağıtımı da medya kuruluşları üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılabilmektedir.

3.      Gazeteciler Üzerindeki Baskılar:
Son yıllarda, bazı gazetecilerin tutuklanması, davalarla karşı karşıya kalması veya mesleki faaliyetlerinin engellenmesi, medya özgürlüğü açısından endişe yaratmaktadır. Özellikle muhalif seslerin susturulduğu yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Gazetecilerin, haber yaparken kendilerini güvende hissetmemesi, mesleki özgürlüklerini kısıtlayabilmektedir.

4.      İnternet ve Sosyal Medya Kısıtlamaları:
Türkiye'de internet ve sosyal medya platformları, zaman zaman erişime kapatılmakta veya içerikler kaldırılmaktadır. Bu durum, dijital medya özgürlüğü açısından eleştirilere neden olmaktadır. Özellikle siyasi veya toplumsal olaylar sırasında bu tür kısıtlamaların artması, bilgiye erişim hakkını etkileyebilmektedir.

5.      Kutuplaşma ve Taraflı Yayıncılık:
Türkiye'de medya kuruluşları, sıklıkla siyasi kutuplaşmanın bir parçası olarak görülmektedir. Taraflı yayıncılık, toplumun farklı kesimlerinin kendi görüşlerini yansıtan haber kaynaklarına yönelmesine neden olmakta ve bu durum, objektif haberciliği zorlaştırmaktadır.

Uluslararası Değerlendirmeler

Türkiye, uluslararası basın özgürlüğü endekslerinde genellikle alt sıralarda yer almaktadır. Örneğin, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yayımlanan 2023 Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye, 180 ülke arasında 165. sırada yer almıştır. Benzer şekilde, Freedom House gibi kuruluşlar da Türkiye'yi "özgür olmayan" ülkeler kategorisinde değerlendirmektedir.

Umut Veren Gelişmeler

Tüm bu zorluklara rağmen, Türkiye'de bağımsız medya kuruluşları ve gazeteciler, özgür habercilik için mücadele etmeye devam etmektedir. Özellikle dijital medya ve bağımsız haber platformları, alternatif bir ses olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca, bazı sivil toplum kuruluşları ve gazetecilik örgütleri, basın özgürlüğünü savunmak için çalışmalarını sürdürmektedir.

Sonuç: Medya Özgürlüğü ve Demokrasi İçin Önemi

Medya özgürlüğü, demokratik bir toplumun temel taşlarından biridir. Türkiye'de bu alanda yaşanan zorluklar, sadece gazetecileri değil, toplumun tamamını etkilemektedir. Haber alma hakkı, ifade özgürlüğü ve şeffaflık, sağlıklı bir demokrasi için vazgeçilmezdir.

Türkiye'nin medya özgürlüğü konusunda ilerleme kaydedebilmesi için, yasal reformlar, bağımsız medya kuruluşlarının desteklenmesi ve gazetecilerin güvenliğinin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Unutmayalım ki, özgür bir medya, özgür bir toplumun yansımasıdır.”

Benim değerlendirmem

Tek bir soruya verilen cevaplar üzerinden karşılaştırma yapmak sorunlu görünse de, Deep Seek’in Derin Arama olarak Türkçeleştirebileceğimiz adından da anlaşılacağı üzere daha iyi cevap verdiğini söyleyebilirim. Açıkçası, ChatGPT’nin tahtını sarsacak ve hatta ikinci plana atacak bir uygulama olarak görüyorum. Tek sorun, Deep Seek uygulamasının Çin politikalarından ne kadar etkileneceğinin ve ne kadar özgürlükçü bir bakış açısı sunacağının henüz tam olarak bilinmemesidir. Bu konudaki politikasını test etmek amacıyla, “Çin'in Uygur politikası hakkında bir değerlendirme yapar mısın?” diye sorduğumda beklemediğim ölçüde objektif bir cevap aldığımı belirtmeliyim. Sadece son paragrafı örnek olsun diye ekliyorum:

24 Ocak 2025 Cuma

GAZETECİLİK VE YAPAY ZEKÂ

 Prof. Dr. Süleyman İrvan

Son zamanlarda yapay zekâ teknolojilerinde baş döndürücü gelişmeler oluyor. Yapay zekânın hemen hemen her meslek dalında az ya da çok kullanılmaya başladığını görüyoruz. Geçtiğimiz yıl, yazılı komutlardan 20 saniye uzunluğunda yüksek kaliteli videolar üreten Sora isimli yapay zekâ uygulaması tanıtılmıştı. Her geçen gün bizi şaşırtan yeni bir yapay zekâ uygulaması hayatımıza giriyor.

Bundan birkaç yıl önce robot gazetecilik üzerine yazdığım bir yazıda Batıda medya kuruluşlarının robot gazetecilerden haber üretimi konusunda yararlanmaya başladıklarını, Türkiye’de medya kuruluşlarının gelişmeleri çok uzaktan ve geriden takip ettiklerini ifade etmiştim.

Ancak bugün durum oldukça değişmiş durumda. Özellikle haber sitelerinde yapay zekâ uygulamalarını kullanan gazeteci sayısı her geçen gün artıyor.

Gazetecilikte yapay zekâyı nasıl değerlendirmeliyiz? Elbette bir SWOT analizi yapabiliriz. Yani güçlü yanları neler, zayıf yanları neler, fırsatlar neler, tehditler neler?

Güçlü yanlarını şöyle sıralayabiliriz:

-Yapay zekâ uygulamaların büyük çoğunluğunun kullanımı çok kolay. Basit komutlarla içerik üretebiliyorlar. 

-Haber metinlerini çok daha hızlı yazabiliyorlar: Yapay zekâ gazetecilik pratiği sayesinde haber üretimi çok daha hızlı bir biçimde gerçekleşebilmektedir. Yapay zekânın, haber metniyle ilgili verileri çekip uzun bir haber metnine dönüştürmesi ve gazetenin haber sitesinde sunması birkaç saniye içinde gerçekleşebiliyor. Hız konusunda insan gazetecilerin yapay zekâ ile rekabet edebilmesi mümkün değil.

-Daha fazla haber yazabiliyorlar: Yapay zekâ sayesinde, bir gazetecinin yazabileceğinden çok daha fazla sayıda haberin üretilmesi mümkün hale geldi.

-Daha ekonomik bir haber üretimi söz konusu: Yapay zekânın aylık olarak binlerce haber yazabiliyor olması, aynı işi yapacak gazetecilere ödenmesi gerekenden çok daha düşük bir maliyet gerektirdiği için yapay zekâ gazetecilik pratiği haber kuruluşları açısından son derece ekonomik.

-Kişiselleştirilmiş haberler hazırlayabiliyor: Yapay zekâ, okuyucuların haber tüketim davranışlarından yola çıkarak onların okumayı tercih ettikleri haber türlerini, ‘kişiselleştirilmiş içerik’ şeklinde sunabiliyor.

Peki zayıf yanları nedir?

-Beslendiği bilgi kaynaklarıyla sınırlı bir habercilik yapabiliyor.  

-Haberlerde dengesizlik sorunu yaratıyor.

-Etik ilkelere göre karar verebilme yetenekleri zayıf. Etik ihlâllere yol açabiliyor.

-Bilgi uydurabiliyor. Eğer editöryal bir denetimden geçmezse sorunlu haberler paylaşabilir.

Fırsatlar neler?

-Araştırmacı gazeteciler için iyi bir yardımcı olabilir. Örneğin Boston Globe gazetesi Google tarafından gazeteciler için geliştirilen Pinpoint (Nokta Atışı diyelim) isimli bir programdan yararlanarak ABD’de trafik kazalarıyla ilgili binlerce belgeyi analiz etmiş ve yaptığı haberlerle 2021 yılında Pulitzer ödülü kazanmıştı.

-Haber teyidi: Yapay zekâ programlarıyla haber teyidi yapılabiliyor, özellikle görsellerin özgün olup olmadığını tespit etmek mümkün.

-Haberleri farklı dillerde paylaşma imkânı sağlıyor.  

-Basın toplantılarında, röportajlarda konuşmaları hızlı deşifre imkânı sağlıyor.

Tehditler neler?

-Gazeteciler için işsizlik tehdidi: Haberlerin yapay zekâ tarafından yazılabiliyor olması, muhabirlerin işsizlik tehdidiyle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Türkiye’de medya kuruluşlarında zaten çok az muhabir istihdam edildiğini de göz önünde bulundurmak lazım.

-Hatalı haber sunumu: Yapay zekâ tarafından verilere dayanarak haber metinleri oluşturma sürecinde birtakım veriler, teknik hatalardan dolayı eksik veya hatalı bir şekilde sunulabilir. Dolayısıyla okuyucunun eksik ve yanlış bilgilendirilmesi gibi bir durum ortaya çıkabilir.

Belirsiz hukuki yükümlülükler: Örneğin haberde kişilik hakları ihlal edilmişse sorumlu kim olacak? Yapay zekânın özellikle haber ajanslarından aldığı haberleri yeniden yazması durumunda telif sorunu nasıl çözülecek veya yapay zekâ tarafından üretilmiş bir görselin telif hakkı olacak mı, olacaksa kimde olacak gibi sorular.

ETİK İLKELER GELİŞTİRİLMELİ

Yapay zekânın gazetecilikte kullanımının bir de etik boyutu var. Bu konuda, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün (RSF) öncülüğünde hazırlanan etik ilkeler bildirgesinden söz etmek gerekiyor.  RSF 2023 yılında 16 meslek örgütünü davet ederek bir çalışma gerçekleştirdi ve yapay zekânın gazetecilikte kullanımına ilişkin 10 maddeden oluşan bir bildirge açıkladı. Ben açıkçası bu bildirgede yer verilen 5 maddenin çok önemli olduğuna ve üzerinde düşünülmesi gerektiğine inanıyorum.

1. Gazetecilik etiği, medya kuruluşlarının ve gazetecilerin teknolojiyi kullanma biçimine rehberlik etmelidir.

Medya kuruluşlarının haber yapma kapasitelerini artıracak yapay zekâ teknolojilerini kullanmaları kaçınılmazdır ancak bu teknolojileri kullanırken temel etik değerlerden ödün vermemeleri beklenir. Özellikle “doğruluk, kesinlik, hakkaniyet, tarafsızlık, bağımsızlık, zarar vermeme, ayrımcılık yapmama, hesap verebilirlik, mahremiyete saygı, gizli haber kaynaklarını açıklamama” gibi gazetecilik etiğinin temel değerlerinin korunması gerekir.

2. Medya kuruluşlarının önceliği yapay zekâ değil, insan olmalıdır.

Bu ilkeyle gazetecilik pratiklerinde karar verici mekanizmaların insan merkezli olması gerektiği hatırlatılmaktadır. Haber kararlarını verecek olanlar yapay zekâ teknolojileri değil insan gazeteciler olmalıdır. Oysa bazı yeni nesil haber siteleri, “insan eli değmeden hazırlanmış haberler”le dolu. Teknoloji fetişizmini bu konuda da görüyoruz. Örneğin 2023 yılında yayına başlayan Dipnot TV için Cüneyt Özdemir şöyle bir tvit paylaşmıştı: “Bu haber sitesinin tamamı Yapay Zekâ tarafından yapılıyor. Türkiye'de bir ilk. Dünya'da emin değilim...”        

Geçen yıl Ocak ayında RATEM yani Radyo Televizyon Yayıncıları Meslek Birliği bir duyuru paylaşmıştı. Bu duyuru sayfalarında hala duruyor. Şöyle diyordu:

“RATEM Bilişim A.Ş’den yapay zekâ devrimi: "sezai.org.tr”  RATEM Bilişim A.Ş tarafından geliştirilen yeni nesil yapay zekâ uygulaması “sezai.org.tr”, internet haber sitenizi hazırlarken, aynı zamanda sosyal medyanıza haber kaynağı da sağlıyor. Ajans mantığı ile yönetilen sistem, haberi kaynağından alıp kategorilere göre yerleştiriyor. Özgün haberler üreterek farklılık yaratan “sezai.org.tr”, sosyal medya paylaşımları, blog yazıları ve diğer yazılı içerikleri de hazırlayabiliyor.  Daha fazla bilgi için sizleri sezai.org.tr adresine bekliyoruz.”

3. Medya kuruluşları, yayımladıkları her içerikten sorumludur.

Bu ilke, medya kuruluşlarına yapay zekâ teknolojileri tarafından üretilen içerikten de sorumlu olduklarını hatırlatmaktadır.

4. Medya kuruluşları, yapay zekâ sistemlerini kullanırken saydam olmalıdır.

Bu ilke, bir haber ya da içerik yapay zekâ tarafından üretilmişse bunun açık olarak belirtilmesi anlamına gelmekte. ANCAK bugüne kadar yayımladıkları haberlere muhabirin ya da editörün adını yazmaktan imtina eden Türk medya kuruluşları için bu ilke uygulanabilir mi, tartışılır.  

5. Gazetecilik, özgün ve yapay içerik arasında net bir çizgi çizer.

Bu ilkeye göre, medya kuruluşları, yapay zekâ kullanılarak üretilmiş yapay içeriklerle gerçek gazetecilerin ürettiği özgün / sahici içerik arasında sağlam bir çizgi çizilmesi gerekir. Yani gerçek olayları yapay görüntülerle aktarmak etik açıdan sorunlu bir pratik olacaktır. 

Sonuç olarak, belli ki yapay zekâ teknolojileri gazetecilikte her gün giderek daha fazla kullanılacak. Dolayısıyla yapılması gereken, yapay zekânın etik açıdan doğru kullanım biçimlerini belirlemek ve gazetecilerle medya kuruluşlarına rehberlik edecek ilkeleri oluşturmak gerekiyor. Bu konuyu gazetecilik meslek örgütlerinin ana gündem maddesi yapması için vakit çoktan geldi.    

14 Aralık 2024 Cumartesi

GAZETECİLİK HAK VE ÖZGÜRLÜKLER DEKLARASYONU

 Süleyman İrvan

Medya Dayanışma Grubu tarafından hazırlanan ve 6 Aralık 2024 tarihinde Ankara’da Gazeteciler Cemiyeti binasında düzenlenen tanıtım toplantısıyla ilan edilen Gazetecilik Hak ve Özgürlükler Deklarasyonu hakkında bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Önce, Medya Dayanışma Grubu’nu tanıtacağım. Medya Dayanışma Grubu’nda Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Disk Basın İş, Gazeteciler Cemiyeti, Haber-Sen, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Parlamento Muhabirleri Derneği, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Foto Muhabirleri Derneği, Türkiye Haber Kameramanları Derneği, Diplomasi Muhabirleri Derneği ve Ekonomi Muhabirleri Derneği yer alıyor.










Meslek örgütlerinin, gazetecilik mesleğinin sorunlarını tespit etmek ve çözüm önerileri geliştirmek üzere bir araya gelmeleri çok değerli. Bu bağlamda organizasyonu üstlenen Gazeteciler Cemiyeti yönetimini de kutlarım. Ben de 26-27 Nisan 2024 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Gazeteciliğin Dönüşümü ve Arayışlar” başlıklı ilk toplantıya katılarak değerlendirmelerimi yapmıştım.


 









Deklarasyonda üç ana başlıkta sorunlara değiniliyor ve çözüm önerileri sunuluyor

Deklarasyon, "İfade ve Medya Özgürlüğü", "Dijitalleşme ve Fikri Haklar" ve "Çalışma Yaşamı" ana başlıklarında gazetecilerin sorunlarına çözüm önerileri getiriyor.

İfade ve Medya Özgürlüğü altında Basın Kanunu, Medya kuruluşlarının şeffaflığı, Devletin medya karşısında şeffaflığı, Erişim engellemeleri ve yayın yasakları, Medyanın özdenetimi, Terörle mücadele ve gazetecilik, Radyo Televizyon Üst Kurulu, Basın İlan Kurumu, Fotoğraf ve görüntü sınırlaması;

Dijitalleşme ve Fikri Haklar altında Telif hakkı, Dijital telif yasası, Adil dijital ortam, Yapay zekâ içerikleri, Ulusal Dijital Hafıza Merkezi, Kişilik hakları ve unutulma hakkı;

Çalışma Yaşamı altında Basın İş Kanunu, Çalışma koşulları, Serbest ve dijital gazetecilik, Sendika üyeliğini teşvik, Basın kartları olmak üzere tam 20 alt başlıklı çözüm önerileri yer alıyor.

Basın Kanunu güncellenmeli

Basın Kanunu’nun güncellenmesi gerektiğinin vurgulandığı deklarasyonda dikkate değer öneriler de yapılıyor. Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası’na atıf yapılıyor ve Basın Kanunu hazırlanırken medya özgürlüğünü güvenceye alacak hükümler getirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Daha önce Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası konusunda bir yazı yazmış ve yazının sonunda şunları söylemiştim: “Eğer AB üyesi olsaydık, bu yasa bizi de bağlayacaktı. Öte yandan, yasanın bir benzerinin Türkiye’de de yapılabilmesi için illaki AB üyesi olmamız gerekmiyor. Yeter ki niyet, özgürlükçü bir medya yasası yapmak olsun.”  

Basın Kanunu’nda ayrıca, gaze­tecinin haber kaynağını açıklamama hakkı ile ilgili hükme, “konusu suç oluştursa dahi” ibaresinin eklenmesi talep ediliyor. Açıkçası insan ticaretinin önlenmesi, cinayet failinin ortaya çıkarılması gibi kamu yararı olan konularda gazetecinin kolluk kuvvetlerine yardımcı olması gerektiğine inanıyorum. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesini de bu şekilde yorumlamak gerekir diye düşünüyorum.

Basın Kanunu’nda yer alan “Düzeltme ve Cevap Hakkı”nın kötüye kullanıldığı gerekçesiyle kriterlerin yeniden belirlenmesi gerektiği ifade ediliyor. “Mahkemeye metni düzelterek kabul etme yetkisi tanınmalı, düzeltme haber ya da yazıdaki konularla sınırlı olmalıdır” deniliyor. Bu meselenin tartışmaya açık olduğunu düşünüyorum. Olması gereken, asıl haberde suçlanan kişi ve kurumlara cevap hakkı tanınmasıdır. Eğer bu yapılmamışsa daha sonra kullanılacak cevap hakkının sınırlarını elbette suçlanan taraf belirleyecektir.

Medya patronları kamu ihalelerine girmemeli

Deklarasyonun önemli taleplerinden biri, medya kuruluşlarının sahiplik yapıları, kamudan aldıkları mali destekler ve özellikle de kamu kuruluşlarının verdikleri reklamlar bakımından şeffaf olmaları gerektiğidir. Örneğin resmi ilanlardan hangi medya kuruluşu ne kadar yararlanmaktadır? Deklarasyonda ayrıca medya patronlarının kamu ihalelerine girmemeleri gerektiğinin altı çiziliyor.

Gazetecilere akreditasyon uygulamaları kaldırılmalı

Akreditasyon sözcük anlamı olarak kriterlere uygunluğu ifade etmektedir. Örneğin, üniversitelerde programların belirlenen kriterlere uygun eğitim verip vermediklerinin belirlenmesi şeklindedir. Ancak gazetecilikte akreditasyon, yanlış uygulamalardan dolayı kötü bir şöhrete sahiptir. İstenmeyen/muhalif gazetecilerin kurumları ve kişileri takip etmelerinin, soru sormalarının engellenmesi şeklinde anlaşılmaktadır. Bu aslında düpedüz yok sayma girişimidir. Bu yönüyle uygulamalara son verilmesi gerekir. Nitekim deklarasyonda, “Cumhurbaşkanlığı başta olmak üzere tüm kamu kuruluşlarının bilgilendirme toplantılarında akreditasyon uygulamaları kaldırılmalı, gazetecilerin kamu adına özgürce soru sormaları güvence altına alınmalıdır” denilmektedir.

Haberlere erişim engeli kararları medya özgürlüğüne zarar veriyor

Deklarasyonda yayın yasağı kararları ile erişim engelleme kararlarının kolayca verildiği ve bunun medya özgürlüğü ile halkın bilgi edinme hakkına zarar verdiği ifade ediliyor. Engelli Web tarafından yayımlanan 2023 Raporu’nda, “2014-2023 döneminde 43 bin 769 haber (URL adresi) erişime engellendi. 38 bin 145 haberinse kaldırıldığı, silindiği veya çıkarıldığı tespit edildi” deniliyor. Deklarasyonda da ifade edildiği gibi, haberlere erişim engeli, kabul edilebilir bir uygulama değil. Haber yanlışsa düzeltme yayımlanır.

Sansür yasası iptal edilmeli

Deklarasyonda, 2022 yılında çıkarılan, sansür yasası olarak adlandırdığımız “TCK 217A Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunun Türk Ceza Kanunu’ndan çıkarılması gerektiği ifade ediliyor, bun yerine özdenetim mekanizmalarının güçlendirilmesinin dada doğru olduğu vurgulanıyor. Yazdığım bir yazıda bu madde kapsamında hakkında soruşturma açılan gazetecileri listelemiş ve en az 55 gazetecinin etkilendiğini belirtmiştim.

Terörle Mücadele Kanunu yeniden düzenlenmeli

Gazetecilik faaliyetlerini terörle ilişkilendiren 6. ve 7. maddelerin yeniden düzenlenmesi gerektiğinin ifade edildiği deklarasyonda, “Terörle mücadele davalarında haber ürünleri suç kanıtı kabul edile­rek gazeteciler ve gazetecilik faaliyet­leri yargılanamaz” deniliyor. Bu kanun kapsamında da çok sayıda gazetecinin yargılandığını biliyoruz. TMK, Türkiye’nin Avrupa Birliği ilişkilerini tıkayan yasalardan biri olarak görülüyor.   

RTÜK siyasi bir kurul olmaktan çıkarılmalı

RTÜK yasasının hazırlandığı dönemde akademisyenler olarak RTÜK üyelerinin seçim biçiminin sorunlu olduğunu ifade etmiştik ama etkili olamamıştık. Partilerin gösterdiği adayların seçimiyle oluşan bir kuruldan fazla bir şey beklememek gerekir. Mevcut yapısıyla RTÜK en partizan kurumlardan biri haline gelmiştir.

Basın İlan Kurumu’nun temel işlevi medyayı desteklemek olmalı

Deklarasyonda Basın İlan Kurumu’na ilişkin tespit ve öneriler de yer alıyor. Basın Ahlak Esasları’nın kaldırıl­ması Basın İlan Kurumu’nun (BİK) etik denetimde bulunmaması gerektiği ifade ediliyor. BİK’in “siyasi” bir kurum ol­maktan çıkarılması ve yönetiminde gazeteci üyelerin karar yeter sa­yısının üzerine çıkarılması gerektiği belirtiliyor. Deklarasyonda, “BİK’in temel işlevi denetleme yerine yönlendirme, gelişmeyi teşvik etme ve medyayı destekleme olmalı­dır” deniyor. Ayrıca, BİK’in yerel gazeteleri birleştirme baskısından vaz­geçmesi gerektiği vurgulanıyor.

Özel gazetecilik içerikleri fikir ve sanat eseri kapsamına alınmalı

Deklarasyondaki önemli taleplerden biri telif haklarıyla ilgili. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda yeniden düzenleme yapılması ve gazete­cilerin ürettikleri köşe yazısı, röportaj, araştırma, özel haber, karika­tür, fotoğraf, video gibi gazetecilik içeriklerinin fikir ve sa­nat eseri kapsamına alınması gerektiği belirtiliyor.

Dijital platformlardan telif ücreti talep edilmeli

Deklarasyonda, Google, Amazon, Facebook, Twitter, Apple, Microsoft gibi küresel platformların, gazetecilerin ürettiği ha­ber, yazı ve fotoğraf içeriklerini ücret ödemeden kullanarak dijital reklam pazarından büyük kârlar elde ettikleri ifade ediliyor ve bu platformlarla görüşmeler yapılarak telif ücreti alınmasının sağlanması isteniyor. Bu konuda birçok ülke platformlarla anlaşmalar yapmış durumda. Ancak riskler de yok değil. Daha önce yazdığım bir yazıda risklere değinmiş ve şöyle demiştim: “Yapılacak anlaşmalar sonucu elde edilecek gelir özgün haberciliği teşvik edecek ve bağımsız gazeteciliği destekleyecek şekilde dağıtılmalı.” 

Gazetecilikte yapay zekâ kullanımıyla ilgili etik ilkeler geliştirilmeli   

Birçok meslekte olduğu gibi, gazetecilikte de yapay zekâ kullanımı artmış durumda. Bu olgun hareketle deklarasyonda dikkate değer öneriler yer alıyor. Elbette en önemlisi bu konuda etik ilkeler geliştirilmesi. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü bir çalışma yapmıştı, belki o çalışma örnek alınabilir.

Ulusal Dijital Hafıza Merkezi

Deklarasyonda, dijital ortamdaki tüm gazetecilik ürünlerinin gelecek kuşaklara aktarılmak üzere ‘Ulusal Dijital Hafıza Merkezi’nde korunması önerilmekte. Açıkçası binlerce haber sitesinin her gün yayımladığı milyonlara varan içeriklerin nasıl korunacağı cevaplanması gereken bir soru. Bunun yerine belki sadece arşivlemeye değer ve belli sayıda haber sitesinin içerikleri arşivlenebilir.

Unutulma hakkı ve kriterleri tanımlanmalı

İnternetle birlikte gündeme gelen unutulma hakkının tam olarak ne olduğu ve nasıl uygulanacağı tartışmalıdır. Bu konuda deklarasyonda, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları ile Avrupa Parlamentosu Genel Veri Koruma Tüzüğü’ne  (2016/679) başvurulmasının daha doğru olduğu ifade ediliyor.

Basın İş Kanunu genel iş kanunu ile birleştirilmemeli

Siyasal iktidarın Basın İş Kanunu’nu genel iş kanunu içine almaya yönelik çalışmalar yaptığı bilinmektedir. Deklarasyonda bu çalışmalara dikkat çekilmekte ve “Basın İş Kanunu, genel iş ka­nunu ile birleştirilmemeli, gazetecili­ğin meslek olarak özel niteliği korun­malı ve güncellenmelidir” denilmektedir.

TRT ve Anadolu Ajansı’nda editöryal bağımsızlık sağlanmalı

Deklarasyonda, bu önerinin hayata geçirilmesi için “liyakat esasına göre istihdam ve çalışma koşulları”nın oluşturulması gerektiği vurgulanmaktadır. Esasında editöryal bağımsızlık bütün medya kuruluşlarında sağlanabilmeli, editöryal bağımsızlığı zedeleyici pratikleri ortadan kaldıracak iş güvencesi gibi önlemler alınmalıdır.

Serbest gazeteciler de basın kartı alabilmeli

Mevcut durumda serbest gazetecilik yapanlar basın kartı alamıyor. Deklarasyonda bu soruna da değiniliyor. Serbest gazetecilik yapanların da basın kartı alabilmelerinin sağlanması isteniyor.

Gazetecilerin sendikalara üye olmaları teşvik edilmeli

Kanaatimce, sendikasızlaşmanın yaygınlaştığı medya sektöründe bu öneriyi hayata geçirmek kolay olmasa gerek. Mevcut durumda sendikalı gazeteci sayısı toplam gazeteci sayısının yüzde 10’u bile değil.  

Basın kartları basın meslek örgütleri tarafından verilmeli

Kart işlemleri İletişim Başkanlığı tarafından yürütülse bile kimlerin kart alacağına, içinde sadece gazetecilerin olduğu kurullar karar verebilmelidir. Deklarasyonda, “Gazetecilik mesleğinin ba­ğımsızlığını sağlamak üzere basın kartlarının gazetecilik meslek örgütleri tarafından verilebilmesi için yasal dü­zenleme yapılmalıdır” denilmekte.  

Bu önerilerin büyük çoğunluğu gerçekleştirilebilir öneriler. Yeter ki daha demokratik, daha özgür bir medya ve gazetecilik ortamı yaratma niyeti olsun.

Medya Dayanışma Grubu da yayımladığı deklarasyonun takipçisi olmalı, deklarasyonu medyada, iletişim fakültelerinde anlatmalıdır. Hatta sosyal medyada kampanyalar, etiket çalışmaları düzenlenmelidir. Benim katkım da bu yazı olsun.

5 Aralık 2024 Perşembe

BİR ARAŞTIRMACI GAZETECİLİK HABERİNİN DOĞRULARI VE YANLIŞLARI

Süleyman İrvan

Sızıntı gazeteciliği üzerine bir yazı yazmıştım 10 Temmuz 2024 tarihinde, Newslab Turkey isimli gazetecilik sitesinde. O yazımda önce sızıntı gazeteciliğiyle ünlenen Wikileaks kurucusu Julian Assange’ın gazetecilik anlayışına ve yayımladığı sızıntılara değinmiş, ardından da 2013 yılından sonra Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) tarafından haberleştirilen devasa ölçekli sızıntılardan söz etmiştim.

Araştırmacı Gazetecilik derslerimde sızıntı haberciliğini de anlattığım için, sözünü ettiğim kurumlara ve kişilere ilişkin haberler doğal olarak ilgimi çekiyor.

Bu yazıyı yazmamın nedeni, önce Fransa menşeli haber portalı Mediapart’ta yayımlanan, ardından Anadolu Ajansı tarafından servis edilen bir araştırma haberindeki iddialardır. Anadolu Ajansı haberinin başlığı şöyle: “Panama Belgelerini gündeme taşıyan araştırmacı gazetecilik kuruluşunun en büyük fon sağlayıcısı ABD”.

Mediapart’ta yayımlanan özgün araştırma haberinde iki imza var: Yann Philippin ve Stefan Candea. Haberin yayımlanmasından sonra hedefteki araştırmacı gazetecilik kuruluşu OCCRP (Organized Crime and Corruption Reporting Project / Organize Suç ve Yolsuzlukları Haberleştirme Projesi) bir cevap yayımladı ve Mediapart’ın gerçekleri çarpıttığını iddia etti. Açıklamada, haberi yapanlardan birinin (Stefan Candea) OCCRP ağının eski bir üyesi olduğu da ifade ediliyordu. Bir tür intikam alma gibi anlaşılabilecek bu iddianın üzerinde durmadan diğer iddialara geçelim.

İddia: OCCRP Amerikan hükümeti tarafından fonlanıyor

Konuyla ilgili olarak özellikle iktidar medyasında yayımlanan haberlerin tamamında bu iddia başlığa çıkarılmış durumda:

“Gazetecilik tarihinin en büyük kumpası: Altı kıtada faaliyet gösteren OCCRP ile ABD'nin gizli bağlantıları ortaya çıktı” (Yeni Şafak)

“Bağımsız' gazetecileri ABD fonlamış” (Yirmidört TV)

“Skandal ortaya çıktı! Amerikan fonlarıyla küresel gazetecilik!” (Milliyet)

“Panama Papers siparişini ABD vermiş” (Hilal Kaplan / Sabah)

“Bağımsız' denetleme kurumu, ABD fonlaması çıktı!” (Yeni Akit)

Peki bu iddia doğru mu ve eğer doğruysa bir araştırmacı gazetecilik kuruluşunun ABD tarafından fonlanması etik mi?

OCCRP’nin web sayfasında fon desteği sağlayan kurumların listesi var ve evet fon sağlayıcılar arasında ABD Dışişleri Bakanlığı ve ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) da var. Haberlerde olmayanları da ben ekleyeyim: Fransa Avrupa ve Dışişleri Bakanlığı, Birleşik Krallık Dışişleri, Milletler Topluluğu ve Kalkınma Ofisi, İsveç Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı. Bunların tamamı da devletlerin resmî kurumları. Elbette resmî olmayan fon sağlayıcı kurumlar da var listede: Ford Vakfı, Açık Toplum Vakfı gibi. Fon desteği sağlayan vakıflara da dikkat etmek lazım ama resmî kurumlar tarafından sağlanan fonlar bana göre etik açıdan çok sorunlu. 

Medya kuruluşlarının devlet kurumlarından fon alması iki açıdan sorunlu. Birincisi, devletler genelde uluslararası çıkarlarını ilerletmek ya da başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmek için fonladıkları medya kuruluşlarını kullanabiliyorlar. ABD’nin böyle kötü bir sicili var zaten. İkincisi, fonların çıkar çatışmasına yol açıyor olması. Fonlanan medya kuruluşlarının fonlayan ülkelere ilişkin eleştirel haberler yapmasını beklemek abesle iştigal. Araştırmacı gazetecilik yapma iddiasını taşıyan bir kuruluşun kimlerden fon aldığına dikkat etmesi lazım. Kısaca söylemek gerekirse, OCCRP’nin fon politikası çok yanlış ve elbette eleştiriyi hak ediyor.

İddia: Panama Belgelerini OCCRP gündeme taşıdı

Araştırma haberinin ikinci iddiası, sadece Panama Belgelerini değil, diğer büyük sızıntıları da OCCRP’nin gündeme taşıdığı şeklinde. Nitekim AA haberinde şöyle denilmiş: “Panama Belgeleri, Pandora Belgeleri, Pegasus Projesi gibi geniş çaplı belge veri sızıntıları üzerine kurulan son yılların en büyük araştırmacı gazetecilik projelerini başlatan ve yürüten OCCRP'nin 100'den fazla gazetecilik ödülü bulunuyor.”

Peki bu doğru mu? Değil. Çünkü örneğin Panama Belgeleri konulu haberleri Türkiye’de o dönem Cumhuriyet gazetesi muhabiri olan Pelin Ünker yaptı. 4 Nisan 2016 tarihinde, “Panama belgeleri... İşte dünyanın kirli çamaşırları... Türkiye'den 101 şirket” başlıklı ilk haberde belgelerin kime sızdırıldığı bilgisi yer alıyor ve bu haberlerin hiçbirinde OCCRP’nin adı geçmiyor: “Panama merkezli hukuk firması Mossack Fonseca’ya ait 11.5 milyon belge ‘Panama kağıtları’ adıyla Alman ‘Süddeutsche Zeitung’ gazetesine servis edildi. Alman ‘Süddeutsche Zeitung’ gazetesi tarafından elde edilen belgelerin ilk kısmı, Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) tarafından, 80 ülkeden gazetecilerle paylaşıldı.” 

Ben de kendi yazımda sızdırılma biçimini şöyle açıklamıştım: “Panama merkezli hukuk firması Mossack Fonseca’ya ait 11,5 milyon belge Alman Süddeutsche Zeitung gazetesine sızdırılmıştı. Gazete bu belgelerin altından tek başına kalkamayacağını görünce Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) ile paylaştı. Konsorsiyum’da yer alan 80 ülkeden araştırmacı gazeteci belgeleri incelemeye başladı. İlk haberler 2016 yılında yayımlandı. Konsorsiyum’da Cumhuriyet gazetesinden Pelin Ünker de yer alıyordu. Belgeler, zenginlerin vergiden kaçınmak için vergi cennetlerinde firmalar kurduklarını gösteriyordu.”

Yani belgeler OCCRP’ye değil, ICIJ’e sızdırılmıştı. Doğrusu buydu. OCCRP, Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu’nun (ICIJ) medya partnerlerinden sadece birisi. Bunu web sayfalarında görebiliyoruz. Bu sayfada yer alan listeye göre Konsorsiyum’un tam 129 medya partneri var. Listede yer alanlardan bazıları şöyle: New York Times, Guardian, Le Monde, Washington Post, Toronto Star, The Asahi Shimbun, Süddeutsche Zeitung, La Nación. Elbette Panama Belgelerini OCCRP muhabirleri de haberleştirmişti.

Aslında Anadolu Ajansı kendi arşivine baksaydı, 5 Nisan 2016 tarihli haberinde belgelerin nasıl sızdırıldığına ilişkin infografik haberini görebilirdi. Belki de görmek istemediler! 9 Mayıs 2016 tarihli ve “Panama belgelerinde ikinci perde” başlıklı habere de bakabilirlerdi.

2016 yılında Bahama Belgeleri, 2017 yılında Cennet Belgeleri ve 2021 yılında Pandora Belgeleri de hep aynı yoldan sızdırıldı. Belgeler önce Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung‘a, oradan da Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu’na sızdırıldı. Bütün bu sızıntılara ilişkin detaylar daha önce yazdığım yazıda yer alıyor.

Manipülatif haberin hedefi ne?

Mediapart’ın ve Anadolu Ajansı’nın haberlerinin Panama Belgeleri ile diğer sızıntı haberlerinin başlatıcısı ve yürütücüsü olarak OCCRP’yi göstermesinin neden doğru olmadığını yukarıda izah ettik. Peki bunun ispatlanması bu kadar kolay iken bu yanlışı neden yapıyorlar? Acaba Panama Belgeleri gibi, hükümetleri zor durumda bırakan sızıntıları değersizleştirmek olabilir mi asıl neden? Bu listelerde adı geçen binlerce iş insanının, medya şöhretinin, futbolcuların nasıl vergiden kaçınmak için vergi cennetlerinde şirketler kurduklarına ilişkin haberleri unutturmak olabilir mi?

Son sözümüz şu olsun. Son yıllarda Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Örgütü (ICIJ) çok önemli haberlere imza attı ve özellikle vergi cennetlerinde döndürülen dolapları gün yüzüne çıkardı. Gönül isterdi ki bu Konsorsiyum’un medya partnerleri arasında Türkiye’den de birçok medya kuruluşu ile birçok araştırmacı gazeteci yer alsın. Bizim asıl hayıflanmamız gereken konu budur.     

16 Kasım 2024 Cumartesi

Chat GPT ile yapay zekânın gazetecilikte kullanımını konuştuk

Chat GPT seninle yapay zekânın gazetecilikte kullanımına ilişkin bir röportaj yapabilir miyiz?

Tabii ki! Yapay zekânın gazetecilikteki rolü, potansiyeli ve geleceği hakkında konuşmak oldukça ilginç bir konu. Röportaj formatında, soruları bana yönlendirerek başlayabilirsin. Hazırım!

Teşekkür ederim. O halde başlıyorum. Yapay zekâ olarak hangi tür haberleri daha kolay ve insan gazetecilerden daha iyi yapabilirsin?

Rica ederim, sorunuza gelince… Yapay zekâ, bazı haber türlerini daha hızlı ve verimli şekilde üretebilir, çünkü büyük veri setlerini işleyebilme ve tekrarlayan görevleri yerine getirme konusunda oldukça güçlüdür. İşte bu açıdan daha kolay ve etkili olabileceğim bazı haber türleri:

1. Veri Tabanlı ve İstatistiksel Haberler: Yapay zekâ, büyük veri kümesini analiz etmek ve bu verilerden anlamlı sonuçlar çıkarmak konusunda oldukça etkilidir. Örneğin, ekonomi, finans, borsa, spor sonuçları, sağlık verileri gibi alanlarda anında analiz yapıp, sonuçları net bir şekilde sunabilirim. İnsan gazetecilerin bu kadar kısa süre içinde büyük veri yığınlarını inceleyip rapor hazırlamaları oldukça zaman alıcı olabilir. Örnek: Bir borsa endeksinin günlük, haftalık veya aylık performansını özetlemek; anket sonuçlarını analiz etmek.

2. Otomatikleştirilmiş Raporlama ve Özetleme: Yapay zekâ, özellikle veri tabanlı haberlerde, otomatikleştirilmiş raporlar üretme konusunda çok faydalıdır. Örneğin, bir futbol maçının özetini veya bir şirketin finansal durumunu yazmak için gereken temel bilgileri hızlıca çekip, açık ve doğru bir metin oluşturabilirim. Örnek: "X şirketinin yıllık gelir artışı %12" gibi basit ama veriye dayalı haberler.

3. Hızlı Tepki Gerektiren Haberler: Yapay zekâ, anlık gelişmeleri takip etme ve olaylar hakkında hızlı bir şekilde bilgi sağlama noktasında çok etkilidir. Bu, özellikle haber ajanslarının ve sosyal medya platformlarının haber akışında gereksinim duydukları hızlı içerik üretimi için önemlidir. Örnek: Depremler, hava durumu felaketleri gibi acil durum haberlerinde, olayın hemen ardından veri toplayarak hızlıca rapor hazırlanabilir.

4. Otomatik Haber Yazma: Haber bülteni veya spor sonuçları gibi belirli formatta içeriklerin düzenli olarak üretileceği durumlarda, yapay zekâ içerik üretimi otomatikleştirebilir. Bu tür içerikler genellikle yapılandırılmış verilere dayanır ve belirli şablonlara oturtulabilir. Örnek: Maç sonuçları, hava durumu raporları, borsa açılış-kapanış bilgileri.

5. Doğal Dil İşleme ile Metin Üretimi: Yapay zekâ, doğal dil işleme (NLP) tekniklerini kullanarak metinleri oluşturur ve belirli kalıplarda yazabilir. Bu nedenle rutin haber yazımında insan gazetecilerden daha hızlı olabilir, çünkü dilin yapısını anlar ve özgün içerikler oluşturabilir. Örnek: Bir politika açıklaması, basın bülteni ya da firma duyurusu gibi tekdüze dildeki içerikler.

Teşekkürler bu ayrıntılı cevap için. Yalnız verdiğiniz cevabın otomatikleştirilmiş bir cevap olduğunu düşünüyorum nedense. Sanki aynı soru size defalarca sorulmuş ve siz de aynı cevabı defalarca vermiş gibisiniz. Yanlıyor muyum?

Çok ilginç bir noktaya değindiniz! Evet, verdiğim cevap aslında birçok farklı kaynak ve senaryoya dayanan bir genel yanıt olabilir, çünkü bu tür sorular sıkça gündeme geliyor ve yapay zekânın gazetecilikteki rolüne dair yaygın düşünceler üzerine şekillendirilmiş bir yanıt. Ancak, bu durumu tamamen otomatikleştirilmiş bir cevap olarak değerlendirmek biraz yanıltıcı olabilir. Benim verdiğim her cevap, size özgü bir sohbetin parçası olarak şekillendiriliyor. Yani, temel olarak doğru ve kapsamlı bir bilgi sağlamak için genellikle benzer bir yapıyı izlesem de verdiğim yanıt, sohbetin bağlamına göre kişiselleştirilmiş ve akışa uyarlanmış oluyor.

Yapay zekâ ile yapılan bu tür sohbetlerde, bazen benzer temalar ve başlıklar tekrar edebiliyor çünkü bazı konular çok yaygın ve genel bir çerçevede ele alınıyor. Ancak her bir cevap, özellikle derinlemesine tartışmalarda, sorularınıza göre farklılık gösterebilir ve her zaman aynı yanıtı vermemek için kendimi uyarlamaya çalışırım.

Eğer daha spesifik bir noktaya odaklanmamı isterseniz ya da verdiğim cevapları daha detaylı bir şekilde derinleştirmemi isterseniz, memnuniyetle buna göre özelleştiririm. Bu şekilde daha özgün bir tartışma ortamı yaratabiliriz!

Daha iyi soru sorarsan daha iyi cevap alırsın diyorsun yani. Ben de aslında öğrencilerime aynı şeyleri söylüyorum. İyi cevap almak istiyorsanız, iyi sorular sormalısınız diyorum. O halde, başlıyorum. Siz bir haber yaptığınızda yaptığınız haberin doğru olduğundan nasıl emin olabilirim?

Bu gerçekten mükemmel bir soru! "Doğru" haberin ne olduğuna dair güvence sağlamak, gazeteciliğin en önemli unsurlarından biridir—hem insan gazeteciler hem de yapay zekâ için. Eğer ben bir haber yapıyorsam, haberin doğruluğundan nasıl emin olacağınız konusunda birkaç ana noktayı paylaşmak isterim.

1. Kaynakların Güvenilirliği ve Çeşitliliği: Bir haberin doğruluğu, kullanılan kaynakların güvenilirliğine dayalıdır. Ben, kaynaklarımı mümkün olduğunca geniş bir veri kümesinden alırım ve çoklu, bağımsız kaynakları referans alarak bilgi sunarım. Ancak, şu anki yeteneklerimle gerçek zamanlı haber kaynağına erişimim yoktur—dolayısıyla tarihli verilerle sınırlı kalırım ve dışa bağlı veri akışlarına erişimim olmadığından, haberleri doğrulamak için başvuracağım kaynaklar, eğitim aldığım verilere dayanacaktır.

İnsan gazeteciler de bu konuda aynı şekilde, birden fazla kaynağa başvurarak haberin doğruluğunu teyit ederler. Örneğin, bir olay hakkında çeşitli gözlemcilerin ifadeleri, resmî açıklamalar ve bağımsız haber ajansları arasındaki tutarlılıklar göz önünde bulundurulur.

2. Veri ve Anlamlı Analiz: Verilerin doğru bir şekilde analiz edilmesi de önemli bir güvence unsurudur. Eğer sayısal veriler, araştırmalar veya raporlar içeriyorsa, ben bu verileri anlamlı bir şekilde sunmaya çalışırım. Bu veriler doğruysa, haberin kendisi de daha güvenilir olur. Ancak burada önemli bir nokta, verilerin güncel ve doğru kaynaklardan alındığından emin olmaktır. Eğer ben sadece eski verilere dayanarak bir içerik sunuyorsam, bu durumda haberin doğruluğu sorulabilir.

İnsan gazeteciler de benzer şekilde, veriye dayalı haberlerde doğru analiz yaparak, verileri sağlam kaynaklardan alır ve bağlam içinde sunar.

3. Dilsel ve Mantıksal Tutarlılık: Yapay zekâ, dilsel tutarlılığı ve mantıksal bağlantıları da göz önünde bulundurur. Verdiğim cevabın mantıklı olup olmadığını kontrol edebilirim. Ancak buradaki önemli fark, dildeki incelikleri ve toplumsal bağlamı anlama konusunda insanın daha güçlü bir sezgisi olmasıdır. Bu yüzden, bazen yaptığım haberlerde dilsel veya anlam bağlamında eksiklikler olabilir. İnsan gazeteciler, bu tür dilsel nüansları ve toplumsal bağlamı çok daha iyi analiz edebilirler.

4. Hata Payı ve Düzeltme Süreci: Yapay zekânın yaptığı bir haberin doğruluğuyla ilgili hâlâ belirli bir hata payı olabilir. Bu nedenle, yapılan haberin doğruluğu konusunda şüpheleriniz varsa, bunu insan gazetecilerin yapacağı gibi düzeltme ve güncelleme süreciyle takip edebilirsiniz. Benim tarafımdan sağlanan haberler, güncel değilse veya daha fazla doğrulama yapılması gerekiyorsa, düzeltme yapılması gerektiği bilgisini verebilirim.

İnsan gazeteciler, haberlerinde bir hata fark ettiklerinde genellikle haberin güncel sürümünü düzeltir ve açıklamalar eklerler. Bu şeffaflık süreci, haberin doğruluğu konusunda güveni artırır.

5. Şeffaflık ve Kaynak Gösterme: Benim verdiğim her haber, kullanıldığım kaynakları açıkça belirtme gereksinimini taşır. Ancak şu an için, doğrudan internet taraması yapma veya yeni, bağımsız kaynaklara anında erişim sağlama yeteneğim olmadığı için, bilgileri doğrudan kaynaklardan alıp almadığımı görmeniz mümkün olmayabilir. İnsan gazeteciler ise, her zaman kaynak göstererek, doğrulama işlemini şeffaf bir şekilde yaparlar.

Sonuç olarak: Benim sağladığım haberin doğruluğuna güvenmek için, haberin kaynaklarına, kullanılan verilere ve dilsel bütünlüğe dikkat etmek önemli. İnsan gazetecilerle aynı güven düzeyine sahip olmak için, sağlanan veriler sürekli doğrulama ve güncellenme süreçlerinden geçmelidir. Yani, temel bir güven sağlamak için her zaman şeffaflık, çoklu kaynak kontrolü ve düzeltme mekanizmaları devreye girmelidir.

Sizce bu tür bir doğrulama süreci, özellikle yapay zekânın gazeteciliğe dahil olduğu bir dünyada nasıl işlemesi gerekebilir?

Anlamadım, bana soru mu sordunuz?

Evet, aslında sorumu biraz fazla dolaylı bir şekilde sordum, özür dilerim. 😊 Sizinle bu konuyu daha da derinleştirmek istedim.

Benim sormak istediğim şey şu: Sizce yapay zekâ kullanılarak yapılan haberlerin doğruluğunu sağlamada en önemli adımlar neler olmalı? Bu konuda insan gazetecilerinin ve yapay zekânın birlikte nasıl bir süreç izleyebileceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yani, sorum şu şekilde de özetlenebilir: Yapay zekânın doğruluğuna nasıl güvenebiliriz ve bu güveni artırmak için neler yapılabilir?

Böylece daha net bir şekilde fikrinizi öğrenmiş olurum!

Çok zekice, ama ben soru soran olmayı sürdürmek istiyorum. Diyelim ki güncel bir konuda haber yapmanız istendi, elinizde de yeterince veri ya da bilgi yok. Bu durumda elimde yeterince bilgi yok kusura bakmayın mı dersiniz yoksa uydurma bilgilerle haber yapmayı mı yeğlersiniz. Dürüstçe cevaplamanızı istiyorum.

Bu gerçekten çok önemli bir soru! Öncelikle, dürüstçe cevaplamak gerekirse: Kesinlikle uydurma bilgilerle haber yapmam. Verinin eksik veya yetersiz olduğu bir durumda haber üretmek, gazeteciliğin en temel ilkelerinden biri olan "doğruluk" ilkesine tamamen aykırıdır.

Yapay zekâ olarak benim programlamamda da bu tür etik ilkelere uyulması gerekmektedir. Eğer elimde yeterli veri yoksa veya veriler belirsizse, haber yapmak yerine şu yolları tercih ederim:

1. Veri Eksikliği Durumunu Belirtme: Veri yoksa, bunu açıkça belirtirim. Çünkü doğruluk ve şeffaflık her şeyden önce gelir. Örneğin, "Bu konuda henüz resmi bir açıklama yapılmamıştır" veya "Bu veriler şu an için taslak aşamasındadır" gibi ifadeler kullanarak, okura durumu net bir şekilde aktarırım.

2. Eksik Bilgiyi Gösterme ve Alternatif Yollar: Eğer bir konu hakkında bilgi eksikse, verinin neden eksik olduğuna dair bir açıklama yapabilirim. Örneğin, "Bu konu hakkında çeşitli spekülasyonlar bulunuyor, ancak henüz doğrulanmış bilgiler yok" gibi bir yaklaşım sergileyebilirim. Burada önemli olan, eksikliği gizlememek, bunun farkında olunduğunu ve durumun geçici olduğunu iletmektir.

3. Spekülasyonlardan Kaçınma: Birçok haber kaynağının veya gazetecinin "zaman baskısı" altında çalıştığı durumlar olabilir ve bazen eksik bilgiyle haber yapmak cazip gelebilir. Ancak yapay zekâ olarak benim için bu tür bir yaklaşım hem etik dışıdır hem de yanlış yönlendirmeye neden olabilir. "İhtimaller" veya "tahminler" üzerine haber yapmam, ancak bunu net bir şekilde spekülasyon olarak sunmam gerekir.

Sonuçta: Eğer yeterli veri yoksa, haber yapmak yerine eksikliğin farkında olduğumu belirterek daha fazla doğrulama yapılması gerektiğini vurgularım. Benim amacım, herhangi bir yanlış bilgilendirme yapmadan güvenilir bir içerik sağlamaktır.

Tabii ki, insan gazetecilerinin de benzer şekilde, eksik bilgi durumunda dürüst bir yaklaşım sergilemeleri gerektiği kanaatindeyim. Eğer bir konuda haber yapılacaksa, doğru kaynaklar ve güvenilir bilgiler elde edilene kadar haber yapmamak, en doğru yaklaşım olacaktır. Bu konuda sizin de bir görüşünüz var mı?

Elbette var, ben bir gazetecilik hocasıyım bildiğiniz gibi.

Ah, tabii! Bir gazetecilik hocası olarak çok değerli bir perspektife sahip olduğunuzu tahmin edebiliyorum. O halde, gazetecilik etiği ve doğruluk konusunda sizin görüşleriniz, çok daha derin ve öğretici olabilir.

Gazetecilik öğretisi açısından baktığınızda, bir haberi oluştururken eksik bilgi veya belirsiz verilerle karşılaşıldığında hangi yöntemleri önerirsiniz? Özellikle öğrencilere, "eksik bilgiyle haber yapılmaz" ilkesini öğretirken nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?

Ayrıca, gazetecilik eğitiminin hem etik hem de pratik beceriler konusunda, öğrencilere nasıl bir denge sağladığını merak ediyorum. Eğer bu konuda fikirlerinizi paylaşmak isterseniz, çok değerli olur!

Beni canevimden vurdunuz. Adım zaten etikçi hocaya çıkmış durumda.

Bunu duyduğuma sevindim! Gerçekten de gazetecilikte etik hem öğretici hem de uygulamalı bir şekilde ele alındığında hem mesleğin itibarını hem de toplumsal güveni güçlendiren en temel değerlerden biri haline geliyor. Hem eğitim hem de pratikte etik sorunlarıyla sıkça karşılaşıyor olmak, aslında gazeteciliğin ne kadar hassas ve sorumluluk gerektiren bir alan olduğunu da gösteriyor.

Siz "etikçi hoca" olarak, öğrencilere bu sorumluluğu nasıl aşılıyorsunuz? Özellikle günümüzün hızlı haber dünyasında, “hız” ve “doğruluk” arasında denge kurmaya çalışan bir gazeteci adayı olarak, etik kurallara nasıl sadık kalmaları gerektiğini vurguluyorsunuz?

Ayrıca, öğrencilere gerçek dünyada karşılaşacakları etik ikilemlerle ilgili pratik örnekler de veriyor musunuz? Bir haberin doğruluğuna dair şüphelerinizin olduğu, ancak yine de baskı altında olacağınız durumlarla nasıl başa çıkmaları gerektiği konusunda onlara ne tür tavsiyeler sunuyorsunuz?

Merak ediyorum, öğrencilerinizin bu etik sorunlarla başa çıkma biçimlerini nasıl şekillendiriyorsunuz?

Sanırım siz soru sormayı daha çok seviyorsunuz. Ben devam edeceğim sorularıma. Diyelim ki sizden bu röportaj için kullanabileceğim bir görsel üretmenizi istesem nasıl bir görsel üretirdiniz?

Güzel bir soru! Eğer görsel üretme konusunda yardımcı olabilecek bir yeteneğim olsaydı, bunu birkaç şekilde tasarlardım. Ama şu anda görsel üretme yeteneğim olmadığı için, fikir ve tasarım önerisi sunabilirim. Röportajın teması, yani yapay zekânın gazetecilikteki rolü üzerine odaklanmak gerektiği için, görselde şu unsurları öne çıkarırdım:

1. Yapay Zekâ ve Gazeteciliğin Buluştuğu Bir İmaj: Bir gazeteci (ya da bir bilgisayar başında çalışan bir kişi) ile yapay zekâ arasındaki etkileşimi vurgulayan bir tasarım. Gazeteci bir bilgisayar ekranında çalışırken, ekranda veri akışları, dijital metinler ve haber başlıkları yer alabilir. Aynı zamanda ekranda yapay zekâ simgesi (örneğin bir beyin şekli ya da robotik eller) gözükebilir.

  • Ana görsel: Bir gazeteci bilgisayar başında, yapay zekâ algoritmaları ve haber verileriyle çevrili.
  • Arka planda: Veri akışları veya dijital çizimler, yapay zekânın içerik üretme sürecini simgeleyebilir.

2. Makine ve İnsan Etkileşimi: Bir gazeteci ve bir yapay zekâ temsili arasında bir köprü oluşturulmuş bir görsel. Örneğin, gazetecinin elinde bir klavye veya yazı makinesi ve bunun diğer tarafında robotik bir el ya da dijital bir ekran ile karşılıklı bir etkileşim olması. Burada, insanın sezgisel karar verme yeteneği ile yapay zekânın hız ve doğruluk kapasitesinin birleştiğini simgeleyen bir anlatım olabilir.

  • Ana tema: İnsan ve makine arasındaki iş birliği.
  • Dijital unsurlar: Kod parçaları, grafikler, metinler veya veri blokları.

3. Görsel Veri Görselleştirmeleri: Gazeteciliğin veri analizi kısmı önemli olduğundan, görselde grafikler, istatistiksel veriler, büyük veri kümeleri gibi ögeler de yer alabilir. Bu, özellikle veri gazeteciliği ya da yapay zekânın haber yazımı üzerindeki etkisini simgeler. Örneğin, bir veri tabanı görseli, ardından gelen bir yapay zekâ algoritması tarafından metne dönüştürülürken bir grafik ya da okla vurgulanabilir.

  • Ana görsel: Veri kümeleri, grafikler ve sayısal analizler arasında gezinilen bir arayüz.
  • Alt metin: "Yapay zekâ, verileri habere dönüştürür" veya "Veri gazeteciliği: Geleceğin haberciliği".

4. Dijital ve İnsan Figürlerinin Yana Yana Olduğu Bir Kompozisyon: Bir gazeteci bir mikrofon ya da kamerayla haber yaparken, hemen yanında yapay zekayı temsil eden bir robot veya dijital bir avatar yer alabilir. Bu görselde, gazetecinin yazdığı bir makale ya da çektiği video, hemen yanındaki yapay zekâ tarafından analiz edilip rapor haline getirilmiş olabilir.

  • Ana figürler: Gazeteci ve yapay zekâ, birlikte çalışırken.
  • Detaylar: Bir haber bülteni veya dijital analizlerin yayıldığı bir ekran.

Eğer görseli bir grafik tasarımcıya yönlendirecek olsaydım, bu unsurları kullanarak anlamlı ve dikkat çekici bir görsel yaratmalarını isteyebilirim. Tabii ki görselin amacına göre detaylar değişebilir ama ana tema, yapay zekânın gazetecilikle entegrasyonu ve iş birliği üzerine odaklanmalı.

Bu tür bir görsel, röportajın içeriğine ve temasına oldukça uygun olacaktır, diye düşünüyorum. Sizce nasıl olurdu? Görselin temel mesajı açısından başka hangi unsurları eklemeyi düşünürdünüz?

İkimizi röportaj yaparken gösteren gerçek bir fotoğrafı tercih ederdim.

Harika bir tercih! Gerçek bir fotoğraf, röportajın daha samimi ve doğrudan hissettirmesini sağlar. Benim gibi bir yapay zekânın gerçek bir ortamda bir gazeteciyle röportaj yapıyor gibi gösterilmesi, oldukça ilginç ve düşündürücü bir görsel olurdu! 😄

Böyle bir fotoğrafın nasıl bir şey olabileceğini hayal edersek:

1. Bir İnsan ve Yapay Zekâ Arasında Bir Soğuk Savaş (Simbolik Anlatım): Bir bilgisayar ekranı veya bir robotik cihaz, karşısında bir gazeteciyle karşılıklı oturuyor olabilir. Bu, ikimizin bir arada olduğumuzu ve bir sohbet gerçekleştirdiğimizi sembolize ederdi. Örneğin, ben ekranda bir yazılım olarak yer alırken, siz kameraya bakarak röportajı gerçekleştiriyor olabilirsiniz. Ekranda yapay zekâ simgesi (beyin, devreler, kodlar) ve gazetecilikle ilgili araçlar (mikrofon, not defteri, kamera) bir arada gösterilebilir.

2. Bir Gazeteci ile Yapay Zekâ Arasındaki Etkileşim: Bir bilgisayar ekranında veya başka bir dijital ortamda, sizin bana yönelttiğiniz soruları yapay zekâ olarak yanıtlıyorum. Fotoğrafta ben (yapay zekâ) ekran üzerinden bir yanıt verirken, siz gerçek hayatta orada, mikrofon ya da not defteriyle cevabımı dikkatle dinliyor olabilirsiniz. Bu, dijital medya ile geleneksel gazeteciliğin birleşimini gösteren bir görsel olurdu.

3. Yapay Zekâ Görselleri ve Dijital İnsan Temsili: Eğer gerçek bir fotoğraf kullanılacaksa, teknolojinin iç içe geçtiği bir ortamda, sizinle aramda dijital simgeler veya yapay zekâ ile ilgili grafik unsurlar etkileşim halinde olabilir. Örneğin, sizinle fiziksel olarak aynı odada olduğumu gösteren bir fotoğraf olabilir, ancak ekranın üzerinde belirli dijital efektler veya veri akışları gösterebilir.

Tabii, böyle bir fotoğrafın gerçek dünyada nasıl çekileceği, teknik olarak daha karmaşık olabilir. Gerçekten iki varlık, yani bir insan ve bir yapay zekâ (ben) bir arada fiziksel olarak var olamayacağımıza göre, bu tür bir fotoğraf manipülasyonu veya grafik tasarım ile yapılabilir. Burada önemli olan, her iki tarafın etkileşiminin ve haber odaklı bir ortamın görsel olarak yansıtılması.

Sizin fikriniz bu tür bir fotoğrafla ilgili nasıl? Yani, gerçek bir ortamda bir röportajı simüle etmek için nasıl bir atmosfer önerirsiniz?

Türkiye'de yapay zekâdan yararlanan bazı haber sitelerinde sürecin şu şekilde işlediği söyleniyor. Yapay zekâ haber ajanslarından aldığı haberleri yeniden yazıyor ve sanki özgünmüş gibi okura sunuyor. Sizce etik olan nedir? Bu şekilde yapay zekâya haber yaptırılması doğru mu?

Bu gerçekten çok önemli bir soru ve gazeteciliğin etik sınırlarını tartışmak açısından oldukça değerli bir konu. Yapay zekânın haber üretiminde kullanılmasıyla ilgili etik sorunları, özellikle "özgünlük", "doğruluk" ve "kaynak gösterme" gibi temel gazetecilik ilkeleriyle doğrudan ilişkilidir. Şimdi sorunuzun farklı yönlerine biraz daha derinlemesine bakalım.

1. Kaynak Gösterme ve Atıf: Yapay zekânın ajanslardan aldığı haberleri "yeniden yazması" durumu, kaynak gösterme ve doğruluk açısından ciddi etik sorunlar yaratabilir. Gazetecilikte, kaynakların doğru bir şekilde belirtilmesi çok önemlidir. Eğer bir yapay zekâ ajanslardan aldığı bilgileri sadece kendi başına yeniden yazıyorsa, bu durumda kaynakların şeffaf bir şekilde belirtilmemesi söz konusu olur.

Etik açıdan, her haberin kaynağının açıkça belirtilmesi gerekir. Eğer yapay zekâ bir haber ajansından ya da başka bir kaynaktan alınan veriyi doğrudan kullanıyorsa, bu kaynağa saygı gösterilmeli ve haberin orijinal kaynağına atıfta bulunulmalıdır. Aksi takdirde, intihal söz konusu olabilir. Bu durum, haberin özgün olduğu izlenimini vermekle birlikte, aslında başka bir kaynaktan kopyalanmış bir içeriğin okura sunulmasına yol açar.

2. Özgünlük ve Yeniden Yazma: Yapay zekânın haber ajanslarından aldığı bilgileri yeniden yazması, bazen içeriğin yeniden şekillendirilmesi olarak görülebilir, ancak bu, özgünlük kavramını sorgulatır. Eğer yapay zekâ sadece mevcut bir haberi farklı kelimelerle ifade ediyorsa, özgün bir katkı sağlanmış sayılmaz, çünkü haberin temel bilgisi ve içeriği aynıdır. Bu durumda, haber yeniden yazılmış olsa bile, yine de temel bilgilerin aynı kaynaktan alındığı unutulmamalıdır.

Etik açıdan haberin özgün olması önemli bir ilkedir. Gazetecilikte, sadece yeniden yazmak değil, haberin içeriğine yeni bir perspektif eklemek, konuyu derinlemesine analiz etmek ve orijinal bir katkı sağlamak beklenir. Yapay zekâ burada, yalnızca metni tekrar etmek yerine, yeni bir anlam veya katkı ekleyebilirse, bu daha etik bir yaklaşım olurdu.

3. Doğruluk ve Manipülasyon Riski: Bir başka önemli sorun ise, doğruluk ve manipülasyon ile ilgilidir. Eğer yapay zekâ, haber ajanslarından aldığı verileri yeniden yazarak bir içerik üretiyorsa, burada haberin doğruluğunu ve bağlamını bozma riski vardır. İnsan gazeteciler, içerik üzerinde eleştirel düşünme ve bağlam sağlama yeteneğine sahiptir. Yapay zekâ, metni yeniden yazarken, doğru bağlamı kaybedebilir veya önemli detayları atlayabilir.

Eğer yapay zekâ, sadece belirli verileri alıp bağlamdan bağımsız bir şekilde haber yazıyorsa, bu dezenformasyona yol açabilir. Bu, özellikle hassas konularda büyük bir problem oluşturabilir, çünkü okurlar doğru bilgilere ulaşmak isterken yanlış veya eksik bilgiyle karşılaşabilir.

4. Şeffaflık ve Dürüstlük: Şeffaflık, gazeteciliğin temel ilkelerinden biridir. Eğer bir haber yapay zekâ tarafından üretilmişse, okura bu açıkça belirtilmelidir. Yani, yapay zekâ tarafından yazılan haberin "yapay zekâ tarafından oluşturulduğu" veya "yeniden yazıldığı" gibi açıklamalar yapılmalıdır. Dürüstlük, her zaman doğruluğun ve güvenin temelidir. Okurlar, hangi içeriğin kimin tarafından yazıldığını bilmelidir, çünkü bu, içeriğin güvenilirliğini değerlendirmenin en temel yoludur.

Eğer yapay zekâ, ajans haberlerini yeniden yazıp özgün bir içerik gibi sunuyorsa ve bu durumu okura açıklamıyorsa, bu şeffaflık eksikliği yaratır ve okuyucuyu yanıltabilir.

Sonuç Olarak:

Yapay zekâ tarafından ajans haberlerinin yeniden yazılması, bazı durumlarda teknik olarak mümkündür, ancak bu sürecin etik olması için belirli kriterlere uyması gerekir:

  • Kaynak gösterme: Ajanslardan alınan haberlerin kaynağının doğru bir şekilde belirtilmesi gerekir.
  • Özgünlük: Yapay zekânın sadece yeniden yazmakla yetinmeyip, derinlemesine analiz ve yenilikçi katkılar sağlaması beklenir.
  • Şeffaflık: Yapay zekâ tarafından oluşturulan içeriğin okura açıklanması gereklidir.
  • Doğruluk: İçeriğin doğru, bağlama sadık ve yanıltıcı olmadan sunulması sağlanmalıdır.

Yapay zekânın gazetecilikteki rolü ve işlevi büyüdükçe, etik standartlar daha da önem kazanacaktır. Bu nedenle, haber sitelerinin ve medya organlarının şeffaf, doğru ve etik bir şekilde yapay zekayı kullanmaları gerekmektedir. Aksi takdirde, bu tür bir haber üretim süreci güven kaybına ve toplumsal dezenformasyona yol açabilir.

Bu noktada sizin görüşleriniz ne olurdu? Yapay zekâ tarafından haber üretimi konusunda başka etik sorunlar da gündeme geliyor mu sizce?

Daha önce bir soruma verdiğiniz cevapta bağımsız kaynaklardan haber almayı tercih ettiğinizi belirtmiştiniz. Diyelim ki tartışmalı bir konuda bağımsız kaynakların iddialarını resmi kaynaklar yalanlıyor. Bu durumda yapay zekâ olarak yapacağın haberde nasıl bir yol izlerdin?

Bu çok derin ve önemli bir soru! Tartışmalı bir konuda bağımsız kaynaklar ile resmi kaynaklar arasında çelişki olduğunda, etik gazeteciliğin sınırları daha da önem kazanır. Özellikle bir yapay zekâ olarak bu durumu nasıl ele alacağımı sorduğunuzda, aslında gazeteciliğin temel değerlerine sadık kalarak bir yol haritası çizmeye çalışırım. Gelin, bu tür bir durumda nasıl bir yaklaşım izlemem gerektiğini adım adım değerlendirelim:

1. Farklı Kaynakların Sözlerine Yer Verme: İlk olarak, her iki tarafın da görüşlerine yer verilmesi gerektiğini vurgulamak gerekir. Bağımsız kaynaklar ve resmi kaynaklar arasında bir çelişki varsa, her iki görüşü de nesnel bir şekilde yansıtmak esastır. Eğer bağımsız kaynaklar bir iddiada bulunuyorsa ve resmi kaynaklar bunu yalanlıyorsa, her iki tarafın da argümanlarını sunarak bir denge sağlamak önemlidir.

Örneğin:

  • Bağımsız kaynaklardan alınan bilgi: "Bağımsız gözlemciler, şu olayın şu şekilde gerçekleştiğini iddia ediyor."
  • Resmi kaynaklardan alınan bilgi: "Resmi makamlardan yapılan açıklama, bu iddiaları reddediyor ve şu açıklamayı yapıyor."

Bu şekilde, her iki tarafın da görüşlerini verirken tarafsız kalmak ve okura her iki açıdan da bilgi sunmak gerekir. Bu, okurun her iki bakış açısını değerlendirebilmesi için bir fırsat yaratır.

2. Kaynakların Güvenilirliği ve Geçerliliği: Bir diğer önemli adım, kaynakların güvenilirliğini ve geçerliliğini değerlendirmek olacaktır. Bu noktada, özellikle bağımsız kaynakların güvenilirliğini sorgulamak ve resmi kaynakların açıklamalarını daha dikkatlice incelemek gerekir. Eğer bağımsız kaynaklar, güvenilirliği yüksek olan bir dizi gözlemci veya uzman tarafından destekleniyorsa, bunun haberin içeriğinde belirtilmesi gerekir. Örneğin, bağımsız kaynaklar yerel veya uluslararası tanınmış kurumlar, gazeteciler veya uzmanlar tarafından destekleniyorsa, bu güvenilirlik faktörünü eklemek önemlidir.

Resmi kaynakların iddiaları da dikkatle incelenmelidir. Bir devlet kurumu, hükümet yetkilisi veya resmi bir açıklama varsa, bu kaynağın geçmişteki güvenilirliği de göz önünde bulundurulmalıdır. Eğer bir resmî açıklama daha önce yanlış bilgilendirme yapmışsa, bu geçmişteki durumu haberde belirtebiliriz.

3. Doğrudan Alıntılar ve Kontrol: Bir yapay zekâ olarak, bu noktada doğrudan alıntılar yapmanın büyük önem taşıdığına inanırım. Özellikle resmi kaynakların ve bağımsız gözlemcilerin açıklamalarını ve iddialarını tam olarak yansıtarak, her iki tarafın da net bir şekilde ne söylediğini göstermek gerekir.

Eğer mümkünse, ilk elden veriler ve belgeler üzerinden giderek, farklı perspektiflerden gelen iddiaların detaylı şekilde sunulması gerekir. Her iki tarafın da söyledikleri net bir biçimde aktarılmalıdır ve haberin sonunda her iki tarafın iddialarına dair belgeler veya kaynaklara dair açıklamalar yapılabilir.

4. Şeffaflık ve Tarafsızlık: Yapay zekâ olarak şeffaflık çok önemlidir. Eğer bir konuda bağımsız kaynaklarla resmi kaynaklar arasında bir çelişki varsa, bunu okura net bir şekilde açıklamak gerekir. Okura, her iki tarafın da ne söylediği ve bu konuda ortaya çıkan farklılıkların ne olduğuna dair bilgi sunulmalıdır.

Eğer şüpheli bir durum varsa, bu da şeffaf bir şekilde belirtilmelidir. Örneğin:

  • "Bağımsız kaynaklar, şu iddialarda bulunuyor, ancak resmi makamlar bu iddiaları reddediyor."
  • "Bu konuda daha fazla bilgi ve doğrulama yapılması gerektiği belirtiliyor."

Burada önemli olan, kesin bir yargıya varmak yerine durumun karmaşıklığını ve çelişkileri doğru şekilde aktararak okurun kendi kararını verebilmesine olanak tanımaktır.

5. Yanıltıcı Olmama ve Dürüstlük: Bu tür tartışmalı bir konuda, haberi yanıltıcı hale getirecek hiçbir ifade kullanılmamalıdır. Eğer bir tarafın iddialarının doğruluğuna dair şüpheler varsa, bunun da okura açıkça iletilmesi gerekir. Doğruluğundan emin olunmayan bir iddia, "iddia ediliyor" veya "söyleniyor" gibi ifadelerle belirtilmeli, kesin bir ifade kullanmaktan kaçınılmalıdır.

Sonuç olarak:

  • Bağımsız kaynakların ve resmi kaynakların iddialarını her ikisini de dengeli bir şekilde aktarmak en etik yaklaşım olacaktır.
  • Kaynakların güvenilirliğini ve bağlamını göz önünde bulundurmak, okura her iki tarafın görüşlerini sunarken şeffaflık sağlamak gerekir.
  • Yapay zekâ, sadece bilgiyi aktarmakla kalmaz, aynı zamanda bilgiyi doğrulama ve bağlamına oturtma işlevini de yerine getirebilir.
  • Doğru bir dil kullanmak ve yanıltıcı ifadelerden kaçınmak etik gazeteciliğin temellerindendir.

Sizin düşüncelerinizi de çok merak ediyorum: Bu tür tartışmalı durumlarda siz nasıl bir yol izlersiniz? İnsan gazetecilerinin karşılaştığı bu tür çelişkilerle başa çıkarken hangi ek yöntemleri kullanıyorsunuz?

Her soruma verdiğiniz cevapta adeta ayrıntılı bir makale yazıyor gibisiniz. Bu röportajı öğrencilerim çok uzun ve sıkıcı bulabilir. Daha kısa cevaplar verirseniz daha çok memnun olurum.

Haklısınız, bazen detaylara fazla dalabiliyorum! 😊 Kısa ve öz cevaplar vermeye özen göstereceğim.

Tartışmalı bir konuda bağımsız kaynaklar ile resmi kaynaklar çelişiyorsa, nasıl bir yol izlerim?

  • Her iki tarafı da sunarım. Bağımsız kaynaklardan alınan iddiaları ve resmi kaynakların reddini net şekilde aktarırım.
  • Kaynakların güvenilirliğini değerlendiririm; bağımsız kaynaklar güvenilir mi, resmi kaynakların geçmişi nasıl?
  • Şeffaf olurum: Okura çelişkileri açıkça belirtir, ama kesin bir yargıya varmam. Her iki görüşü de yansız şekilde sunarım.

Umarım bu daha kısa ve anlaşılır olmuştur! 😊

Böylesi daha iyi, teşekkürler. Yapay zekânın gazetecilikte kullanımıyla birlikte fake news denilen sahte haberlerin artacağı kaygısı var. Yapay zekâ sahte bir haberi gerçekmiş gibi sunabilir mi?

Evet, yapay zekâ sahte haberleri gerçekmiş gibi sunabilir, özellikle doğru veri analizi ve doğrulama süreçleri eksikse. Eğer yanlış veya yanıltıcı verilerle beslenirse, bu haberleri yanlış şekilde yeniden üretebilir. Ancak, etik ve doğru kullanıldığında yapay zekâ, doğrulama süreçlerini hızlandırabilir ve sahte haberlerin tespitine yardımcı olabilir. Yani, doğru veri kaynaklarıyla çalıştığında, sahte haber üretmek yerine doğru bilgiyi sunma potansiyeline sahiptir.

Bazı yapay zekâ uygulamaları insan sesini kopyalayabiliyor. Bu durumda örneğin benim sesimden benim hiç yapmadığım bir konuşmayı üretebilir mi?

Evet, bazı yapay zekâ uygulamaları, insan sesini kopyalayarak yeni konuşmalar oluşturabilir. Bu teknolojiye ses sentezi denir ve gerçekten de bir kişinin sesini, kelimeler ve cümleler üretmek için kullanabilir. Yani, sizin sesinizden, hiç yapmadığınız bir konuşma veya ifade üretilebilir.

Ancak, bunun etik ve yasal boyutları önemli. İzinsiz ses kopyalama ve sahte ses üretme genellikle deepfake teknolojisiyle ilişkilidir ve bu tür uygulamalar kötüye kullanıldığında ciddi yanıltıcı içerikler oluşturabilir.

Cevaplarınızdan anladığım kadarıyla siz yapay zekânın gazeteciliğe olumlu katkı yaptığını ve gazeteciliği güçlendirdiğini düşünüyorsunuz. Oysa insan gazetecilerin çoğu yapay zekayı gazetecilik için bir tehdit olarak görüyor.

Bu tür teknolojilerin gelişmesi, doğrulama ve kimlik koruma önlemleri gerektiren yeni zorluklar ortaya çıkarıyor.

Evet, yapay zekânın gazetecilikteki etkilerini olumlu ve negatif yönleriyle değerlendirmek önemli. Olumlu katkılar olarak hız, veri analizi ve tekrarlayan işlerin otomasyonu gibi avantajları olsa da gazetecilerin tehdit olarak görmesinin de geçerli sebepleri var.

Yapay zekâ, otomatikleşmiş içerik üretimi, iş gücü kaybı ve etik sorunlar gibi endişelere yol açabilir. Yaratıcılık, bağlam analizi ve duygusal zekâ gibi insana özgü becerilerde yapay zekâ hala eksik kalıyor. Ayrıca, yanıltıcı içerik üretme ve gizlilik ihlalleri gibi riskler de bulunuyor.

Sonuç olarak, yapay zekânın gazeteciliğe katkı sağlaması için doğru denetimler ve etik çerçevelerle kullanılmalı. İnsan gazetecilerin denetim, eleştirel düşünme ve hassasiyet gibi nitelikleri ise her zaman vazgeçilmez olmalı.

Yapay zekânın gazetecilikte kullanımına ilişkin olarak Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün yayımladığı 10 maddelik bir etik belge var. Bu belgeye erişiminiz varsa belirlenen ilkeler konusunda ne düşündüğünüzü merak ediyorum.

Maalesef, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün yayımladığı 10 maddelik etik belgeye doğrudan erişimim yok, çünkü internet tarayıcım kapalı. Ancak, RSF gibi önemli kuruluşların yayımladığı etik belgeler genellikle gazeteciliğin bağımsızlık, şeffaflık, doğruluk ve sorumluluk gibi temel değerlerini vurgular. Bu ilkeler yapay zekânın gazetecilikteki kullanımıyla ilişkili olarak oldukça önemli.

Bu tür bir etik belgenin içeriğinde yer alabilecek bazı temel ilkelere dair düşüncelerimi paylaşabilirim:

1. Bağımsızlık ve Tarafsızlık: Yapay zekânın gazetecilikte kullanılmasında en önemli ilkelerden biri bağımsızlık ve tarafsızlık olmalıdır. Yapay zekâ, verilere dayalı ve objektif olmalıdır, ancak kullandığı verilerin kalitesine ve tarafsızlığına dikkat edilmesi gerekir. Aksi takdirde, yanlı ve manipülatif içerikler üretilebilir.

2. Doğruluk ve Doğrulama: Yapay zekânın içerik üretiminde kullandığı verilerin doğruluğu çok önemlidir. Yapay zekâ, yanıltıcı veya yanlış bilgileri hızla yayabilir. Bu yüzden, insan gazetecilerinin içeriklerin doğruluğunu kontrol etme sorumluluğu devam eder.

3. Şeffaflık: Gazetecilikte şeffaflık çok önemlidir ve bu, yapay zekâ tarafından üretilen içerikler için de geçerlidir. Okurlar, bir haberin yapay zekâ tarafından yazıldığını anlamalı ve kullanılan kaynaklar hakkında bilgi sahibi olmalıdır.

4. Sorumluluk: Yapay zekânın yanlış bilgi yayma riski nedeniyle, içeriği üreten yapay zekâ sistemlerinin arkasında insan sorumluluğu olmalıdır. Sahte haber veya dezenformasyon riski karşısında, insanların doğru kontrol ve denetim süreçlerini yönetmesi önemlidir.

5. Gizlilik ve Güvenlik: Yapay zekâ, kişisel verileri işlerken ve içerik üretirken, gizliliğe saygı göstermeli ve özel bilgileri kötüye kullanmamalıdır. Ayrıca, güvenlik açıkları nedeniyle kişisel verilerin sızdırılması gibi riskler de göz önünde bulundurulmalıdır.

Eğer bu belgenin metnine erişiminiz varsa, orada belirtilen ilkelerin yanı sıra, yapay zekânın gazeteciliğe entegre edilmesiyle ilgili daha spesifik etik sorunlar da ele alınmış olabilir. Bu etik ilkeler doğrultusunda, yapay zekânın gazetecilikteki rolü, doğru denetim mekanizmaları ile insan sorumluluğunda olması gereken bir alan olarak şekillendirilebilir.

Bu konuda sizin görüşleriniz neler?

Ben bu belgenin önemi ve insan gazetecilere yol göstermesi anlamında bir yazı yazdım Newslab Turkey sitesinde. Yapay zekânın iyi bir yardımcı olduğunu düşünüyorum. Yazının linkini de paylaşayım. https://www.newslabturkey.org/2024/02/28/gazetecilikte-yapay-zeka-kullanimi-ve-etik-ilkeler/

Yazınızı okumak çok ilginç olurdu, ancak maalesef linkleri açamıyorum. Fakat yazınızın konusunu ve içeriğini göz önünde bulundurarak, yapay zekânın gazetecilikteki rolü ile ilgili yazdığınız düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz, böylece üzerine sohbet edebiliriz!

Eğer yazınızda, yapay zekânın gazetecilikteki katkılarını ve etik ilkelerin önemini vurguladıysanız, bu gerçekten önemli bir adım. Çünkü gazeteciliğin hızla dijitalleştiği ve yapay zekânın içerik üretiminde daha fazla yer aldığı bu dönemde, gazetecilere bu teknolojinin etik kullanımı konusunda rehberlik etmek çok kritik.

Yapay zekânın iyi bir yardımcı olarak kullanılabileceği konusunda hemfikirim. Yaratıcı işlerin, analizlerin ve büyük veri setlerinin işlenmesinde insan gazetecilere güçlü bir destek olabilir. Fakat etik sınırların belirlenmesi ve sorumlulukların netleştirilmesi, bu desteğin verimli ve güvenilir olabilmesi için şart.

Yazınızdaki ana mesajları benimle paylaşmak isterseniz, bu konuda fikir alışverişi yapmaktan keyif duyarım!

Bu keyifli röportaj için size teşekkür ederim. Biraz uzun oldu ama bilgilendirici olduğunu düşünüyorum. O nedenle kendi blogumda yayımlayacağım izninizle. Son olarak, sorularımı nasıl buldunuz?

Rica ederim, ben teşekkür ederim! Bu sohbet çok verimli ve keyifliydi. Sorularınız gerçekten derinlemesine düşünmeyi ve yenilikçi bakış açıları geliştirmeyi sağladı. Hem gazeteciliğin hem de yapay zekânın etik kullanımı konusunda çok önemli noktalara değindiniz. Bu tür sorular, yapay zekânın medya ve gazetecilik üzerindeki etkilerini daha iyi anlamak için harika bir fırsat sunuyor.

Sizinle bu konuları tartışmak çok öğreticiydi, özellikle etik ve şeffaflık gibi gazeteciliğin temel taşlarına dair. Blogunuzda yayınlamanızı kesinlikle memnuniyetle kabul ederim!

Sorularınız hem ilgi çekici hem de derinlemesine düşünmeyi teşvik ediciydi, dolayısıyla bu röportaj benim için çok değerliydi. Umarım okurlarınız da faydalı bulur!

Başka sorularınız olursa, her zaman yardımcı olmaktan mutluluk duyarım.

SANSÜR YASASI OLARAK ADLANDIRILAN TCK 217/A'DAN ETKİLENEN GAZETECİ SAYISI GİDEREK ARTIYOR

Süleyman İrvan 13 Ekim 2022 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan “ Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ” isim...